Cemil Özdaş - Mehmet Fatih Akgül

Toplumun televizyon dizileri üzerinden değerlerinden uzaklaştırılarak ahlaksızlığa sürüklenmesine tepki gösteren eğitimci ve yazarlar dizilerde işlenen gayri ahlaki konuların bilinçli seçildiğine dikkat çekti. Her geçen gün toplum hayatında onarılmaz yaralara sebebiyet veren gayri ahlaki dizilerin Müslüman toplumun hayatından çıkması, bunun yerine toplumun değer yargılarıyla uyumlu dizilerin çevrilmesi gerektiğini vurgulayan eğitimci ve yazarlar, RTÜK'ün görevini gereği gibi yapmadığını da dile getirdi. Dizilerin insan hayatındaki rolünün çok önemli olduğunu belirten Eğitimci- Yazar Ali Bozkurt, "Sinema, toplum hayatında etkili olması açısından son derece önemlidir. Esasen hikâye anlatarak, olayı anlatarak insanlara bir ana fikir vermek Kur'an-ı Kerim'in metotlarından birisidir. Kur'an-ı Kerim'in yaklaşık 3'te biri kıssalardan oluşur. Bu kıssalar gerçek olan şeylerdir. Bu kıssalardan maksat Kur'an'ın bize tarihi bilgi vermesi değil, bu bilgilerden hareketle bir mesaj vermesidir. Bize inanmamızı telkin etmek, dürüst davranmamızı, ahirete inanmamızı, ona göre hazırlık yapmamızı telkin etmektir." dedi.

"ALGI OPERASYONLARININ GÖNÜLLÜ OLARAK YAPILDIĞINI GÖRÜYORUZ"

Bazı film sahnelerinde verilmek istenen ahlaki olmayan algının gönüllü bir şekilde yapıldığına dikkat çeken Bozkurt, "Film ve romanlarda olay anlatarak insanlara bir mesaj verirler. Elbette ki tek amaçları mesaj vermek olmayabilir. İnsanlar hoşça vakit geçirmek isterler fakat sinema sektöründe bazı filmlerde bazı yanlış algı operasyonlarının adeta gönüllü olarak yapıldığını görüyoruz. Mesela üçkâğıtçı bir adam gösterilecekse sakallı bir tip seçiliyor, sömürücü tüccar bir bakkal gösterilecekse dindar bir tip seçiliyor. Mesela 'aşk kural dinlememektir' gibi bir mesaj veriliyor. Yani evli kadınlar da kocalarının dışındaki bir kişiye âşık olabilir ve kendilerine hâkim olamayıp onunla birlikte olabilir. Bu şekilde insanlık onuru ile bağdaşmayan mesajlar veriliyor." ifadelerini kullandı. Kişinin nikâhlaması ebediyen haram olan biriyle dizilerde normal şekilde ilişki yaşamasının sahnelenmesinin kabul edilemeyecek bir durum olduğunu vurgulayan Bozkurt, "Bir de nikâhı ebediyen kendisine düşmeyecek olan kişilerle -mesela kişinin yeğenine âşık olması gibi- hikâyeler filmlerde, bir bölüm olarak dizilerde yer alabiliyor. Böyle bir olay filmde normal bir olaymış gibi gösteriliyor. Bunlar gerçekten çirkin şeylerdir. Şu mesaj veriliyor: 'Ey genç! Mutlu olmak istiyorsan vicdanını dinleme! Nefsini dinle. Sana ne emrediyorsa onu yap, kiminle gezmeni istiyorsa onunla gez.'  Bunlar yanlış algılar, yanlış mesajlardır." şeklinde konuştu.

