Can çıkar huy çıkmaz, diyenin diline sağlık. Ruhunda saldırganlık, yağma, tahammülsüzlük, vicdansızlık ve kendi halkına düşmanlık olan pkk gruhu tam da bu tanıma uyuyor. Bir değil bin barış süreci olsa bile, bunlar Allah Rızası için birinin binde birinden bile nasiplenmezler. Kürt Halkı`nın canını, malını hatta namusunu bile hiçe sayan bu gruh ve uzantılarının bir tarafta barış diye takıyye yaparken öte yandan ise Kürdistan`ın bağrında Kürtleri molotoflaması manidar ötesi bir anlam taşımaktadır.
 
Kürtlerin her zamankinden daha fazla bir olmaya ve kazanımlar elde etmeye ihtiyacını olduğu bu günlerde, pkk-bdp kanadının ikide bir İslami Derneklere, Hüda Par binalarına, Mütedeyyin insanlara saldırması, her şeyden önce Kürtlerin geleceği adına Kürtlere yapılan en büyük düşmanlıktır.
 
Önce Ceylanpınar ardından Silvan son olarak da Silopi ilçe binalarına yapılan saldırılar elbette ki Mustazaf Der temsilciliklerine, Bilge Gençlik`e ve Cizre`deki dindar ailelere yapılan saldırıların devamı niteliğindedir. Tüm bunlara rağmen halkın selameti için sabır göstermeyi seçen Müslüman Camia`nın tavrı takdire şayandır.
 
Kürtçe`nin eğitim dili olması ve Kürtler`in haklarının güçlü şekilde her kesim tarafından yüksek sesle dile getirildiği bu günlerde Kürtler arası bir savaşı körüklemek, tek kelimeyle Kürt düşmanlığıdır.
 
Barış adında bir süreç başlatıp sırtını Devlet`e dayayan bu kesimin bazı şeyleri acilen kabul etmesi lazımdır. Şunları kabul edin ki;
Siz, kesinlikle tüm Kürtlerin temsilcisi değilsiniz.
 
Kürdistan`da sizin dışınızda da güçler vardır ve siz bu güçlere tahammül etmek zorundasınız
 
Hüda Par ve temsil ettiği camia bölge halkının gerçeğidir. Onlara yapılan saldırı halka saldırmaktır.
 
Bu Camia, tüm saldırı ve provokasyon faaliyetlerinize rağmen size karşılık vermemişse eğer bu sizden korktuğu için değil, Kürdistan`ı yeni bir çatışma ortamına sokarak halkın huzurunu bozmamak içindir.
 
Her şeyden önce şuna iman edin ki; Kürt Halkı`nın Müslümanlığını hiçbir şekilde söküp alamazsınız.
 
Çok manidar bir karşılaştırma var ortada. Ana dil taleplerine karşı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç açık açık, Kürtçe eğitim isteyenler Kuzey Irak`a gitsin, dedi.
 
Buna karşılık Hüda Par Genel Başkanı Sayın Yapıcıoğlu ise, Ana dilde eğitim tüm Kürtlerin talebidir, diyerek bu konudaki en güçlü tavırlardan birini sergiledi.
 
Buna rağmen Pkk gruhu, Kürtlere, haddi olmayarak ülkeyi terk edin demesine rağmen Arınç`ın partisiyle masa başında görüşürken; Kürtlerin en temel hakkı olan Anadilde eğitim hakkını savunan Hüda Par`ı ise molotoflamayı tercih etti. Bu mu sizin insanlığınız ya da Kürtlüğünüz.
 
Bu konuda dikkat çeken şeylerden biri de Bismil`in köylerini gezen BDP`lilerin tavırlarıdır. Hür Dava Partisi yetkililerinden Sayın Bahaaddin Temel`in sosyal medyada paylaştığı şu bilgi Perşembe`nin gelişini ta Pazartesiden ifade etmekteydi. Bismil Köylerini gezen bdpliler, köylülere, Oyunuzu bize vermeyeceksiniz sakın Hüda Par`a vermeyin. AKP`ye verin, diyorlar. Böylesi bir hainlik olabilir mi acaba?
 
Gerginliği tırmandıran en önemli etken ise Rojava konusundaki yoğun iftiralar olsa gerek. Sürekli Rojava konusunda sanki Hüda Par orada Kürtlere karşı savaşıyormuş algısı oluşturmak için uğraşıp durdular. Gazeteleri ve İnternet siteleri ikide bir, Rojava`da, D.Bakır`daki bir İslami Derneğe bağlı kişiler PYD tarafından yakalandı ya da Kürtlerle Müslümanlar, İslamcılar çatıştı türünden iftiralar atarak, Katliam varmış gibi yansıtarak tabanlarını bilinçli bir şekilde İslamcılar ve Kürtler şeklinde kategorize olmaya zorladılar. Hüda Par ve Camiası, ısrarla Suriye`de savaşanlar arasında arabulucu olmak için çaba sarf etmesine ve çatışmadan ısrarla sakınmasına rağmen Hüda Par`ı ve onun şahsında İslam`ı, Kürtlerin düşmanı gibi göstermek istemeleri Kürtlerdeki İslami bilinci imha etme hedefine yöneliktir.
 
