Hazreti Davut ve Hazreti Süleyman'dan günümüze kadar onlarca defa işgal edilen, saldırılara maruz kalan, yakılıp-yıkılan Kudüs, salt tarihi bir şehirden öte tevhid mücadelesinin merkezi ve birer tevhid kahramanı olan peygamberlerin kutlu mirasıdır.

Bu mukaddes mekân; İslam Ümmeti için sadece Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Peygamber'in(sav) Mirac'a yükseldiği bir mabet değildir. Bu belde, Hazreti Süleyman, Hazreti Zekeriya, Hazreti Meryem ve Hazreti İsa gibi çok sayıda tevhid önderinin ve yüzbinlerce şehidin mücadelesinin, kanının ve bu uğurda çektikleri çilenin tezahürüdür.

Kudüs; yüzyıllar boyunca putperestliğe, çok tanrıcılığa meydana okuyan, şirk düzenlerinin kökünü kazıyan tevhit hareketlerinin şehri olmuştur. Bu nedenle Kudüs milat öncesinden günümüze kadar daima bir mücadele sahası ve medeniyetlerin hakimiyet sembolü halini almıştır. 

Müslümanların hakimiyetinden önce Perslerle Bizanslılar arasında büyük savaşlara neden olan Kudüs, 638'de Müslümanlar tarafından fethedilince asıl özgürlüğüne kavuştu. Zira tevhid mücadelesinin başşehrinin Hristiyan-Roma sentezinin bir ürünü olan bir inanışın merkezi haline gelmesi burada metfun olan peygamberlere ve onların kutlu davalarına bir ihanetti.

 

Kudüs'ün fethedilmesinden sonra Hazreti Ömer, sahabelerden oluşan bir kafileyle birlikte gidip bu mukaddes şehri teslim almıştı. Bir savaşın ardından teslim alınan şehrin halkı, yeni bir katliam ve zülüm dalgası beklerken İslam'ın adaletiyle karşılaşmıştı.

Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınmasından sonra Hristiyan/Haçlı zihniyeti hortlamıştı. Kudüs'ün geri alınması için Avrupa'daki dağınık Hristiyan devletler, Roma Kilisesinin girişimleri ile bir araya getirilmeye çalışılmıştı. Papalık kurumu bu konuda başarılı olmuş, birbirlerine diş bileyen Avrupalı devletler Kudüs'ü geri almak için Haçlı orduları oluşturmuşlardı.

Müslümanların elinde yaklaşık 460 yıl kalan Kudüs, 1099 yılında Haçlı ordularının saldırısı sonucu esir düşmüştür. Hazreti Ömer döneminde kan dökülmeden alınan bu şehirde 70 bini aşkın Müslüman ve Yahudi, kadın ve çocuk denilmeden katledilmiştir. Batılı yazarların aktardığı şekliyle katliam sırasında Kudüs sokaklarında akan kan “ayak bileklerine” ulaşmıştır.

Ne yazık ki Müslümanlar arasında bu dönemde yaşanan yoğun mezhebi ve siyasi anlaşmazlıklar Kudüs'ün esaretine neden olmuştur.

Kudüs'ün esareti nedeniyle “gülmeyi unutan ve geceleri uyuyamayan” Müslümanların büyük komutanı Selahattin-i Eyyubi'nin Hıttin savaşında Haçlı ordusunu mağlup etmesinin ardından bu kutlu şehir bir Miraç gecesi yeniden kurtarılmıştır. Kudüs'ü geri almak için Haçlıların daha sonra düzenledikleri seferler İslam orduları tarafından geri püskürtülmüştür.

Kudüs yüzyıllarca Müslümanlar ile Haçlılar arasında bir egemenlik ve hakimiyet mücadelesi alanı olmuştur. Kudüs ile Avrupalı fanatik Katolikler arasında Osmanlı gibi büyük devletin kurulması zaman içerisinde Haçlıların Kudüs'e yönelik hayallerini darbelemiştir. Kudüs'ten umudunu kesen Haçlılar, Avrupa'da daha ziyade Vatikan merkezli bir inanç mecrası oluşturmaya başlamışlardı.

Katolik eksenli Haçlı zihniyetinin Kudüs hayallerinin zayıflamasıyla birlikte Kudüs'e karşı siyonist hareketler canlanmaya başlamıştır. Theodor Herzl'in başını çektiği Siyonist yapılanma, Birinci Dünya Savaşı çıkmadan önce başını İngiltere'nin çektiği sömürgeci ülkelere Filistin'de bir Yahudi devleti kurma fikrini empoze etmişti.

 

Birinci Dünya Savaşı devam ederken 1916 yılında Sykes-Picot anlaşması hemen ardından 1917 yılında İngiltere Dışişleri Bakanı Arthor Balfour tarafından kendi adıyla bilinen deklarasyonun yayınlaması ile Siyonistlerin Kudüs hayalleri somut adımlara dönüştü. Bundan yaklaşık bir ay sonra da Aralık 1917'de Osmanlı ordusunun 40 günlük Filistin savunması sona erdi ve Kudüs İngilizler tarafından işgal edildi.

Kudüs'ün işgalinden sonra 1948'de bu topraklarda Siyonist terör devleti kuruldu. Başlangıçta Batı Kudüs siyonistlerin Doğu Kudüs ise Ürdün'ün kontrolünde iken 1967 yılındaki 6 gün savaşları sonucunda Kudüs'ün tamamı Siyonistler tarafından işgal edildi.

Haçlılar tarafından 1099'da işgal edilen Kudüs'ün esareti 88 yıl devam etmişti. 1917'de İngilizler tarafından işgal edilip daha sonra siyonistlere bırakılan Kudüs'ün bu hali yüz yılı aşkın bir süredir devam ediyor.

İslam Ümmetinin onur ve şerefi olan Kudüs'ün kurtarılması için bazı direniş hareketleri dışında silahlı mücadele veren herhangi bir devlet yok. Kudüs işgalinin arkasındaki konsorsiyuma bakıldığında dünyanın en güçlü devletlerinin bu yapı içerisinde olduğu görülecektir. Bu işgalden kurtuluş için de bütün İslam devletlerinin askeri, siyasi ve ekonomik destek verdiği vahdetin inşası elzemdir.

Kudüs ne sadece Arapların ne de Filistinlilerindir. Kudüs İslam Ümmetinindir. 1187'de Kudüs'ü kurtarmaya giden Selahattin-i Eyyubi ne Filistinliydi ne de Arap'tı. Selahattin, Haçlılarla savaşırken bir Müslüman olarak savaşmıştı. Bu minvalde başta İslam ülkelerinin liderleri olmak üzere tüm Müslümanlar Kudüs'ü işgalden kurtarmak için mücadele etmek zorundadır. (İLKHA)