ÜSTAD (MUHAMMED ŞAKİR / İKİNCİ KİTAP)

Bismillahirrahmanirrahim!

“Allah, müminlerin velisidir. Onları zulümattan Nur’a çıkarır…” (Bakara, 257)

Üstad’ın fikir ve mücadele yolculuğuna, Muhammed Şakir’in veciz ifadelerinden güç alarak ikinci kitapla devam ediyoruz.

Yazar kitaba Yusufîlik üzerinden “Tarih tekerrür ederken Yusuf’lara zindan düşer.” Mottosunu şiar edinerek oldukça geniş bir analizle başlıyor. Burada mücahit bir İslam âliminin notlarından da faydalanıyor. Örnek bir Müslümanın düsturlarını açıklarken Allah’ı görür gibi yaşayan, tefekkür ile demlenen, nankörlükten sakınan, hesap verilebilir bir yaşam süren, ölümü düşünen, dünyanın faniliğini aklından çıkarmayan ve tüm çabasını ahireti için harcayan bir portreyi oluşturuyor.

Üstadın tekrardan zindana atılmasında değişmeyen bir fezlekeden bahsediyor yazar. Nedir bu büyük bir suçu(!) ihtiva eden iddialar:

Dini alet edip huzuru bozmak, bu amaçla gizli cemiyet kurmak, bunun için gizli târikat dersleri yapmak, bunun da payesiyle şan ve şöhret ile nüfûz etmek, Kürtçülük yapmak, inkılaplarla çatışmak ve rejimin kanunlarına karşı gelmek…

Üstad bu iddialara, şimdi de faydalanılabilecek çok güzel cevaplar veriyor. Zira dinin güzellikleri temaşa eden bu hakikatler, bozmayı değil, cemiyetin birçok derdine güzel bir tiryak olduğundan dolayı aksine yapmayı amaç edinir. Dinin anlatımının yasak kılındığı bir zeminde yapılan her şey, suç kapsamına alındığından, bu ithamlarla karşı karşıya kalınır. Aynı zamanda kanuni(!) olarak yapılan bu iş ve işlemlerin hukukiliği ise maalesef çok tartışmalıdır.

Menemen Hadisesi patlak verince Üstad, daha büyük bir tarassudat ve tazyikat altına alınır. Eskişehir zindanında tecride tabi tutulur. Zindanda ve tek kişilik hücrede olmasına rağmen yine de Lem’alar ve Şualar’dan bazı bölümleri neşredip, kardeşlerini burada da irşad etmeye ve motivasyonlarını diri tutmaya devam eder. Zira bir şefkat tokadı olan bu olaylar, takdir-i ilahi kapsamındadır. Zindan, Medrese-i Yusufiye ve bir dershane fonksiyonu görür. Zindanı gülistana çeviren Üstad, İslam düşmanlarına karşı tedbirli olunmasını ve her biri ayrı ayrı güzel olan şakirdlerin tesanud zırhıyla donanmasının önemini belirtmeyi de ihmal etmez.

Eskişehir’den sonra Kastamonu’da iki-üç ay polis gözetiminde bulundurulur. Kendilerince yaşlı ve güçten düşmüş Said’i bunaltarak aklını karıştırmak ve ümitsizliğe düçar etmek isteyenlere karşı ölümü öldüren ve vatan-ı aslisine kavuşmayı arzu eden bir iştiyakla cehd eden bu adam, bir aslan parçasına dönüşür her demde.

Allah(Celle Celaluhu), müminlerin velisidir. Hakikat bu olduğu halde Allah(Celle Celaluhu) onu dostsuz, arkadaşsız, yardımcısız bırakır mı hiç? Nice tevafukların neticesinde Üstad, o tarassudatta bile kardeşleriyle irtibat kurabileceği bir ağ kurar. Karakolun karşısında içine perde takılmayacak bir eve taşınmasına karar verilir. Ancak bunca tedbire rağmen o ev, yeni bir Dar-ul Erkam’a dönüşür. Orada muallimlerinin İslam’ı anlatmadığından şikâyet eden gençlere Fenlerin derununda barınan Allah zikrini onlara tahattur eder. İki yıllık bir süre sonra bir Isparta daha bekler Üstadı.

Nur hareketi, olanca tazyikatın vesilesiyle tanınır, anti reklam, reklama dönüşerek hizmetin bereketini arttırır, cemaat genişler, hareket daha da aktif bir sürecin içine girer. Böyle olunca da sistemin harekete baskısı daha da çok artar. Bu sebeple girilen aşamaya uygun hareket tarzı belirlenir. Bu hareket tarzının kaideleri özetle şöyle:

Birçok maddede örnekleriyle sıralanan bu bölümden istifade etmek için kitapla bağımızı diri tutmaya devam edelim. Gelecek demde daha güzel demlenme ümidi ve duasıyla…

Rabbim kitaptan ayırmasın!

DOĞRUHABER / Abdullah AYYILDIZ