Cebel ve cibilliyet aynı köktendir.

Cebel, “dağ” cibilliyet ise "yaradılış, maya, huy" manasındadır.

Dağlar, yerin dengeleyici unsurlarıdır. Bu özelliklerinden dolayı insanlar sırtlarını dağlara yaslamıştır. Köylerden kasabalara kadar nice yerleşim birimi sırtı dağa dönük bir şekilde kurulmuştur.

Nasıl ki dağlar fiziki olarak yeri tutuyorsa, fıtrat da (cibilliyet) aynı şekilde toplumun doğruluk, temizlik ve ahlak üzere durmasını sağlar. Dağlar/cebel olmadan yeryüzünde sarsıntılar ve çatlaklar oluşur. Aynı şekilde cibilliyet(fıtrat) olmadan toplum sağlam durmaz; parçalanır; çöküntüye uğrar. Toplum içinde fay hatları meydana gelir.

Hz. Nuh’un oğlu, “Dağa sığınacağım, o beni sudan koruyacak”(Hud:43) demişti. Hz. Nuh’un oğlu dağ/cebel ile fıtrat/cibilliyet arasında tercihini dağdan yana yaptı. Sonuçta helak olmaktan kurtulamadı. Oysa asıl olan cibilliyetin dağ gibi sağlam olmasıdır. Sırtını dağa yaslamak ya da sığınmak cibilliyet ile birlikte olduğu zaman bir anlam ifade eder. Öyle olmasa dağ, Kehf gençlerini korur muydu? Dağ bile ancak cibilliyeti sağlam olana kucak açar.

Dağlara isim, tepelere rakım-numara verilir. İnsan, ancak ameliyle erdemliliğiyle ahlak ve hikmetiyle yüce bir dağ misali olur. Ancak bu şekilde herkesin tepeleyeceği yer olmaktan kurtulur.

 “Görmüyorlar mı dağları nasıl da naspedilmiştir” (Gaşiye:19) Dağlar, yeryüzünün dengeleyici unsurlarıdır. Onların sayesinde yer sağlam durabilmektedir. Bunun gibi toplumun içinde kurucu (nasıp) dinamikler vardır. Bunlar gönül erleri, hizmet ehli kimselerdir. Ortaya çıkan sıkıntılardan dolayı insanlar boşluğa düştüğünde, şu veya bu sebeple toplumda sarsıntılar meydana geldiğinde dengeleyici dağlar gibi insanları dengelerler. Böylece toplumun sarsılmasına, karamsarlığa düşmesine, çaresizlik hissine kapılmasına engel olurlar.

Cebel-i Kaz’da yani Kaz dağlarında altın madeni açılmasına tepkiler var. Meseleye şu veya bu bakış açısıyla değil hakikat nazarıyla bakmak gerekir. Evvela şunu ifade edelim ki bugün memleketin cibilliyet sorunu şu veya bu cebelin-dağın kazınmasından çok daha büyüktür. Sarsılmaz dağlar misali değer sütunlarımız bireyin ailenin toplumun zemininden sökülüyor. Toplumun cibilliyeti resmen tıraş ediliyor. Ve toplum cibilliyetini kaybetmenin etkisiyle ne yapacağını bilmez bir şekilde cebelleşiyor. Cebelleşme, bir yerde cebel-dağlar misali merci ve değerlerin olmaması sonucunda insanların birbirleriyle, doğayla boğuşmalarıdır.

Ve bugün cebelleşme, aslında cebel-i Kaz cebelleşmesinin çok ötesinde vahim bir durum arz ediyor.

Kaz Dağlarının kazılmasına karşı duran zevat toplumun cibilliyetinin kaybolmasını umursuyor mu? Dahası bunların bir kısmı bu cibilliyetin tıraşlanması için rol dahi oynamıyor mu?

Evet, toplumun cibilliyeti tıraşlanıyor. Buna ses çıkarmayanlar Kaz Dağlarına kafayı kazıtıyor. Elbette bir dağın hırsla, tamahla ve acımasız bir şekilde tıraşlanması, karnının deşilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Evet, varsa ortada bir yanlışlık üzerine gidilmelidir. Lakin asıl tıraşlanan bizim cibilliyetimizdir. Ve belki de bu cibilliyet tıraşlandığı için Kaz dağları ve başka dağlar bundan nasibini alıyor. Önce cibilliyetin tıraş edilmesine engel olmak gerekir.

Ve unutmamak gerekir ki cibilliyetin sakladığı madenler, servetler dağların sakladığı servetlerden, madenlerden çok daha büyük ve çok daha değerlidir.

Dağlar deşilir, yol olur. Ama cibilliyet öyle değildir o bir kere deşildi mi bir daha kimse iflah olmaz. Cebelleşme alır başını gider.