Müslüman bir şahsiyetin görev ve sorumluluklarının neler olduğu ve toplumdaki kötü gidişatı değiştirebilmek için nasıl davranması gerektiği konusunda İLKHA’ya değerlendirmede bulunan Âlimler ve Medreseler Birliği (İTTİHAD) üyesi Molla Celal Bozdaş, “Bu kötü gidişatın önünü alabilmek için tarihe baktığımızda örnek insanlar, insanlara örnek olmuşlar ve kendi şahsiyetlerini düzeltmişler ve o güzel şahsiyetlerini insanlara aksettirmeye çalışmışlardır.” ifadelerine yer verdi.

“Her şey bir şeydir, cehalet hiçbir şeydir.”

Molla Celal Bozdaş

Örnek alınabilecek en büyük şahsiyetlerin peygamberler olduğunu söyleyen Bozdaş, “Allah Resulü (sav) öyle bir toplumun içerisine geldi ki cahili toplum denilirdi onlara. Şairin biri şöyle diyor: ‘her şey bir şeydir, tezek de bir şeydir, fakat cehalet hiçbir şeydir.’ Öyle bir cehaletin içerisinde büyüyen bir peygamber ki daha peygamber olmadan o topluma kendini Muhammed’ül Emin olarak o insanlara kendini kabul ettirmişti. Yani söylemiyle, eylemiyle, yaşantısıyla, her hal ve hareketiyle o insanlara örnek olmuştu ki, onun ismi Muhammed'ül Emin olarak toplum arasında bilinirdi. Ve peygamber olduktan sonra tabii ki bu davayı insanlara açıklarken birçok insan, ‘eğer o diyorsa doğrudur, çünkü bugüne kadar bu insandan herhangi bir yanlış görmedik’ diyordu. Dolayısıyla Allah (cc) da bize diyor ki, ‘Sizin için en güzel örnek Hz. Muhammed’de vardır.’ yani o bizim için bir örnektir. Biz Müslümanlar olarak onu örnek almalıyız. Eğer, biz Müslüman olarak bugün Hz. Muhammed’i (sav) örnek alabilsek, bunu söylemle değil, eylemimizle yani yaşantımızla bunu en azından tutup, en yukarısına kadar hayatımıza tatbik edersek insanların güvenini kazanabiliriz.” dedi.

 

“Âlimler Peygamberlerin varisleridir.”

Topluma güven vermenin ve bunun gerekliliklerinin yerine getirilmesinin önemini vurgulayan Bozdaş, “Âlimin biri şöyle diyor, ‘Eğer siz bir insana davanızı kabul ettirmek istiyorsanız, siz önce kendinizi kabul ettireceksiniz’ yani o adama güven vereceksiniz. O size inanacak, o sizin doğru olduğunuzu, dürüst olduğunuzu, onu kandırmadığınızı, dünyevi için bunu yapmadığınızı o öğrendikten sonra o adam sizin davanızı kabul edecek ve size inanacak. Biz eğer topluma böyle bir güven verebilirsek bu toplum düzelebilir. Allah (cc) buyuruyor ki, ‘Âlimler peygamberlerin varisleridirler’ tabii ki en büyük tebliği âlimlerin yapması lazım. Fakat âlimler söylemlerinden ziyade, eylemlerini ön plana çıkartmalıdırlar. Yani söylemlerle eylemler arasında bir tezadın oluşmaması gerekir, eğer bir tezat varsa toplum buna inanmıyor. Ve tabii ki öyle âlimler yok mudur? Vardır, çoktur, fakat maalesef aksi durumda olanlar da vardır. Aksi durumda olanlar, tabii ki nefsin hoşuna gidiyor ve toplum artık işte bu böyleyse hoca neden bunu yapıyor, hacı bunu neden böyle yapıyor? Tabii kendine bir bahane uydurarak iyileri değil de yanlış olanları seçmeye çalışıyorlar. Onun için bu sünnetullahtır, tarih boyunca iyiler de olmuştur, kötüler de olmuştur. Hayat mücadeledir, iyiler bu mücadeleyi vermek zorundadırlar. İyiler bu davayı kendilerine dert edinmelidirler, bu toplumun kurtuluşu için çalışıp, çaba sarf etmelidirler.” diye belirtti.

“Bu dinde nemelazımcılık yoktur.”

