Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü'nden elde edilen resmi rakamlara göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin erkek evden uzaklaştırma cezası aldı.

Buna göre; 2015 yılında 270 bin 218, 2016'da 320 bin 280, 2017'de 413 bin 790, 2018'de 521 bin 434, 2019'da 447 bin 893 kişi için önleyici tedbir ve evden uzaklaştırma cezası verildi.

Sözde aileyi koruma yasası olarak bilinen ancak aileleri yıkmaktan başka işe yaramayan "6284 sayılı Kanun" ve "İstanbul Sözleşmesi" gibi uygulamaların toplumu felakete götürdüğünü belirten Türkiye Aile Meclisi Başkanı Adem Çevik, konuya ilişkin İLKHA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

"Bu durum ülkemiz için felaket, geleceğimiz ve ekonomi için bir afettir"

Çevik, "Resmi rakamlara göre son 5 yılda 2 milyon babanın evden uzaklaştırıldığını gördük. Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü'nden aldığımız verilere göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin yani 2 milyon kişinin evden uzaklaştırılması ülkemiz için bir milli güvenlik sorunu, geleceğimiz için bir tehdittir. Bu rakam, sadece evden uzaklaştırılan erkeklerin sayısı. Kadınları da saydığımızda 4 milyon, çocuklarını da hesaba katsak 5-6 milyon olur. Kadın ve erkeğin ailesi ve akrabalarını saymıyoruz. Bu durum ülkemiz için felaket, geleceğimiz ve ekonomi için bir afettir." dedi.

"Bu maddeler cinayete teşvik eder"

Bu şekilde devam ederse, aile ile birlikte ekonominin de yara alacağını belirten Çevik, "Babalar evden uzaklaşınca çocuklar da travma geçirmiş olacak. Babasız ortamda büyüyen çocuklar uyuşturucu bağımlısı olacak. Yapılan araştırmalara göre dağılmış ailelerin çocuklarının bu yollara girdiği biliniyor. 6284 Yasası kadına şiddeti önlemek için çıktı ama çıktıktan sonra istatistiklere baktığımızda cinayet sayısı yılda 121 iken, geçen yıl 441'e yükselmiş. Bu hiçbir zaman azalmayacak, daha da korkunç rakamlara ulaşacak. Aynen İskandinav ülkeleri ve Fransa'da olduğu gibi daha da artacak. Çünkü 2 milyon baba şahit ve delil olmaksızın evden uzaklaştırılmış. Üstelik bu adam evden uzaklaşmakla kalmıyor, üst katta olan anne babasının, kardeşinin yanına bile gidemiyor. Çocuğunu da göstermezseniz adamı cinayete teşvik etmiş olursunuz. Bu maddeler cinayete teşvik eder. Onun için diyoruz ki, 'İstanbul Sözleşmesi' ve 6284, ülkemizin geleceğini tehdit ediyor. Bunun acilen feshedilmesi gerekir. Cumhurbaşkanı da 'feshedilebilir' dedi ama feministler daha çok baskı kurdukları için 'Önce Aile' diyenlerin bu konuda daha çok çalışması gerekir. Bu konuda yetkililere sesimizi duyurmalıyız." diye konuştu.

 

"Erkek ve kadını savaştırmak istiyorlar biz bu tezgâha düşmemeliyiz"

Çevik, "Şu anda Kadını Destekleme Uygulaması (KADES) var. 15 bin 800 ihbar olmuş. Uzaklaştırmada iftiralar atılıyor. İftiraya ceza verilmezse korkunç sonuçlar ortaya çıkar. İftiraya ceza verilmeli. Adli makamları yanıltma ve iftira suçundan işlem yapılırsa bu sorunlar önlenebilir. Sadece 'kadına yönelik şiddete dur' denilirse burada erkeğe, çocuğa yönelik şiddete evet anlamı çıkar. Biz şiddetin her türküsüne karşı çıkmalıyız. Bu; ailesiz, ahlaksız, cinsiyetsiz bir toplum isteyenlerin, küresel şer güçlerinin bir oyunudur. Bu oyuna gelmeyelim. Erkek ve kadını savaştırmak istiyorlar biz bu tezgâha düşmemeliyiz." şeklinde konuştu.

"2 milyon insan evden uzaklaştırıldığında istihdam ve ekonomi çöker"

Aile Bakanlığı diye bir bakanlığın olmadığını belirten Çevik, "Bakanımız gelir gelmez 'kadın güçlü olursa toplum güçlü olur' diye demeç verdi. Aile Bakanlığı, aile kurumunu 'aile' olarak görmüyor. Aile Bakanlığı Devlet Bakanlığı iken, Selma Aliye Kavaf cinsiyet eşitliği ve eşcinselliğe karşı geldiği için, yerine gelen yeni bakan feministlerle birlikte hareket etti. Aile bakanlığı dediğimiz bakanlık 2014 yılında 'kadınlar için aile tehdittir' diyerek rapor yayınladı. Şuan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında bir video yayınlıyor. Videoda erkek ötekileştiriliyor. Erkeğin şiddetine hayır! diyor. Şiddeti iki taraf da işleyebilir. Biz, insana şiddete hayır! demeliyiz. Buradaki cinsiyetçi yaklaşım devlet şiddetidir. Bu feminist politikalardan acilen vazgeçilmeli, özümüze dönmeliyiz. Hatta anneyi güçlendirmek için anneliği teşvik etmeliyiz. Anneliği istihdam olarak görmeliyiz. Anneliği istihdam olarak görmüyorsunuz ama istihdam adı altında kadını evden sürekli sokağa çıkarmaya çalışıyorsunuz. Biz çalışmaya karşı değiliz ama 2 milyon insan bugün evden uzaklaştırıldığında istihdam ve ekonomi çöker. Ekonomistlerin, kanaat önderlerinin ve akademisyenlerim bu gözle bakarak devlet yetkililerini uyarmalıdır. 'Aile elden gidiyor' dediğimizde sesimizi duymayan yetkililer belki ekonomi elden gidiyor deyince dikkat çeker. Aileye önem verilmediğini görüyoruz." ifadelerini kullandı.

"Diyanet arabuluculuk müessesesini yeniden ihdas etmelidir"

Diyanetin aile ile ilgili yayınladığı kamu spotlarının olumlu olduğunu ancak yeterli olmadığını hatırlatan Çevik, son olarak şu ifadeleri kullandı:

"Diyanet bu konuda tam olarak vazifesini yapmıyor. Hazırlanan videolar çok güzel. Dünya çapında olumlu tepkiler aldı, takdirle karşılandı. Ama Diyanet, arabuluculuk müessesini Türkiye çapında geliştirirse bu boşanmalar olmayabilir. Zaten inancımızın gereği olarak da boşanma aşamasında olan eşlerin hakeme başvurması gerektiğini ifade ediyor. Ama İstanbul Sözleşmesi ve dayattığı 6284 sayılı Kanun uzaklaştırmaya karşılık arabuluculuğu yasaklıyor. Böyle bir şey akla mantığa aykırı, akıl tutulmasıdır. Onun için yapılması gereken arabuluculuk müessesinin yeniden ihdas edilmesi gerekir. Diyanet kurumu da her mahallede din görevlilerini arabuluculuk müessesesi için görevlendirmelidir. Bunu Mardin müftülüğü yapıyor. Bu şekilde olan ailelerle kontak kurulmalıdır. Milli Eğitim, Emniyet STK'lar, kanaat önderleri ve medya ile bir şeyler yapılmalıdır." (Nizamettin Aşkın-İLKHA)