Stokçuluk en çok da alım gücü düşük olan insanları zorluyor. İslam dininde stokçuluğun ya da halk arasında daha çok kullanılan ismiyle karaborsacılığın, İslam'da elbette ki yeri yoktur.

Meselenin sadece ürün azlığı olmadığı aşikâr. Burada dönen bir oyun var ve bu dönen oyunda en çok olumsuz anlamda etkilenen de ne yazık ki önce halk daha sonra ise esnaf oluyor. Tarih stokçuluk yapmaya çalışan ve hüsrana uğrayan hatta istediğini elde edemeyen insanlarla dolu. Çünkü haramın helal olmak gibi bir lüksü yok.

Stokçuluğun İslami boyutunun yanında, ahlaki ve sosyolojik yanlarının da olduğunu İLKHA'ya muhabirine yaptığı konuşmada belirten Mardin Artuklu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Bozkurt, hangi açıdan bakılırsa bakılsın gerek dini gerek ahlaki gerekse sosyolojik olarak stokçuluk denen bu davranışın hiçbir oluru olmadığını belirtti.

 

Stokçuluk ya da karaborsacılık denen olayın birçok açıdan değerlendirilebileceğini belirten Bozkurt, "Stokçuluk, çok farklı açılardan ele alınması gereken bir mesele ve problem olarak dile getirilebilir. Olayın dini, sosyolojik, etik, ekonomik ve siyasi gibi birçok yönü olan bir mesele. Dolayısıyla konuyu sadece bir açıdan değerlendirmek bizi sağlıklı bir sonuca götürmeyebilir. Bu bağlamda, alanımla da ilgili olarak ilahiyat yani din bağlamıyla, acaba stokçuluk nasıl değerlendirilebilir? Buna bakmak lazım." dedi.

Bozkurt, "İslam dininde stokçulukla ilgili olarak bazı kavramlar kullanılmıştır. İhtikâr kavramı bu noktada en şemsiye kavram olarak önümüze çıkıyor ama bununla beraber iddihar ve izdihar gibi kavramlar da var. Bir yönüyle ihtikâr, karaborsacılık, salt istifçilik ve malı biriktirmek vesaire bunlar önemli kavramlar. Mevzu aslında İslam hukukunda çok ayrıntılı şekilde tartışılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de stokçulukla ilgili doğrudan ayet göremiyoruz ama haksız kazançla ilgili ayetler mevcut. Bakara 188'inci ayet, Araf 85'inci ayet ve Nisa 161'inci ayetler buna örnek verilebilir. Dolayısıyla bu bağlamda bakıldığında prensip olarak İslam dininde doğrudan geçmese de dolaylı olarak haksız kazanç anlamında kabul görülmeyen ve Allah'ın ciddi manada yasakladığı bir davranış olarak karşımıza çıkmaktadır." ifadelerini kullandı.

"Dini açıdan bakıldığında mezheplerin neredeyse tamamı stokçuluğu yasaklandığını belirtiyor."

Peygamber efendimizden günümüze kadar stokçuluk sorununun olduğunu ve bunun için birçok örnek olduğunu söyleyen Bozkurt, konu hakkında genel kanaatin haram olduğunu belirtti. Bozkurt, "Bu konuyla ilgili hadislerse çok farklı olarak karşımıza çıkıyor çünkü İslam dini ve Kur'an'ın yapısı gereği ve Peygamber efendimizin bulunduğu pozisyon gereği Kur'an-ı Kerim'deki bir takım genel ilkeleri özelleştirerek kendi günündeki sorunlara cevaplar bulmaya çalışmıştır. Stokçulukla ilgili efendimizin bir takım hadis ve uygulamaları var, 4 halife döneminde de bunlar hatta Emeviler, Abbasiler ve sonraki dönemlerde de İslam hukukunda çok önemli bir problem olarak tartışılmıştır. Dini açıdan bakıldığında mezheplerin neredeyse tamamı stokçuluğu yasaklanmış, haram görülmüş davranış ve uygulama biçimi olarak belirtmiştir. Mesela Şafii ve Maliki mezhepleri hatta buna Zeydileri vesaire dâhil edebiliriz kesin olarak haram görürken Hanefi mezhebiyse usul açısından farklılığa sahip olduğu için tahrimen mekruh olarak nitelendirmiş ve bu da esasında harama tekabül etmektedir." şeklinde konuştu.

Ahlakın toplumu bir arada yaşamasının en önemli unsurlarından bir tanesi olduğuna değinen Bozkurt, hukuki olarak bazı durumların sorun teşkil etmediği görülse de ahlaki olarak sorun teşkil edebileceğini ifade etti. Bozkurt açıklamalarına şöyle devam etti:

Ömer Bozkurt

Tabi olayın dini boyutunun yanında ahlaki bir boyutu da vardır. Ahlak toplumun bir arada yaşamasının en önemli unsurlarından bir tanesidir. Ahlak bir takım davranış kural ve kodlarıdır. Hukuk belli açılarda ahlakı önemser ve kendini onun üzerine inşa eder. Hukuka uymakla beraber ahlaki olmayan birtakım durumlarla da karşılaşabilmektedir. Yani birisi çıkıp 'Ben bugünkü şartlar çerçevesinde sarf etmiş olduğum bu enerji karşılığında istediğim kârı elde edemiyorum, dolayısıyla ben bu malımı biriktirip çeşitli değişkenlerle malımı daha yüksek fiyata satabileceğim ortamları bekleyerek piyasadaki arz-talebi arttıracağım.' şeklinde tavırlarda bulunması haksız kazanç olduğu için ahlaki bir davranış da değildir.

