İki tür diyabet yani halk dilinde şeker hastalığı vardır. Tip 1 diyabet dediğimiz doğuştan gelen pankreasın beta hücrelerinin yeterli çalışamaması ve hiç insülin üretmeyip dışarıdan insülin alması gereken patolojik durumdur. Tip 2 diyabette insüline karşı bir direnç olup yeterli insülinin kullanılamaması anlamına gelir.

Beyin kanda bulunan glukoz düzeyindeki değişmelere karşı çok hassastır. Şeker hastalarında da bu dengesizlik çok olduğu için beyin kendini stres durumunda hisseder ve stres hormonları normalden farklı çalışarak beyni olumsuz etkiler. Bu da diyabet hastalarında en çok asabiyet ve öfke patlaması olarak gözükmektedir. Diyabet hastalarının düzenli olarak fiziksel aktivite, su tüketimi, uyku kalitesi ve en önemlisi kendilerine özel diyet tedavisini düzenli olarak uygulamaları gerekir.

Diyabetin komplikasyonları arasında; Nefropati, nöropati, retinopati gibi... hasarlar oluşabilir. Diyabet beyin işlevlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Son yapılan araştırmalarda sol frontal bölgelerin diyabetten etkilendiğine dair fMRI ve PET bulguları vardır. Öfke patlamaları ve anksiyete diyabetiklerde sık rastlanan bir bulgudur. Özellikle de glukoz düzeyi yükseldiğinde ve düştüğünde  ortaya çıkmaktadır. Ayrıca depresyon olmak üzere, yaygın anksiyete bozukluğu, yeme bozukluğu, şizofreni ve demans da diyabetlilerde gözüken rahatsızlardır. Yurt dışı kaynaklara bakılırsa diyabette depresyon sıklığı normalin en az iki katıdır.

Erken yaşta ortaya çıkan şeker hastalığında kontrol altında değil kan şekeri de regüle olmamışsa , bilişsel işlevler de yıkım daha fazla olmaktadır. Bu sebeple kişi bu teşhise sahip olduğu anda, tüm yaşam biçimini bu rahatsızlığa göre ayarlayacak ve bu rahatsızlığın komplikasyon riskini otomatik olarak düşürecek gerekli uygulamaları yapmadığı takdirde, hem bedensel ve ruhsal açıdan birçok sıkıntıya sebebiyet verecektir. Bu da çevresine asabiye ve öfke patlaması olarak geri dönecektir. (İLKHA)