Yıldız Ramazanoğlu, başörtüsü yasağının zihinlerde aşıldığını vurgulayarak, yasağı desteklemenin münevverlikten uzaklaştığını bu yüzden yasağı destekleyenlerin artık içten içe savunduğunu söyledi. Yazar Ramazanoğlu ile başörtüsü tartışmalarını konuştuk.

 
Türkiye’de yıllardır süren ve git gide kabullenilen bir başörtüsü yasağı var. Mağdurları ardına takıp ilerleyen bu yasak, sizce bugün ne durumda? 
Mesele zihinlerde aşınmış durumda. Artık kimse yasakları desteklemeye, özellikle de üniversitelerde cesaret edemiyor, çünkü utanç verici bir durum ve destekleyenlerin aşağılanmasına, münevver sayılmamasına neden olabiliyor. Öte yandan ileri çağdaş Batılı gibi kavramların tartışmaya açılması yüzünden endişeli insanlar var ve içten içe sürdürülmesinden yanalar. Ayrıcalıkların elden gitmesi korkusu var. Yasak tamamen kalkmış da değil zaten. Sadece gözlerden bir perde kalktı daha başka perdeler var hâlâ.
 
Yeni seçilecek iktidar, bu yasakları aşma konusunda nasıl bir politika izlemeli?
Kesin kararlı bir yol izlenmeli. Geri adım atmak ve meseleyi önemsiz ve ertelenebilirmiş gibi göstermek kangrene dönüştürüyor. Artık zaman ve zeminin son derece müsait olduğu görülmeli. Yeni yazılacak anayasada bu konuda hiçbir tevile yer bırakmayacak netlikte yer almalı bu durum. 
 
Kanunen bir yasak yok, hukukî bir engel söz konusu değil, peki sizce başörtüsü sorunu Türkiye’de ne zaman sona erer?

Dindar erkeklerin ve modern jakobenlerin zihnindeki tutarsızlıklar son bulduğunda. Yasaklar varsa siz de talepkâr olmayın evde oturun din zaten bunu istiyor söylemini dillendirenler hiçte az değil.
 
Sizce Meclis’te başörtülü milletvekili bulunmalı mı?
Elbette, neden olmasın? Beni, kadın-erkek, başörtülü-başı açık herkes–hak ve adalet duygusu gelişmiş biri olması koşuluyla–temsil edebilir. Bir kadın bu yolda siyaset yapmak istediğinde çeşitli gerekçelerle ve bariyere çarptığında insanlığımız azalıyor ve dünya çirkinleşiyor. Önemli olan engellenme ve aşağı görülme olgusunun ortadan kalkması ve hakkın hak sahibine teslimi. Bu kadar basit. Sonra isteyen bu uğurda harekete geçer ve istemeyen başka alanlara yönelir. Eşitlik adalet ve hakkaniyet hepimizin izlemesi gereken değerler.
 
Merve Kavakçı’nın 1999’da fiziksel güç kullanılarak Meclis’ten atılmasının ardından 12 yıl gibi bir zaman geçti. Bu süre zarfında 2 genel seçim, 2 yerel seçim geçirdik. Fakat bu süreçte başörtülü hanımlar sandık başlarında bile görev alamadılar. Bugün 28 Şubat sürecinin demokratikleşmeye zarar verdiği her kesim tarafından kabul ediliyor. Başörtülü milletvekiline karşı muhalefetin tavrı da daha yumuşak. Buna rağmen hiçbir parti başörtülü milletvekili adaylarına, seçilebilecek sıralardan listelerde yer verilmedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Aslında sorun başörtüsü değil, başörtülü kadının sonsuza kadar yasaklanabileceği, ikinci sınıf görülebileceği meselesi idi, buna inanmamız ve içimize sindirmemiz bekleniyordu. Zaman içinde problem söylemler ve ithamlar derinleşti bilinçaltlarına kök saldı ve başörtülü kadınlar da sorunun bir parçası olarak görülmeye başlandı, hem de en duyarlı sandığımız insanlar tarafından.
“Bizi engellemeyin, zamanı değil, şimdi olmasanız ne olur ki, unutun, katlanın, bekleyin” tarzı tepkiler gelişti. Gösterilen adayların alt sıralardaki yerleri biraz bu hissiyatın ve üstenciliğin içimizdeki yansımalarının sonucu.
  
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘Başörtülü aday yoksa oy da yok’ kampanyası hakkında ‘yakışıksız’ nitelemesinde bulundu, savunanları ‘gerilim siyaseti’ yapmakla suçladı. Başbakan’ın neden böyle bir çıkış yaptı sizce?
 Danıştığı kişilerden aldığı yanlış bilgiler yüzünden. Keşke gruptan birileriyle konuşsa ve hakkı teslim edememenin ezikliği içinde, kıymet bilen, takdir eden bir üslûbu tercih etseydi, hatta başbakanımız içten yürekten diliyle bu muhalif hareketi sağlam bir retorikle kendi lehine bile çevirebilirdi.

Yeniasya