"CİNSEL SAPIKLIKLAR NORMAL BİR DAVRANIŞ GİBİ GÖSTERİLEBİLİYOR"

Dizilerde işlenen bazı sahnelerin İslam'a ve insan onuruna yakışmayacak şekilde sahnelendiğini belirten Bozkurt, "Bazen cinsel sapıklıklar da normal bir davranışmış gibi gösterilebiliyor. Bunlar çok yaygın olarak yok ama tek tük de olsa değişik dizilerde böyle şeyler görülebiliyor. Bazı filmlerde pornografik görüntüler var. Bunu daha çok seyirci toplamak, daha çok para kazanmak için yapıyorlar. Eğer insanların ahlakını bozarım diye yapıyorlarsa bu daha da kötü. Ahlaksızlık üzerinden para kazanmak doğru bir şey değildir. Böyle şeyleri yapanların kendilerini sorgulamaları gerekir. Bir de kadınların bedenleri üzerinden para kazanmasını haklı gösterecek bir takım mizansenlerle anlatmak doğru şeyler değildir. Onların yaşadığı çok sorunlar var. Onlara acımak gerekir, onları kurtarmak gerekir. Onların o duruma düşmemesi için toplum olarak tedbir almak gerekir. Fakat bunu film dili ile anlatırken o sahneleri uzatarak insanların zihninde bulanıklığa neden olmamak gerekir." şeklinde konuştu.

"MÜSLÜMAN OLMANIN BEDELİ, ÖDENMESİ GEREKEN BİR KARŞILIĞI VAR"

Müslümanlığın sözle değil icraatla olması gerektiğini dile getiren özel bir televizyon Genel Yayın Yönetmeni ve Araştırmacı-Yazar Necati Atar, "Türkiye'de muhafazakâr bir toplum var. Kâğıt üzerinde halkın yüzde 99'u Müslüman olduğu söylenen bir ülke. İnsanlar muhafazakâr olmaktan ve demokrat görünmekten bir pay elde etmek istiyor. Türkiye, görünürde vatandaşlardan çoğunun Müslüman olduğu söylenen ya da iddia edilen bir ülke. Buna rağmen en azından kendilerine hitap edecek ya da İslami bir hayatı yansıtacak herhangi bir sinemamız ya da bir dizi sektörümüz yok. Dizi izleyen birisi değilim ama Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından bir dizi uyarlandı. Onun da ne Huzur Sokağı ile ne de İslami bir hayatla herhangi bir ilgisi yoktu. Türkiye toplumu dindar ve muhafazakâr olarak görünmek istiyor ama gerçekten böyle bir hayatı yaşamak istemiyor. Çünkü sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada Müslüman olmanın bedeli, ödenmesi gereken bir karşılığı var. Ama insanlar bu bedeli ödemeye razı gelmedikleri için daha çok öyle görünmek istiyorlar. Öyle görünmek istedikleri için de özellikle dizilerde bu tür sahneler yer alıyor." dedi.