Bozdaş, “Allah Teâlâ bir ayet-i kerimede, ‘Sizin üzerinize düşen açık bir tebliğdir’ buyuruyor. Yani biz insanlara anlatmak zorundayız ve nerede iyi bir insan eğer bir faaliyet gösteriyorsa ve topluma bir güven vermişse, bakıyoruz ki toplumda bir etkisi oluyor ve toplum onun sayesinde bir bakıyorsunuz ki birçok yanlışlarını terk ediyor ve birçok doğruları da yapmaya çalışıyor, hepimiz buna şahidiz, görüyoruz. Onun için iyi bir toplumun oluşması için ben Müslümanım diyen, ben Allaha hesap vereceğim diyen bir Müslümanın çaba sarf etmesi lazımdır. Yani bu dinde nemelazımcılık yoktur, her Müslüman kendi imkânı dahilinde, bilgisi, gücü dahilinde bu görevi yapmalıdır. Yani Allah bizim kaldıramayacağımız bir yükü yüklememiştir. Ama kaldırabileceğimiz, içinden çıkabileceğimiz görevleri yerine getirmeliyiz. Biz toplumdan sorumluyuz, ‘hepiniz birer çobansınız ve hepinizde güttüğünüzden mutlaka sorguya çekileceksiniz’, yani bunun hesabı sizden sorulacak buyuruyor. Madem ki biz çobanız, ilk önce iman eden kişinin doğru olması, dürüst olması, günahlardan kaçınması, Allah’ın emirlerine sarılması ve ehline de sahip çıkması gerekmektedir. Dolayısıyla her insan önce kendinden sorumlu ve ehlinden de sorumludur.” şeklinde konuştu.

“Her Müslüman gücü nispetinde çalışmalıdır.”

Sorumlulukların insanların sınıflarına göre farklılıklar gösterdiğini belirten Bozdaş, “Mesela bir âlimin sorumluluğu, bir amirin sorumluluğu, normal bir vatandaşın sorumluluğu gibi değildir. Normal bir vatandaş kendinden ve ailesinden sorumlu iken, fakat bir âlim öyle değil, âlim toplumdan sorumludur, bir amir toplumdan sorumludur. Dolayısıyla inanıyorum ki iyi insanlar görevlerini ifa etseler bu toplum düzeler, bu toplum iman etmiştir. Sadece imanların üstü örtülmüş, günahlarla, yanlışlarla, eksiklerle. Ama insan çalışırsa kesinlikle inanıyorum ki bu insanlar tekrar aslına dönebilirler. Çünkü inanmayan insanlar tebliğ edildikten sonra iman etmişler, ama bu hazır bir lokmadır, bu toplum inanmıştır. Evet birçok yanlışlarla iç içedir, birçok yanlışları doğru olarak, doğru olanları da yanlış olarak biliyor olabilir, ama biz bu insanlara doğruları olduğu gibi öğretirsek ve yanlışlarını da onlara öğretirsek, ben inanıyorum ki bu toplum düzelecektir. Bir de şu var, hidayet Allah’ın elindedir, bizim vazifemiz Allah’ın bize emrettiklerini yerine getirmektir. Allah (cc) istediğine hidayet eder, istediğine hidayet etmez, o ayrı bir konudur. Ama Allah bize niçin insanları hidayete erdirmediniz diye bir soru sormayacak, fakat siz niye görevinizi yerine getirmediniz, size düşeni neden yapmadınız diye Allah bunu bizden soruyor. İşte bu sorumluluktan kurtulmak için her Müslümanın gücü nispetinde kendi vazifesini yapmalıdır.” dedi.

“Allah’ın kitabı ve peygamberi aramızdadır.”

Müslümanların öncelikle İslam’ı kendilerinin yaşamaları ve ondan sonra da bunu yaşatmaya gayret etmeleri gerektiğini vurgulayan Bozdaş, “Bunun için vakit vermelidir, bunun için bilgi edinmelidir, bunun için hangi yollarla bu insanlara ulaşılabilir, onun yollarını aramalıdır. Onun için ben diyorum ki, bu toplum Müslümandır, fakat bu toplum birçok yanlışla iç içe olmuştur, doğrular yanlış olarak algılanmıştır, ama her Müslüman’ın görevidir ki tekrar o doğruları bu insanlara yönlendirmek, o doğruların ana kaynağı da Allah (cc) bize bir kitap göndermiştir ve o kitap aramızdadır. Ve aynı zaman da Allah bir peygamber göndermiştir, o peygamberin hadisi şerifleri de aramızdadır, sünneti seniyyesi de aramızdadır. Biz Kur’an-a ve sahih hadislere sarılırsak kesinlikle bu toplumda düzelme olur ve bu toplum tekrardan aslına dönebilir diye düşünüyorum.” ifadelerine yer verdi. (İLKHA)