Hükümetin başlattığı çözüm sürecinde kritik noktaya gelindi. Kandil`den yapılacak açıklamanın ardından PKK`nın sınır dışına çekilmesi bekleniyor.

Bu önemli eşik öncesinde, sürecin önemli aktörlerinden BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, NTV`de yayımlanan `45 Dakika`da Mehmet Barlas`ın konuğu oldu.

Çekilme sürecine yönelik önemli açıklamalarda bulunan Önder, "Bu çekilme net ve olabildiğince seri olarak yapılacak" dedi.

Bölgenin zorlu coğrafi yapısı dolayısıyla çekilmenin takvime bağlanmasının doğru olmadığını ifade eden Önder, "Kimsenin kalkıp sayım yapacak hali yok, Kürt hareketi çok net bir irade koydu" diye konuştu.

Önder, İmralı ziyaretlerine ilişkin izlenimlerini de anlattı.

Önder`in açıklamalarından satır başları şöyle:

"Muhtemelen çekilme başlayacak. Bizim görüdüğümüz iş sadece mektup teatisi değil. Gerek Kandil`de gerek İmralı`da bir toplantı halinde geçiyor. Belli tartışmaları yürütüyoruz olgunlaştırıyoruz. Oradan edindiğim izlendiğim odur ki bir çekilme açıklanacak ve sanırım artık kesinleşti. Bu çekilme net ve olabildiğince seri olarak yapılacak.

Bölge coğrafi olarak engelli bir bölge. Dolayısıyla ilk görüşmede Karayılan `koşarak gelmeye çalışsak 3 ay sürer` demişti. Şimdi oralarda karlar eriyor, her dere büyük bir engele dönüşüyor. Bence bu meselenin takvimi önemli değil. Net bir çekilme iradesi ortaya konduğu için devletin takvime bakacağını düşünmüyorum. Kimsenin kalkıp sayım yapacak hali yok, Kürt hareketi çok net bir irade koydu.

Öcalan`ın önerileri gayet yoğunluklu olarak tartışılıyor. Sayın Öcalan, "Ben atama ya da direktif vermeye yatkın birisi değilim, öneride bulunma kapasitem gelişkindir" diyor. Kürt siyasal hareketi kadar her şeyin tartışıldığı başka bir yapı yoktur. Gelecekte tarih yazacaktır Öcalan ile KCK arasındaki tartışmaları.

Öcalan bugün bizim içimizdeki hakikat komisyonlarını önerirken, bizim yanlış yaptığımız yerlerine araştırılmasını istiyor.

Oslo sürecinin başarıya ulaşmamasının nedeni sadece Öcalan`ın devreye sokulmamasına indirgenemez. Oslo`da çözmeye dönük net bir devlet iradesi oluşmamıştı. Devletin bir kriz planı, B planı yoktu. Temennilerini program yaptılar. Milletvekili seçildiğimiz dönem, daha bu meseleden umudun kesilmediği dönemdi.

Net bir irade o gün yoktu. Bunu çözmeye niyetlenmiş insanlar vardı. Belki sayın Öcalan`ın gördüğü işlevden çok BDP`nin uyarılarına önerilerine kulak asılmaması daha vahim sonuçlara yol açtı. O zaman BDP tabiri caizse devlete yalvarıyordu. Ama bize "siz karışmayın" dendi. gelinen noktada süreç yüzlerce cana ve bir o kadar da zamana mal oldu.

KCK`ya yönelik yürütülen operasyonların da bir tırnak çakısı dahi yakalanmayan gruba nasıl terörist dersiniz? İnsan aklı, bunu sorgulamayı gerektirmez mi? Dünyanın hiçbir yerinde 3 milyon kişilik bir terörist grup yok. Bir terörist faaliyet olarak nitelenen şey, Kürt siyasal hareketinin tümü. Avrupa Parlamentosu`nda dün terörist tanımlaması yerini aktiviste bıraktı.

Abdullah Öcalan, silahların yerine siyasetin konuşması gerektiğini 1993 yılından bu yana söylüyor. Bu konuda değerlendirmeleri ve kitapları var. Sayın Öcalan bunu çok önemsiyor. Bölge ölçeğinde de değişen bu paradigmalara dair bir bilim insanı titizliği ve ferasetiyle yapılmış tespitleri var.

Sayın Öcalan kendisinden bahsetmeyi fazlaca sevmeyen bir insan. Bu tür detaylara ve kendi konumuna dair çok az şey söylüyor. Genel itibarıyla sağlıklı, dinç ve muazzam bir muhakeme yeteneği var.

BDP`li vekillerin çalışma programının önemli bir bölümünü cezaevlerindeki yoldaşlarımızı ziyaretle geçiyor. İmralı`da normal cezaevlerinde uygulanan prosedürün biraz daha ağırlaştırılmışı var. Manyetik kontrolden ve x-ray cihazlarından geçiyoruz. Pervin Buldan hanım ile gidiyoruz İmralı`ya ve adada kadın güvenlik görevlisi yok. Onun için özel olarak getiriliyor. Telefonlarımızı teknede bırakıyoruz.

Öcalan`la en uzun 4 saat görüştük. Anlatmak istediği o kadar hayati şeyler var ki. Biz sağlığıyla ilgili sorular sorduğumuzda vakit kaybetmemek için bu konulara girmiyordu. Kendisine verilen televizyon bir lütuf değil verilmemesi bir hata.

Bütün mahkumların yasal hakkı bu. Diğer mahkumlar önemli şeyleri kendisine aktarıyordu. Televizyon meselesinden kendisine televizyon verilince haberdar olmuş birisi değil. Sanırım 22.30`dan sonra olan programları izlemiyor. Kendisine bir öz disiplin uygulamış.

Vaktinin çok önemli bir bölümünü okuma-yazma alıyor. 4 bine yakın kitaptan oluşan bir okuma listesi var. Hem okuyor hem bunlardan notlar çıkarıyor. Bu notlardan özgün Türkiye analizleri yapıyor. Ağırlığı felsefe, tarih, siyaset, sanat... Bu meselelerle diğer meselelere nazaran daha ilgili. Yürüttüğümüz tartışmalarda yaptığı referanslardan anlıyoruz okuma alanının genişliğini. Türkiye`nin tümünün akıbeti üzerine kafa yoran bir insandan bahsediyoruz.

Öcalan`la görüşmelerimizde kendisinin geleceğiyle hiçbir şey konuşmadık. Bunu bir kez ben bir kez Pervin Hanım sordu. İkisinde de şiddetle `bizim konumuz bu değil, Türkiye`nin özgürleşmesi` dedi. Kendisinin merkezinde olduğu bir hedefin içerisinde değil.