Tokat'ta bir dizi temaslarda bulunan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, basın mensuplarıyla bir araya geldi.

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, basın mensuplarıyla ekonomiden siyasete, Siyonist işgal rejimiyle olan normalleşme ilişkilerinden Türkiye'nin dış politikasına bir çok konuda önemli konuları konuştu.

Konuşmasının başında Afganistan depreminde hayatını kaybedenler ve dün akşam saatlerinde vefat eden İsmail Ağa Cemaati Lideri Mahmut Ustaosmanoğlu için taziyelerini paylaşan Yapıcıoğlu, Tokat esnafına yaptığı ziyaretlerde vatandaşların tek gündeminin ekonomik sorunlar olduğunu dile getirdi.

Yapıcıoğlu, "Memleketi dolaşıyoruz dedik ve dün belediye çarşısında esnafı ziyaret ettik. Genel anlamda memlekette bir ekonomik sıkıntı var ve bu neredeyse vatandaşın yüzde 80'inin birinci gündem maddesi. Ziyaret ettiğimiz esnaf işlerin durgunluğundan, piyasanın eskisi gibi olmadığından ve fiyatlarının yüksekliğinden şikâyet etti. Memleketin gündemi ekonomi ve geçim sıkıntısı." dedi.

 

"Halkın gündemi ekonomi iken siyasetin gündemi seçimler ve ittifak"

Önümüzdeki temmuz ayında emekli ve memur maaşlarının yeniden belirleneceğini belirten Yapıcıoğlu, "Asgari ücrette yeni bir düzenlemenin gerekiyor mu gerekmiyor mu şeklinde tartışmalar var. Bununla ilgili hükümetin yanında bazı çalışmalar olduğuna dair haberleri basına yansıyor. Bize göre sorunlar ciddi fakat pansuman tedbirlerle bu sorunların hal olabileceği düşünülüyor. İktidarın bu sorunları ne zaman çözebileceği konusunda vatandaşta bir belirsizlik, kafasına bir soru işareti var fakat muhalefet de henüz vatandaşa bu sorunları çözebilecek de dahil yeterli bir güven verebilmiş değil. Vatandaşın kafası karışık bir beklenti içerisindeyken siyasetin gündemi maalesef çok farklı. Hangi ittifakta kimler yer alacak? ittifakın cumhurbaşkanı adayı kim? seçimler ne zaman olacak? Zamanında mı olacak erkene mi çekilecek? baskın bir seçim olacak mı? gibi vatandaşın gündemden uzak bir şekilde tartışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Yapıcıoğlu, "Sorunlar ciddi, pansuman tedbirleri yetmez, mutlaka sorunun köküne inmek lazım. Enflasyon-kur-faiz 3'lü kıskacıyla özellikle dar gelirliler kendisini bir cenderenin içerisinde hissediyor ve çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Cari açık artıyor ama buna rağmen israf ve yolsuzluk bir türlü önlenemiyor. Memleketin yeterince zengin olduğuna kaynakların hepimize yeterli olduğuna inanıyorum ama bölüşümde ilgili ciddi sıkıntılarımız var." şeklinde konuştu.

"Asgari ücretin tanımı değiştirilmeli"

Kapitalist sistemin gelir dağılımında oluşturduğu adaletsizliğe vurgu yapan Yapıcıoğlu, "Kapitalist ekonomik sistem, zengini daha fazla zengin eder ve sürekli dar gelirli ile fakirin aleyhine çalışır. Hayat pahalılığına rağmen bazıları için hiçbir şey değişmemiş. Normal zamanlarda kazananlar kriz dönemlerinde daha fazla kazanıyor. Nitekim yakın geçmişte bankaların ilk 3 aylık dönemdeki kar oranları açıklandığında birkaç katına çıkardıklarını hep beraber gördük. Böyle olunca da yeterince yatırım olmuyor, işsizlik düşmüyor, dar gelirlinin cebine bir gelir girmiyor." diye belirtti.

Yoksulluk sınırının 20 bin liraya dayandığı, açlık sınırının 6 bin civarında olduğu bir dönemde tek kişilik bir insanın kendi hayatını devam ettirebilmesi için 7 bin 800 lira civarında hesaplandığının altını çizen Yapıcıoğlu, önümüzdeki süreçte yeni emekli ve memur maaşları belirlenirken mutlaka bu rakamların göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Asgari ücretin tanımında bir problemin var olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, "Asgari ücret sadece işçinin geçinmek için zorunlu ihtiyaçlarına yetecek ücret olarak tarif edilir ve işçinin ailesi bu tanımın içerisinde yoktur. Bir kişinin hayatını devam ettirebilmesi için 7 bin 800 liraya ihtiyaç duyduğu bir memlekette asgari ücret 4 bin 250 lira ise yapılması düşünülen zammın üzerine konması halinde bile asgari ücretin bu rakama ulaşmayacağını belli. Biz asgari ücretin işçi ve ailesine yetecek bir ücret olmasını beklerken sadece işçiye bile yetecek bir ücret olmaktan çıkmıştır, mutlaka bunun düzeltilmesi lazım." dedi.

