Mübarek Ramazan ayının manevi iklimine girdik. Ramazan ayına değerini veren en büyük sebep elbette ki Kur’an’dır. Kur’an bu ayda indirilmiştir. Cebrail (a.s.) o güne kadar inen âyetleri Hz. Peygamber’e (s.a.s.) okur,  Hz. Peygamber de Cebrail’e (a.s.) okurdu. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vefat edeceği sene bu okuma iki kez yapılmıştır. Bu karşılıklı okumaya mukabele denir ki bu okuma sünneti günümüzde de devam etmektedir.

Her yıl Ramazan ayında Kur’an okuma halkaları kurulur. İyi bilen biri okur, diğerleri takip eder. Bu şekilde her bir harfine on sevap yazıldığı Kur’an’ı okumak ile sevaba nail olunmuş olur ve varsa okuma hataları düzeltilmiş olur.

Peki, Kur’an’ı sadece okumak yeterli midir? Ya da Kur’an sadece okunmak için mi indirildi?

Kur’an, sadece okunması için indirilmedi. O her bir ayeti ile bir hayat kanunu ve nizamıdır. O hayata tatbik edilmek ve uygulanıp hayatı onunla şekillendirmek için indirilmiştir. Onu tecvit kurallarına uyarak, tane tane tertil üzere anlayarak okumak ile birlikte, tilavet etmek de gereklidir. Tilavet, tela kökünden gelir ve bir şeyi takip etmek, izinden gitmek, peşi sıra gidip ona tabi olmak ve ondan ayrılmamak gibi manalara gelir. Allah (c.c.) ayeti kerimede: “Güneşe ve duha vaktindeki aydınlığına ve onu takip ettiği zaman Ay’a and olsun” buyurmaktadır.

Ay, Güneş’in yörüngesidir, onu takip eder ve ondan hiç ayrılmaz. Bir milim ne ileri ne de geri gider. Onu her zaman takip ederek ona tabi olur. Güneş de ona aydınlığını, ısı ve enerjisini verir. Ay’ın hiçbir ışığı yokken, Güneş’in sayesinde nurlanır ve parlar.

Müminin Kur’an’ı tane tane, tecvit kurallarına uyarak okuması gerektiği gibi, ona tabi olması, peşi sıra gitmesi, onu kendine rehber edinmesi ve izinde gitmesi gerekiyor. Böyle yaptığında Kur’an, ona dosdoğru bir yol çizer. Onu en doğru yola ve en doğru hayat kurallarına ulaştırır. Onu kademe kademe yükselterek mevlasına ve cennetine ulaştırır. Güneşin ayı aydınlattığı gibi onu aydınlatır. Önünde bir nur ve kılavuz olur. Onu şirke, dalalete, fısk ve fücura dalmaktan muhafaza eder. Onu Allah’ın dışındaki tüm sahte ilahların kulluğundan kurtarıp bir ve tek olan Allah’ın kulluğuna sevk eder. Bunun için Kur’an’ı sadece okumak yeterli değildir. Onu mutlaka anlamaya çalışmak gerekir. Anlamak da yeterli değildir onu mutlaka uygulamak gerekir.

Sahâbe, Kur’an’ın inen ayetlerini okur, anlamadıkları yerleri Allah’ın Resulüne sorar ve o âyetlerin uygulamasında en ufak bir tereddüt göstermezlerdi. Günümüz şartlarında Kur’an’ın tecvitle okunmasına verilen önem kadar, anlaşılmasına ve tatbikatına önem verilmemektedir. Verilmediğinden dolayı da toplum inanç, amel, ahlak ve muamelat açısından bir çöküntü içerisindedir. Buradaki kastım Kur’an meallerinin yapılmaması veya tefsirlerin olmayışı açısından değildir. Bu alanda fazlasıyla çalışma yapılmış ve yapılmaktadır. Buradaki kastım okunmaya başlanırken, anlamaya dönük bir çalışmanın içerisine girilmemesi, çokça okunmasına değer verildiği kadar anlama ve uygulamasına önem verilmemesidir.

Kur’an’ı ezberlemiş nice hafız dahi anlamaya dönük bir çaba içerisinde olmadığından onun ruhundan uzak bir yaşam içerisindedir. Hâlbuki Hz. Peygamber (s.a.s.) yürüyen bir Kur’an’dı. O’nun ahlakı tamamen Kur’an idi.  

Ahlakı Kur’an olan Resulün ahlakı hayatımızı şekillendirirse bugünkü toplumsal ve ahlaki hiçbir problem ve sıkıntı kalmayacaktır inşAllah.

İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayını da vesile bilerek Kur’an’ın okunması ile birlikte tilâvetine de ağırlık verilmesi temennisi ile Allah’a emanet olun.