HÜDA PAR Genel Merkezinden yapılan yazılı açıklamada,  Yap-İşlet-Devret modeli ve artan dış borçlar, halkın bankalara mahkum edilmesi, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın güvenliğini sağlama teklifi, Mısır’daki idam kararları hakkında açıklamalarda bulundu. 

Yap-İşlet-Devret Modeli

Yap-İşlet-Devret usulü veya kamu özel sektör işbirliği ile hayata geçirilen tünel, hastane, köprü, otoyol gibi projelerin hazineyi boşalttığı ve ülkenin geleceğini onlarca yıl ipotek altına aldığına işaret edilen açıklamada, "Yüksek kullanım bedeli nedeniyle vatandaşların önemli bir kısmının kullanamadığı bu tesisler için devlet, ilgili firmalara belli bir gelir garantisi vermektedir. Kamu imkânlarıyla çok daha düşük bir maliyetle yapılabilecek bu yatırımlar, vatandaşın faydalanamadığı ama ücretini ödediği hizmetler haline gelmiştir. Hazine her yıl gereksiz yere milyarlarca lira ödeme yapmakta, zor günler geçiren vatandaşlara can suyu olabilecek bu rakamlar müteahhitleri ihya etmektedir. Bu yatırım modellerinin suistimal edildiğinin farkına varılmalı ve vatandaşların soyulmasına, memleketin geleceğinin ipotek altına alınmasına seyirci kalınmamalıdır." denildi.

"Dış borçlanma yetkisine yeni bir düzenleme ile sınırlama getirilmelidir"

Başarısız ekonomi politikalarının bir yansımasının da dış borçlar üzerinden görüldüğüne dikkat çekilen açıklamada, "Net dış borcun milli gelire oranı, 2005 yılında yüzde 15 dolaylarında seyrederken bugün bu rakam 268,9 milyar dolar ile yüzde 37,5’i bulmuştur. 2020 yılı sonu itibariyle brüt dış borç stokunun ise 450 milyar dolar seviyesinde olduğu açıklanmıştır. Söz konusu dış borcun önemli bir kalemini yine hazine destekli yatırımlar oluşturmaktadır. Zira 14,8 milyar dolarlık kısmı, hazine garantili yatırımlara ilişkindir. Açıktır ki bu ekonomi politikaları sürdürülebilir değildir. Dış borçlanma yetkisine yeni bir düzenleme ile sınırlama getirilmelidir. Zira doğmamış çocuklar adına borçlanma yetkisini kendinde gören bir ekonomi anlayışı ile bir yere varılamaz." değerlendirmesinde bulunuldu.

"Hükümet, var olan krize oranla yapılan yardımların yetersiz olduğunu görmelidir"

Pandemi sürecinde yaşanan genel durağanlıktan en çok ekonomik faaliyetler ve ticari hayat etkilendiği ifade edilen açıklamada, ülkelerin bu zor süreci atlatmak için çeşitli destek paketleri açıkladığı hatırlatıldı.

IMF verilerine göre bazı ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 20’ye yakınını yardımlar için ayırırken Türkiye’de bu oranın yüzde 1,9 ile en alt sıralarda yer aldığına dikkat çekilen açıklamada, 'Açık tutulan kredi kanalları ile reel sektörün yanı sıra hane halkı için de ciddi bir borçlanma sorunu oluştu. Bu aşırı talep, fahiş derecede yükselen faiz oranları nedeniyle de önümüzdeki süreçte tıkanmalara yol açacak bir borç sarmalına dönüşecektir. Reel sektör borçlanarak hayatta kalma mücadelesi verirken BDDK verilerine göre vatandaşların bu yılın ilk çeyreğinde bankalara sadece kredi ve kredi kartı faizi olarak 34,5 milyar lira ödediği görülmektedir." ifadelerine yer verildi.

OECD raporuna atıfta bulunulan açıklamada, "OECD raporu bu duruma işaret ederek Türkiye'ye halkı borçlandırmak yerine daha fazla devlet desteği sunması çağrısına yer verdi. Pandemi sürecinde kredi ile borçlandırma politikasını eleştiren OECD, savunmasız durumdaki hane halkı ve reel sektörün borçlandırılmasının sürdürülemez bir duruma geldiğini belirterek daha fazla doğrudan destek verilmesi gerektiğine işaret etti. Hükümet, var olan krize oranla yapılan yardımların yetersiz olduğunu ve mutlaka artırılması gerektiğini görmelidir." diye belirtildi.

