İstanbul Sözleşmesi’nin Avrupai bir sözleşme olduğuna dikkat çeken Kocaağa, bu sözleşmenin birçok Avrupa ülkesinde kabul edilmediği ve bazı Avrupa ülkelerinde ise çekinceli davranıldığı halde muhafazakâr bir iktidara sahip Türkiye Cumhuriyeti’nde imzalanmış olmasının düşündürücü olduğunu dile getirdi.

 

Kocaağa; “İstanbul Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan bir sözleşmedir. Sözleşme 2011 yılında hazırlanmış ve imzaya açılmıştır. Şu an 40'tan fazla ülke tarafından bu sözleşme imzalanmıştır. Uluslararası sözleşmelerde taraflar sözleşme imzalıyor. Daha sonra ülkelerin millet meclisleri bu sözleşmeleri kabul edip onaylıyor ve gerekirse ondan sonra bu sözleşmeye uygun kanunlar çıkarılıyor. Bu sözleşmede de ülkeler ‘Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi’ ve ‘Cinsiyet Ayrımının Önlenmesi’ konularında taahhütlerde bulunuyorlar. Kadına yönelik şiddeti azaltacaklarını ve cinsiyet ayrımcılığını kaldıracaklarını belirtiyorlar.” dedi. 

“Toplum bir tuzağa çekilmiş durumdadır”

Aile içi şiddetin önlenmesi ve cinsiyet ayrımcılığı konularında toplumun tuzağa çekildiğini ve bu yasaların yararlardan çok zarar getirdiğini ifade eden Kocaağa, şunları söyledi:

“Bu anlaşmalar toplumu dejenere ediyor ve toplumu gerçekten bozuyor. İslam toplumu ve medeniyeti, sorunlarını ve özellikle aile içindeki sorunları uzlaşma yoluyla, konuşarak, istişare ederek bir araya gelerek, şiddetten uzak bir şekilde çözen ve bunu bir yol ve ilke edinmiş bir toplumdur. Batı toplumu ise hep ceza yoluyla sorunları çözme eğiliminde olmuştur. İnsanları cezalandırarak, yeri geldiğinde insanlara karşı uç noktalarda önlemler alarak, uzlaşmadan uzak, yeri geldiğinde para cezası, evden uzaklaştırma, hapis cezası gibi hep ceza yoluyla insanları terbiye etmeye çalışan bir medeniyet ve anlayış var. Oysa bizim toplumumuz ve medeniyetimiz şiddeti körükleyen değil, azaltan. Anlaşmazlıkları körükleyen değil çözüm üreten bir yapıya ve mekanizmalara sahiptir. Bunun yanında medeniyetimizin tersine olan mekanizmalar öngörülmüş, buna dayalı olarak 2011'de İstanbul Sözleşmesi imzalanmış. 2012'de de 6284 Sayılı Kanun olan Ailenin Korunması ve Şiddetin Önlenmesi'ne yönelik kanun çıkarılmıştır.”

Kocaağa; “Bu 2 sözleşme de şiddeti önlemek yerine şiddeti arttıran mekanizmalara dönüşmüştür.  Evin reisini hiçbir delil olmadan eşi veya büyük çocuğu, kızı arayıp şiddet uyguluyor dediği andan itibaren bu insanın kapı dışarı edilmesi, eve yaklaşmama, evden uzaklaştırma gibi önlemler alınıyor. Bu da aile içi sorunları daha da artırıyor. Şiddete olan meyli arttırıyor. Sorunların çözümü adeta imkânsız bir hale getiriliyor. Bunun sonucunda da boşanmalar artıyor. Aile içi sorunlar körükleniyor. Bu gerçekten yöntem değildir. Temel yasamız olan Kur’an-ı Kerim ne emrediyor? Aile içi sorunlarda öncelikle aileden iyi niyetli olan hakemlerin bir araya gelip çözüm için adımlar atmasıdır. Hadi bu yapılamadı diyelim. Sorunu polislerle değil, en azından psikologlarla çözün. Psikologları devreye sokun. Aile konusunda uzman olan psikologları devreye sokun. Vatandaşları çağırıp dertlerini dinleyin. Onlara yol yordam gösterin. Sorunlarını dile getirmeleri için bir ortam hazırlayın. Ama bunlar yapılmıyor. Anında polis devreye giriyor. Evden uzaklaştırmalar ve diğer polisiye önlemler alınıyor. Bu önlemler de aileyi çökertiyor.” ifadelerinde bulundu.