Saldırıların zamanlaması da ayrıca iyice irdelenmelidir. Adına çözüm denilen süreç ve yaklaşan yerel seçimler Pkk-bdp kanadını telaşlandırmış gibi görünüyor.
 
Anlaşılan o ki, ruhlarına ve anlayışlarına aykırı olan bu barış ya da çözüm sürecinden sıkılmış durumdalar. Süreci baltalamak veya sonlandırmak için bahane arayışına giren gruh, Müslümanları hedef alarak ve onlardan karşılık bekleyerek halk nezdinde süreci bozmanın sorumluluğundan kurtulmak istiyor. Yeni bir çatışma ortamı başlatarak, Devlet onları üstümüze saldı biz de süreci bitiriyoruz, demek istiyorlar. Başka bir deyişle başta da belirttiğim gibi hem doğalarına ve anlayışlarına aykırı olan ve kendilerini bağlayan barış sürecinden kurtulmak istiyorlar hem de Kürt Halkı nezdinde Hüda Par`ı mahkûm etmek hedefindeler.
 
Yaklaşan yerel seçimler de saldırıların yoğunlaşmasındaki etkenlerden biri olsa gerek. Hüda Par`ın kuruluşundan kısa bir zaman sonra seçim için gerekli olan teşkilatlanmayı tamamlayıp il ve ilçe teşkilatlarını hızlı bir şekilde oluşturması en çok onları telaşlandırmış olsa gerek. Çünkü şimdiye kadar diğer partiler bölgenin gerçekliği olmadıklarından dolayı yeterli sayıda sandık müşahidi bile bulamıyorlardı. Hatta birçok parti adına sandık başında bulunan insanlar bile bu gruhun adamlarından oluşuyordu. Öyle ki, seçim günlerinde oy verme işlemi sonuçlanmadan hemen önce sandık başındaki diğer parti temsilcilerinin de onayıyla sandığa gitmeyenlerin oyları bdp tercihiyle mühürlenip sandığa atılıyordu. Elbette bundan sonra böyle bir şey yapamayacaklardır. Bu da onları daha da vandallaştırmaktadır. Silahlı militanların köylere gidip, eğer bu köyde BDP`den başka birine oy çıkarsa köyü yakarız, demeleri de vaka-i adiyeden sayılmaktadır.
 
Günlerdir okulların boykot edilmesini istemelerine, bu konuda uğraşmalarına rağmen Kürtlerin bu çağrıya icabet etmemesi bir tür taban kayması olarak değerlendirilmektedir. Çünkü yıllarca halkı korkutarak ve sindirerek kendi saflarında tutmayı başardılar. Ama okul boykotunun akim kalması dolayısıyla azalan etkinliği arttırma adına saldırganlıkla Kürt Halkı üzerinde yeni bir korku dalgası yaratmak ya da başarısızlıklarının gündemden düşmesini hedeflemiş de olabilirler.
 
Yakın zamanda bir televizyon programına katılan K.Kılıçdaroğlu, bölgeden neden oy almadıklarını açıklarken, Bölge halkı ya dinime ya da dilime oy veririm düşüncesindedir, demişti. Bu lafıyla Kılıçdaroğlu dilin de dinin de çok uzağında olduklarını itiraf etmiş oluyordu.
 
Pkk ve bdp de bunun farkında. Dil diye yırtınıyorlar ama kendilerinde din olmadığı için hem dilin hem de dinin garantörü olan Hüda Par`ı en büyük rakip olarak görüyorlar. Rakip olarak görmeleri elbette ki haklarıdır. Politikanın da gereği budur. Ama önemli olan kalleşçe değil mertçe mücadele etmektir. Gece yarısı gidip dernekleri, parti binalarını bombalamak, mücadele değil kalleşliktir. Madem siyasi rakip olarak görüyorsun o zaman siyasi olarak ve siyasi arena da mücadele edeceksin. Vandallıkla değil. Çünkü yakın tarih, ateş yakanların yaktıkları ateşle yandıklarının şahididir.
Sen binaları molotoflayarak halkın teveccühüne asla ve asla engel olamazsın.
 
Türkiyenin eğitim dili sadece ve sadece Türkçe`dir diyen ulusalcı CHP ile kardeş olacaksın, Kürtlerin salahiyeti için senin zalimliğini bile sineye çeken insanlara saldıracaksın. Bırakın Kürtlüğü insanlık bile kalmamış bu adamlarda…
 

Bu ve bundan önceki kalleşçe saldırıları nefretle kınarken yapılan iftira ve saldırılara rağmen vakarlı duruşundan taviz vermeyen Hüda Par yöneticilerini ve sevenlerini de buradan bir kez daha takdir ettiğimi belirtmek isterim.

Selam ve Dua ile…