DOĞRUHABER- HABER YORUM

  Mustafa Kemal'in ölümünün ardından tam 81 yıl geçti... 10 Kasım 1938 yılında ölen, Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk için tüm ülkede çeşitli törenler yapıldı.

Neredeyse her ülkenin bir kurucu lideri, kurucu kadrosu ve kurucu felsefesi vardır. Türkiye Cumhuriyetinin de öyle. Ancak 1923'te ilanından sonra öyle bir hava yaratıldı ki bu ülke bu halk sanki kökleri havada ilk defa yeryüzüne gelmiş gibi davranıldı. Yani geçmiş ya tamamen silindi ya da geçmişe hakaret nazarıyla bakıldı. 

Oysa Türkler bundan önce de birçok büyük devletler kurmuşlardı. Hakeza bu Cumhuriyeti de Türkler- Kürdler kurucu unsur olarak birlikte kurdular. Ancak ne yazık ki kısa bir süre sonra; önce kurucu temel felsefe olan manevi değerlerle problemler yaşandı, ardından tek millet söylemiyle ulusçu anlayış egemen kılınmaya çalışıldı. Bu durum haliyle beraberinde huzursuzluklara ve çeşitli olaylara sebep oldu. 

"Konuşulması - dokunulması yasak konular ve insanlar" ihdas edildiği, bunlar yasalarla koruma altına alındığı için bu konulardaki huzursuzluklar ve tartışmalar nihayet bulmuş değil.

 

Bu konulardan birini dile getiren Yeni Akit gazetesi yazarı Yaşar Değirmenci fikri lince uğrayanlardan sadece biri. 

Değirmenci yazısında: “10 Kasım: Siren sesi değil, ölümün unutulmama sesi!” başlıklı yazısında  10 Kasım’da bulunulan saygı duruşunu ele alarak şu ifadeleri kullandı:

“09.05’te sirenler çalıyor, hayat durduruluyor, arabalarından indiriliyor, saygı duruşuna geçiriliyor. Okullarda ‘bir dakikalık’ saygı duruşunda gülmemek için nefesini tutan öğrenciler, onları gözüyle kaşıyla saygı duruşunun sessizliğine davet eden öğretmen ve idarecilerin çırpınışları. Her 10 Kasım’la özdeşleşen sahneler… ‘Dünyada komik olaylar’ listesine girmeye aday hallerimiz” ifadelerini kullandı.

“SAYGI DURUŞUNA GEÇİRİLEN İNSANIMIZA YAZIK ETMİYOR MUYUZ?”

“Herkes dilediği kutsala ibadet edebilir, bir ölüyü diri yerine koyup ona derdini, problemlerini anlatabilir. Ancak bunu kabul etmeyenlere bu dayatma, bu psikolojik baskı, bu tecrit etme, bu aşağılama da neyin nesi? Hani demokrasi tahammül rejimiydi?” diyen Değirmenci şunları yazdı:

“Ne yaparsanız yapın, hayatı durduramazsınız. Ve kendi keyfinize göre de dizayn edemezsiniz. O hayatı siz vermediniz. Hayatı ancak onu yaratan durdurabilir. O da ne zaman isterse…

Hâlâ devam eden; 09.05’de durdurulan, arabalardan indirilen, saygı duruşuna geçirilen insanımıza yazık etmiyor muyuz? İnanın ideolojik olarak bakmıyor, sadece insanımızın sürü muamelesi görmesine, en küçük bir tepkinin bile rejim meselesi haline getirilmesine üzülüyorum. Neredeyse evlerinde iş yerlerindeki insanlarımızı bile bu hâle zorlayacaksınız.

Bu süreç, nereye götürür insanı?

 Elbette ki, hakikatin kaybedilmesine. Sahte ve ayartıcı kutsallar, söylemler; hayat tarzları üzerinden bütün insanlığı yok oluş serüveninin eşiğine sürüklüyor. 29 Ekim’de şekli dindar kıyafeti içindeki Müslümana metrobüste yapılan muamele insani miydi? Bu çığırından çıkarılan ‘kutlama’lar, neyin kutlaması! Kendi değerleri verilmeyen, yapay kutsallarla uyuşturulan insanımız ‘cinnet toplumu’ haline getirilmiyor mu?”

Temel hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında ele alınması gereken bu yazının sahibine  katlanamayanlar her gün eleştirdikleri bağnazlığın, taassubun, çağ dışılığın zirvesini yaşamıyorlar mı?