"Batıdan ithal edilmiş sözleşmelere ve yasal düzenlemelere muhtaç değiliz"

Halkın gündeminde daha çok ekonomik olsa da toplumsal ahlaka yönelen çok ciddi saldırıların varlığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, "Toplumu ciddi şekilde rencide ve huzursuz eden o ahlak dışı görüntülerin bir daha yaşanmaması için mutlaka bir tedbir alınması lazım. Kimisi İstanbul sözleşmesinin tahribatlarının tamir edilmesi gerektiğini söylerken kimileri de 'İstanbul sözleşmesi hayat kurtarır, biz gelirsek onu yeniden imzalayacağız, yürürlüğe koyacağız' diyor. Şu hususun altını çizmek istiyorum. İstanbul sözleşmesi görünürde kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik olsa da asıl hedefin de aile vardır, aile kurumunu ve toplumsal ahlakı çökertmek vardır. Kadınlarımızı korumak için İstanbul sözleşmesi gibi Batıdan ithal sözleşmelere ve onların da yaptığı yasal düzenlemelere muhtaç ve mecbur değiliz." ifadelerini kullandı.  

Türkiye'nin siyonist işgal rejimiyle normalleşme sürecini değerlendiren Yapıcıoğlu, şunları söyledi:

Yarın siyonist işgal rejiminin yetkilileri Türkiye ziyarete gelecekler. Kim küresel siyonist sermayenin ya da lobinin şerrinden emin olmak istiyorsa olabildiğince onlardan uzak dursun. Onlara yaklaşmak hiç kimseye bir faydası sağlamamış ve bundan sonra da fayda sağlamayacaktır. Çünkü onlar kendilerinin seçilmiş bir ırk olduğuna ve kendileri dışındaki bütün insanların onlara hizmet etmek üzere yaratılmış olduğuna inanıyorlar. Böyleyken hiç kimse onlarla eşit dostluk ilişkileri kurabileceği düşünmesin, onlar herkesi kullanmaya çalışıyor.

Gençlerdeki fikri dönüşüm konusuna da değinen Yapıcıoğlu, bunun sadece bir bölgeyle sınırlı olmadığı gibi her zaman kötüye gidiş olarak yorumlanmasının da yanlış olduğuna vurgu yaparak daha önce neye inandığını veya inanacağını bilmeyen kitlelerin bir sorgulama sürecine gittiğini ve kendine yeni bir yol çizdiğini ifade etti.

"Basında dezenformasyonu engellerken ifade hürriyetinin önüne geçmemek lazım"

İslam'ı 'Allah' ve 'adalet' terimleriyle özetleyen Yapıcıoğlu, Müslümanların kendi uygulamalarıyla adaletten uzaklaşmaları durumunda insanların İslam'dan soğuyabilecekleri gerçeğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Yapıcıoğlu, "Eğer gençlerimizin inancımıza göre yetişmelerini, o ahlakı ve akideyi almalarını, ona göre bir hayat sürdürmelerini istiyorsak mutlaka inancımızı kendi hayatımızda pratiğe dökmemiz ve gereklerini yerine getirmemiz lazım. Bu sadece HÜDA PAR'ın yükü değildir, 'Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorum' diyen herkes kendini ve gelecek nesillerini cehennem ateşinden Allah'ın azabından korunmak ve kurtarmak için tedbirler almak zorundadır. Bizi biz yapan bizim inanç değerlerimizdir. Öyleyse bunun kıymetini bilmeli ve sağlam tutmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız." dedi.

Sosyal medya üzerinden sıklıkla dezenformasyon yapıldığına vurgu yapan Yapıcıoğlu, "Bu konuda çok kişi mustariptir. Bir tripod, kamera ya da cep telefonu ile insanlar gazeteci ya da televizyoncu gibi çalışıp birilerini hedefe koyarak çok ciddi karalama kampanyaları yapabiliyor. Bunun önüne geçmek lazım ama bunu yaparken ifade hürriyetinin önüne geçmemek lazım. İnsanlar kendini ifade edebilmeli, düşüncelerini söyleyebilmeli. Eğer birileri 'ifade hürriyetini kullanıyorum' diyerek birilerin hayatını tehlikeye atıyorsa, toplumun bir kesimini başka bir kesime karşı kışkırtıp toplumsal kaos oluşturmaya çalışıyorsa bunun önüne geçmek lazım." şeklinde konuştu.