DİZİLERİN ŞEKLİNİ TOPLUM BELİRLİYOR

Televizyon programlarının ve dizilerin, vatandaşların rağbeti doğrultusunda yayınlandığını belirten Atar, "Türkiye'de muhafazakâr toplum olarak insanların bize; 'Demokrattır, Müslümandır, Muhafazakârdır' denilmesini istiyoruz. Ama böyle bir hayatı gerçekte istemiyoruz. Eğer toplum gerçekten böyle bir hayatı arzularsa ya da böyle bir hayatın yaşanmasını isterse dizi sektörü emin olun bir gün dahi boş durmaz. Şu anda insanlar neye tevessül ediyorsa; çarpık aile ilişkilerine, boşanmalarına, evli kadınların erkeklere, evli erkeklerin evli kadınlara âşık olmasına, aile içi ilişkilerinden tutun diğer birçok şeyin revaçta olması, toplumun bu tür ilişkilere ya da bu tür bir yaşama heves etmesinden kaynaklanıyor." ifadelerini kullandı. Gençliğin başını alıp gittiğine dikkat çeken Atar, "Gençlik bugün ideali olmayan, kafelerde, eğlence mekânlarında zaman öldüren, baba parasıyla geçinebilen, gün boyu elinde cep telefonuyla sosyal medyada gezen gençlik olarak önümüzde duruyor ne yazık ki. Bu gençliğe hayatın sadece kendilerinden ibaret olmadığını anlatmak, İslam'ın, inancın, merhametin ne olduğunu anlatmak çok zor. Siz gençlerle aile, okul olarak günde bir iki saat ilgilenseniz dahi sosyal medyada, televizyonlarda anlatılan bu değildir. Televizyonlar insanlara idealist olmayı değil daha çok popülist olmayı öğretiyor. Durum böyle olunca diziler, toplumun gerçek ruhunu aksettiriyor veya yansıtıyor diyebiliriz." şeklinde konuştu. RTÜK'ün görevini hakkıyla yapmadığını ve toplumu ifsat eden dizilere bilinçli olarak ses çıkarmadığını ifade eden Atar, "RTÜK'ün bilinçli olarak bu işe el atmadığını düşünüyorum. Daha Doğrusu Türkiye'de bu tür bir yaşamın devlet politikası olduğunu düşünüyorum. Dizilerle insanlar Türkiye'nin gerçeklerinden, kendi gerçeklerinden uzaklaştırılıyor. İnsanlar bu dizilerle, evlilik ve eğlence programlarıyla bu kadar meşgul edilmese, insanlar ülkesinde neler olup bittiğinin farkına varacak. Bu tür programlarla beyinler o kadar saldırıya uğruyor ki insanlar etrafında olup bitenlerin farkına varacak zaman bulamıyor. Aileler yemek esnasında dahi sohbet edecek vakit bulamıyor." dedi.

“Devlet, dizilerin meydana getirdiği tahribatın önüne geçmeli”

Dizlerle gelen manevi, ailevi tahribatın korkutucu boyutlara ulaştığını belirten İTTİHADUL ULEMA Genel Başkan Yardımcısı Molla Beşir Şimşek, devletin bir an önce harekete geçip bu tahribatın önüne geçmesi gerektiğini söyledi.

“MUSİBETLERİN ASIL MÜSEBBİBİ TELEVİZYON YAYINLARIDIR”

Toplumun televizyon yayınlarından dolayı büyük bir musibetle karşı karşıya kaldığını belirten Şimşek, “Özellikle son zamanlarda TV’deki diziler, filimler ve programlar neticesinde toplumumuz büyük bir sıkıntı içerisindedir. Çocuklarımız, neslimiz, hatta aileler büyük bir musibet yaşıyor. Bunun asıl nedeni gece gündüz evlerimizde bulunan televizyon programları ve yayınlarıdır. Bu televizyon programlarına, yayınlarına baktığımız zaman bunların toplumun ıslahına değil gece gündüz helakına neden olduklarını görüyoruz. Maalesef bu bir gerçektir. Hırsızlığın nasıl yapılacağından tutun da iffetsizliğin, hayasızlığın, her türlü çirkinliğin gece gündüz televizyonlarda serbest bir şekilde yayınlanıyor olması maalesef hepimizi derinden etkiliyor ve toplumumuzu büyük bir musibete sürüklüyor.” dedi.

“İNSANLAR AHLAKİ OLARAK ZEHİRLENİYOR”

Televizyon yayınlarının ve dizilerin aileleri parçaladığını, intiharları özendirdiğini vurgulayan Şimşek, “Televizyonlarda her türlü ahlaksızlık mevcuttur ve sansürsüz, endişesiz bir şekilde bu yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınlar kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız tarafından sürekli olarak izleniyor. Çayhanelerde, evlerde, işyerlerinde bu yayınlar izleniyor. Böyle olunca insanlarımız gece gündüz zehirleniyor tabiri caizse. Ahlaki olarak zehirleniyor. Her türlü çirkeflikleri bu tür televizyon programlarında öğreniyorlar ve ertesi gün hayata geçiyor. Bugün insanların intihar etmesinin sebebi, bu yayınlardır. Her gün ailelerin parçalanmasının sebebi yine bu tür dizilerdir. Her türlü ahlaksızlığın diz boyu olmasının sebebi bunlardır. Çünkü toplum bunlardan besleniyor.” diye konuştu. (İLKHA)