Burç, kale demektir. Kalenin burcunu herkes bilir.

Eski çağlarda kentler kalelerle korunuyordu. Özellikle Avrupa’da güvenlik her zaman ciddi bir sorundu. Bu nedenle birçok kentin sonunda “bourg” eki vardır. Hamburg, Lüksemburg, Petersburg gibi. Bunların sonundaki “bourg” bildiğimiz burçtan başka değildir ve Arabi kökenlidir. Dolayısıyla Kur’anî’dir. Çünkü Kur’an’da Buruc Suresi vardır. Esasen Burjuva da buradan türemedir.

Kentlerde yaşayan, üretim araçlarını ellerinde bulunduran zengin kesime burjuva adı verilir. Bunlar şehirlerdeki kalelerinde halka karışmaz kendilerini korumaya alırdı.

Buruc Suresi burjuvazinin sırlarını keşfediyor.

“Şahitlik edene ve edilene” (Buruc:3) Demek ki bazıları kendini ekonomik, siyasi, sosyal hatta hukuki güvenceye alarak yüksekten bakar. Bunlar burjuvadır.

Bazıları da zemindedir, seyredilendir, didinir, çalışır.

Burçlardakiler rahmetle dünyaya şahitlik ederlerse bunda bir problem yok. Fakat tekebbür, zulüm, sömürü için orada otururlarsa bunun sonu burçların yıkılması, burjuvanın çökmesidir.

 “Yüksek burçlarda olsanız da ölüm sizi yakalar”(Nisa:73) Ayet, dünyadaki burçların insanda ölüme karşı bir gaflet ve pervasızlık oluşturduğunu açıkça beyan ediyor. Yoksa neden özellikle ölüm, burçlarda olan insana ulaşsın. Bu, burjuvanın halet-i ruhiyesini en açık biçimde ortaya koyuyor. Çünkü burjuva sahip olduğu güce ve korunaklı burçlara ziyadesiyle güvenir.

Batı burjuvasının böyle bir anlayışı vardır. Ama aklı başında burjuva ölümün o burçlara da geleceğini bilir. Buna göre adaleti ve rahmeti ilke edinir. Ona göre şahitlik eder.

Kadınlar açısından da durum ilginçtir. Kur’an, kadınları burjuva kabul eder. Onları hür ve soylu yapar. Onları “teberrüc etmeyin”(Ahzab:33) diye uyarır. Teberrüc nedir? Kadının kendi burcundan inip sıradanlaşmasıdır. Bu nedenle kadın burjuva olmalıdır. Ama teberrüc ederse, burçlardan inerse o zaman taciz, hayasızlık, fuhuş, hadsizlik, seviyesizlik alır başını alır.

Ve bugün burjuva bazı ideolojilerin temel kavramıdır. Hakikat şudur ki İslam’da burjuva sınıfı vardır ve bunun temelini kadınlar oluşturur.

Müslümanların içinde de bir burjuva sınıfı olmalıdır. Lakin bu, Batı anlayışındaki burjuvadan çok farklıdır,

Batı’da kadın burjuva değildir. Çünkü kadın en alt zeminde gösteri ve şöhret aracıdır. Seyreden değil seyredilendir. Seyredilenler de burjuva olamaz.

Batı’da burjuva insanlığın sorunlarını, acı hallerini müşahede edip tedbir almak, yardım etmek için burçlarda oturmuyor. Çalışan, ezilen sınıfların gazabından kendini korumak için burçlarda, korunaklı yerlerde oturuyor.

Batı’da burjuva üstünlük taslamak için burçlarda oturuyor. Oysa burçlarda oturanlar rahmeti ilke edinerek insanlara rahmet ve şefkatle bakmalıdır.

Dubai’den İstanbul’a, Doğu mimarisinde ortaya çıkan burç-kule kültürü kesinlikle bir burjuva sınıfı ortaya çıkarmaz. Burç Dubai, Burç Halife gibi yapılar burjuva sınıfı ortaya çıkarmaz. Batı burjuvasına ancak kâhyalık eder. Çünkü bunların kendilerine has güç ve kaynakları yoktur. İradeleri, tarzları, anlayışları yoktur. Neye şahitlik edeceklerini bilmezler. Buna ne güçleri ne de akılları yeter.

Bugün kadın üzerinde yürütülen propaganda kesinlikle kadını rezil ediyor. Bir soylu, kendi makamından tebdil-i kıyafet etmeden inemez. Aksi takdirde savunmasız olur rezil olur.

Batı, burjuva vasfını kaybetmek üzeredir. Çünkü kaleleri yıkılıyor. Burçlarda geçirdiği sürede kötü sınavlar verdi. İnsanların denizlerde öldüğünü gördü sesini çıkarmadı. Savaşlar, katliamlar, göç, ölüm oldu sesini çıkarmadı. İnsanlar aç ve sefil oldu umursamadı. Seyirci kaldı şahitlik etmedi. Ve va’d edilen gün geldi(Buruç:2). Burjuva olma haklarını kaybettiler.

Şimdi başkalarının buna sahip olmasını engellemeye çalışıyorlar. Ve maalesef kadın, hem bunun en güçlü hem de en zayıf halkasıdır.

Onlar zayıf tarafından vuruyorlar.