"Gelir dağılımındaki adaletsizlik huzursuzluğun en temel nedenidir"

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan araştırmaya göre 2020 yılı gelir ve yaşam koşullarında adaletsizliğin, son 11 yılın en yüksek seviyesinde gerçekleştiği kaydedilen açıklamada, "Son yapılan araştırma sonuçlarına göre; en yüksek eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,2 puan artarak yüzde 47,5'e yükselirken en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak yüzde 5,9'a geriledi." bilgilerine yer verildi.

Açıklamada, "En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim ile en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesim arasındaki makas gittikçe açılıyor. Son bir yıldaki değişim herkesi düşündürmeli ve çözüm arayışına sevk etmelidir. Haksız kazançlarla oluşan gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluğun ve huzursuzluğun en temel nedenidir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Ekonomi politikalarındaki yanlış uygulamaların, yolsuzluklar, faiz ve rant ekonomisinde ısrarın, sıkıntıların temel kaynağı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Ekonominin yapısal sorunları ve kurumsal zafiyetler maalesef gelecek açısından da karamsar bir tablo oluşturmaktadır. Gelir dağılımında adaletin sağlanması için güçlü yapısal düzenlemelere ihtiyaç vardır.  Gelir dağılımındaki adaletsizliği büyüten etkenlerden biri olan mevcut vergi politikaları gözden geçirilmeli, adil bir dağılımı sağlayacak yeni düzenlemeler yapılmalıdır." denildi.

"Türkiye, Afganistan’da on binlerce sivili katletmiş NATO adına faaliyette bulunmamalı"

Türkiye, NATO güçlerinin Afganistan'dan asker çekmesinin ardından Kabil Havaalanı'nın güvenliğini sağlamayı teklif ettiği hatırlatmasında bulunulan açıklamada şunlar kaydedildi:

Bölgeden askerlerinin bir kısmını çeken ABD tarafından kabul edilen teklif, Taliban tarafından ise Türkiye’nin NATO gücü olduğu gerekçesiyle reddedilmektedir. Türkiye’nin Afganistan’da NATO şemsiyesi altında askeri faaliyet yürütmesi çatışma riskini artırmaktadır. Türkiye’nin 20 yılın sonunda işgalden kurtulan Afganistan’daki varlığı, ABD’nin uydusu haline gelen NATO çatısı altında bir askeri faaliyet olmamalıdır. Türkiye, Afganistan’da Kabil yönetimi ve Taliban arasında yaşanan çatışmaların sona ermesi, iç barışın sağlanması, Afganistan’ın istikrarı ve yeniden imarı için inisiyatif almalıdır. Güvenliği sağlamanın yolu yerel unsurlar arasında uzlaşıyı sağlamaktır. Türkiye, bugüne kadar Afganistan’da on binlerce sivili katletmiş NATO adına faaliyette bulunmamalı, kadim dost ve kardeş Afgan halkının huzur ve güvenliğini temin etmeye katkı sunmalı ve iyi ilişkilerin devamı için çaba harcamalıdır.

Mısır’daki idam kararları

Açıklamada, Mısır’daki idam kararlarına ilişkin, "Mısır’da darbeci Sisi’nin mahkemelerinden yeni idam kararları çıktı. Mısır Yüksek Mahkemesi, aralarında devrimin sembol isimlerinden olan şehit Esma Biltaci’nin babası, aynı zamanda İhvanın Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında verilen idam cezalarını onadı. Cunta mahkemelerinin verdiği hiçbir karar adil ve tarafsız değildir. İntikam alma amacıyla darbeciler tarafından sipariş edilen kararlar tamamen siyasidir. Mahkemeler, cunta rejiminin emirlerini yerine getiren bir mizansen ve tiyatrodan ibarettir. Halkın seçtiği yönetime karşı darbe yapan ve seçilmiş cumhurbaşkanını zindanda şehit eden, binlerce masumu Rabia Meydanı’nda katleden cuntacı Sisi, yargılanmalıdır ve inşallah bir gün yargılanacaktır. Bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar, İslam İşbirliği Teşkilatı, Mısır ile ilişkileri normalleştirmeye çalışan Türkiye ve Sayın Cumhurbaşkanı harekete geçmeli, yargı kılıfı geçirilmiş bu siyasi katliamlar durdurulmalıdır." değerlendirmesinde bulunuldu. (İLKHA)