En başta bu tür durumların toplumun bir birine olan güvenini sarstığını söyleyen Bozkurt, "Olayın sosyolojik boyutuna geldiğimizde, böyle durumlar toplum içerisinde ciddi bir güvensizliğe sebep olmaktadır. İnsanlar birbirlerine güvenmemeye başlarlar. İnsanlar kendi ellerindeki malı fahiş fiyatlara sattığı zaman diğeri de bundan etkilenerek aynı tavırlara girişmektedir. Sonuç itibariyle ekonomiye de yansıyacak şekilde esasında hiç kimsenin bundan bir kârı olmamaktadır. İnsanlar sadece fiyatların yükselmesine ve yükselmesiyle rakamların yanına bir sıfır daha eklemiş oluyorlar. Siz bir malı alıp stok edersiniz ve başkası da elindeki ürünü alıp stok ederse bu sadece fiyatların artışına yol açacak ve ekonomik anlamda ciddi sorunlar oluşturacaktır. Bununla beraber toplum içinde insanların birbirine olan güveni kaybolmaya başlayacaktır. Evvela şunu ifade etmek lazım ki bu anlayış insani bir davranış değildir." diye konuştu.

"Tedarik çerçevesinde fazladan ürün getirilmesinin kanunî ve ahlaki olarak yeri vardır"

Toplumu düşünmenin ve ahlaki davranmanın gerekli olduğunu söyleyen Bozkurt, "Şu da söylenecektir; bazı ürünlerin fazladan getirilip süreç içerisinde piyasaya sürülmesi gibi bir takım zorunlu hususlar vardır. Bu zorunlu hususlar piyasada malın fiyatını arttırmaya dönük değilse ve tamamen işinin gereği olarak tedarikçilik çerçevesinde bu yapılıyorsa tabi ki kanunen ve ahlaki olarak yeri vardır. Ama ülkemizde sözgelimi yağ ve tarıma dayalı birçok ürün aslında fiyatlar normal olduğunda varken fiyatların yükselmesiyle ya da birilerinin çeşitli sebeplerle fiyatları yükseltmesiyle beraber bunların piyasadan bir anda kaybolması esasında üretimle veya üretimin azlığıyla ilgili bir mevzu değildir. Eğer öyle bir şey olsaydı bundan öncede benzer sıkıntılar ortaya çıkardı. Dolayısıyla bu tip davranışlara tabi ki girmemek gerekir. Toplumu sarsacak bu tür durumlar hiç kimsenin de faydasına değildir." dedi.

Stokçuluğun önlenmesi için atılacak adımlara dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Bozkurt, ne üreticinin ne de tüketicinin hakkının göz ardı edilmesi gerektiğini vurguladı. Bozkurt şöyle devam etti:

"Ben olaya İlahiyatçı gözü ve Felsefeci kimliğimle baktığımda, bundan hiç kimsenin kâr elde etmediğini sadece toplumda bir takım sıkıntı ve sorunlara sebep olduğunu, hatta insanların işin içinden çıkamadığı zaman hayatlarına sebep olabilecek derecede sonuçlara yol açtığını görebilmekteyiz. Benim şahsi kanaatim, dünyada insani olanla İslami olanı beraber görebilmek gerekir çünkü insani olanla İslami olanın arasında doğru bir orantı vardır. Tabi ki üreticiler, ticaretle uğraşan, tedarik zincirindeki insanlar göz ardı edilebilecek kişiler ya da kurumlar değildir. Ancak bunlar varlığını sürdürürken toplumu da gözetmelidir. Neticede bu bir arz-talep meselesidir. Yeri geldiğinde soğan ve patatesimizi satacak insan bulamıyoruz ama yeri geldiğinde de soğanı ve patatesimizi satın alacak insanlar çıkamıyor. Bu dengeyi iyi sağlamak, sorumluluklarımızı bilmek ve her şeyden önce insani olarak davranmak gerekir. Kâr marjlarımızda düşüklükler olabilir, bunlar olacaktır. Ama sorun, sıkıntı, süreç ve değişim varsa bu değişime herkesin katkıda bulunması gerekir. Bireysel ve bir takım siyasi mülahazalarımızı bir kenara bırakarak insan merkezli hareket edilmesini gerektiğini bireysel olarak söyleyebilirim. Bütün insanlarımızı stokçuluk denen bu haksız kazançtan uzak durulması gerektiğini tavsiye ederim." (İLKHA)