"Suriye'yi emperyalistlere havale etmeyin"

Yapıcıoğlu, "Eğer bir kişi başka birinin haysiyetini ciddi şekilde rencide ederken kamera, yazılı ya da sosyal medyayı kullanarak bir anda yalan haberi milyonlara ulaştırabiliyorsa; karşıdaki kişinin kendisini savunma pozisyonu yoksa ve kendini savunurken sadece birkaç yüz kişiye sesini duyurup bunun doğru olmadığını ortaya koyabiliyorsa mutlaka bunun da önüne geçmek lazım. Yani bu düzenlemeyi yaparken mutlak surette hürriyeti ortadan kaldırmadan, özüne dokunmadan diğer vatandaşları gözeterek yapılması gerekiyor." diye belirtti.

Sınır ötesi operasyonlar konusuna da değinen Yapıcıoğlu, "Sınır ötesi operasyonların bugün görülen en büyük nedeni silahlı bir yapılanmanın oradan yönetmesi ve eylemlerini sürdürmesidir. Savaşın başladığı 2011 yılından bu yana Suriye'de bir karışıklığın çıkması durumunda tüm bölgeye zarar vereceğini söyledik. O zamanlar Suriye veya Esad rejiminin birkaç ay olarak görenler çok yanlış bir hesap yaptılar. 11 yılı aşkındır oradaki iç karışıklık devam ediyor ve daha ne kadar devam edeceği de belli değil. O dönemde hükümet Batı koalisyonunu karadan operasyon yapmaya çağırdığında 'Oraları emperyalistlere havale etmeyin. Onlar kimsenin kara kaşı, karagözü için gelmezler' dediysek de bugün orada birilerini kendileri için karagücü olarak kullanmaya, petrol kuyularını başına nöbetçi olarak dikmeye başladılar." dedi.

"Batının disiplinini alamadık ama rezilliklerini aldık"

Türkiye'nin batılı toplumlara benzeme sürecinde manevi değerlerinden uzaklaştığına işaret eden Yapıcıoğlu, "Avrupa Birliğinin aktörlerinin tarihi sömürge ve katliamlarla dolu. Onlar kendilerini toplumlarla eşit görmezler ama Türkiye 200 yıla yakındır yönünü batıya çevirdi ve batıya doğru gittikçe kendinden uzaklaştı, batılı da olamadı. Onların fen ve teknikte ilerlediğini görünce şeklen onlara benzemeye çalışıyoruz. Belki dünya üzerindeki disiplinlerini alamadık fakat ahlakın ne kadar rezillikleri varsa onları aldık. Bundan vazgeçmeli, kendimize dönmeliyiz." ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 2 milyara yaklaşan nüfusuyla İslam dünyasına yönelinmesi, aradaki ilişkilerin güçlendirilmesi, ekonomik ve askeri birliğin sağlanabilmesi için bir araya gelinmesi gerektiğine vurgu yapan Yapıcıoğlu, bugünkü yönetimlerle bunun çok kolay olmadığına fakat başka ülkelerin yönetimleriyle iyi ilişkiler geliştirip yeni ufuklara doğru yol almanın doğru olduğunu söyledi.

"HÜDA PAR kendisini herhangi bir ittifakta bulunmak zorunda hissetmiyor"

İttifak konusuna da değinen Yapıcıoğlu, son olarak şunları söyledi:

"An itibariyle HÜDA PAR bir ittifak içerisinde değildir. Seçimler zamanında yapılırsa yaklaşık bir yıllık süre var. Sayın Cumhurbaşkanı Cumhur ittifakının adayı olduğu konusunda bir açıklama yaptı. Diğer taraftan bir ittifak var ve tek aday çıkacağı görünüyor ama adayı belli olmadı. Kanaatimce karar almak için erkendir. Mevcut seçim ve hükümet sistemi partileri ittifak yapmaya zorluyor. Öte taraftan yüzde 10'luk seçim var ve nisan ayında bu yüzde 7'ye indi. Şu anda YSK'nın açıklamış olduğu rakamlara göre 27 Parti'nin seçimlere katılma yeterliliği var. Teorik olarak seçime katılma yeterli olan partilerin yarısından fazlasının baraj altında kalması kaçınılmaz ve bu rakam yüzde 90'a da çıkabilir. Bütün bunlara rağmen HÜDA PAR kendisini herhangi bir ittifakta bulunmak zorunda hissetmiyor ama bir ittifak içerisinde bulunabilir." (İLKHA)