“İstanbul Sözleşmesi kötü niyetle kullanılmaya çok müsaittir”

Toplum ve aile yapısına zarar veren İstanbul Sözleşmesi'nin kötü niyetle kullanılmaya gayet müsait olduğunu belirten Kocaağa; “Bu sistem kötü kullanılmaya çok müsait bir sistemdir. Yeter ki ailede bir kişi veya eşlerden birinin akrabası kötü niyetli olsun. Bu kanunları devreye sokup sorunları İçinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Dolayısıyla burada bu kanun ve düzenlemeler sorunu çözmekten çok sorunun kaynağı oluyor ve bu sorunlar daha da arttığı zaman toplumu bitiren bir duruma geliyor. Onun için bu kanunların yol açtığı sorunlar ve travmalar, mağduriyetler için devletin ilgili birimleri iyi bir araştırma yaparak bu kanunların geri dönüşümünü bir an önce sağlanması için adım atmaları şarttır. Bizler avukat olarak denk geliyoruz. İnsanlar çok mağdur oluyor ve kadınlar sorunları çözmek için bu mekanizmalara sığınıyorlar. Bunların çözüm olacağını düşünüyor veya birilerinin akıl vermesi ile adım atıyor ama sorunlar içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Daha sonrasında aile bir araya gelemiyor.” şeklinde konuştu.

“İstanbul Sözleşmesi ahlaksızlığı meşrulaştırıyor”

İstanbul Sözleşmesi'nin cinsiyet ayrımcılığı meselesi üzerinden yaptığı cinsel sapıklık ve eşcinselliği meşrulaştırma olduğuna dikkat çeken Kocaağa, şu ifadeleri kullandı:

“İstanbul Sözleşmesi eşcinsellik ve ahlaksızlığı yayanlara alan açma, onları toplumda itibar sahibi yapma meselesi de ayrı bir mesele ve büyük bir sıkıntıdır. İstanbul’un bu yönüyle anılması sıkıntı meydana getiriyor. İstanbul isminin bu sapkınlıklarla, eşcinsel derneklerle, yapılarla anılması bile çok çok yazık. İstanbul gibi İslam medeniyetinin simge bir yerinin bu şekilde anılması çok yazık. Demek ki devlet atacağı her adımda Kılı kırk yarması lazım ki böyle şeylere meydan verilmesin. LGBT dernekleri İstanbul Sözleşmesi'ni adeta bir simge haline getirmiş. Gerçekten çok yazık. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de bu kanunlara hiçbir çekince koymamış ne cinsiyet ayrımcılığı ne de aile ile ilgili kısımlarda hiçbir çekince koymadan gözü kapalı bir şekilde imzalanmış. Avrupa ülkelerinden imzalamayan veya çekince koyan ülkeler var. Böyle bir anlayış olabilir mi? Muhafazakâr bir iktidar var. Türkiye'de neyi imzaladığını ve ne yaptığının farkında değil mi? Bu toplumun temeli aile değil mi? Aile bozulduğu anda toplumun ayakta kalması mümkün mü? Avrupa'da bile muhafazakâr bir iktidar yeri geldiğinde eşcinselliğe şiddetli bir şekilde karşı çıkabiliyor. Bizim toplumumuz muhafazakâr olduğu için İktidarın çok daha farklı davranması, çok daha basiretli bir şekilde hareket etmesi lazım. Eşcinselliği savunan derneklerin adeta oyuncağı haline gelebiliyoruz? Böyle bir şey olabilir mi?"

“İktidarın baskılara aldırmaması gerekiyor”

“Toplumu bu mecraya taşıyan en önemli nedenlerden biri de aile içi anlaşmazlıkların medya tarafından abartılmasıdır” diyen Kocaağa; “Sabıkalı bir kişinin onlarca suçu varken, ailesine ve çevresine şiddet uyguladığı tarafı alınarak, onlarca sabıkası unutuluyor Sadece bu yönü abartılarak kamuoyuna veriliyor ve bu da siyasiler üzerinde bir baskı meydana getiriyor. Yani toplumun ve hükümeti yönlendiren art niyetli medya kuruluşları veya batı toplumunun güdümündeki medya kuruluşlarıdır. Böyle haberler şişiriliyor. Öne çıkarılan bazı olaylar ile aile içi şiddetin toplumda çok çok yaygınmış gibi gösterilip buradan toplumlar tuzaklara çekiliyor. Adete anlaşmalar imzalanmaya mecbur bırakılıyor. Ailenin korunması adı altında, aileyi bitiren kanunların yapılması mecburiyeti hissediliyor. Medyanın yönlendirilmesi ile hareket edildiği müddetçe sağlıklı bir toplum oluşturulamaz.  Sağlıklı bir iktidar olunamaz ve sağlıklı bir yönetim olmaz. Bu tür tuzaklara gelinmemesi lazım. Bu kanunların ve sözleşmelerin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi lazım. Faydadan çok zararları var. Bir an önce el atılıp bir şeylerin yapılması gerekiyor. Toplum bu konuda çok fazla hassas, şikayetler geliyor. Büyük sıkıntılar var. Böyle devam ederse çok farklı bir toplum olma yoluna doğru gideceğiz. Batı toplumlarını belki geçeceğiz. Buna bir an önce çözüm getirilmesi lazım. Uzlaşma kültürüne dayalı bir anlayış üzerinden, sorunların çözülmesi ve kanunların buna göre dizayn edilmesi şart.” diye konuştu. (İLKHA)