Uzmanlar, 102 yıl önce bugün Orta Doğu tarihinin akışını değiştiren ve asırlık bir sorunun fitilini ateşleyen Balfour Deklarasyonunu Filistin halkı ve tüm insanlık tarihinde kara bir gün ve uluslararası adalete darbe olarak nitelendiriyor.

Eski İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonist hareketin önde gelen figürlerinden Rothschild ailesinin baronu Lord Jacob Rothschild'e 2 Kasım 1917'de gönderdiği mektupta, "Majestelerinin hükümeti, Yahudilere Filistin'de bir yurt tesisi fikrini hararetle desteklemektedir. Bu maksatla her ne gerekiyorsa yapılacaktır." cümleleriyle siyonist israil'in kurulmasına İngiltere'nin vereceği desteği açıkça ifade etti.

Tarihe "Balfour Deklarasyonu" olarak geçen mektup, işgal devletinin kurulmasına giden süreçte en önemli kilometre taşı olarak görülüyor.

Yahudilerin Filistin toprakları üzerinde işgal devletinin kurulmasının yolunu açan 67 kelimelik Balfour Deklarasyonu, yayınlanmasının ardından Filistinlilerin topraklarının parça parça ellerinden alınarak vatanlarının işgale uğramasının ilk adımı oldu.

Balfour Deklarasyonu'nu anlatan Zaytune Araştırma Merkezi Müdürü Muhsin Salih "İngiltere, Filistin'i işgali sırasında Balfour'un 'Filistin'deki Yahudiler için ulusal bir vatan' yaratma sözünün ilk kısmını uyguladı." dedi.

İngiliz işgalinin başladığı 1917'de Filistin topraklarındaki nüfusun yüzde 92'sini Filistinlilerin oluşturduğunu belirten Salih, İngiltere'nin Filistinlilerin haklarının korunmasını dikkate almadığını aktardı.

"İngiltere çıkarlarını korumak için İsrail'i Orta Doğu'da jandarma haline getirdi"
Filistinli yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim de "İngiltere, Yahudilere ulusal bir vatan vererek Arapları zayıflatmak ve Orta Doğu'yu bölmek istiyordu." ifadesini kullandı.

"İngiltere dünyadaki birçok ülkeye hakim olmuş eski sömürgeci ülkelerden biridir. Bu yüzden İngiltere'nin ilk hedefi çıkarlarını korumaktır." diyen İbrahim, İngiltere'nin Batı ve Avrupa'nın çıkarlarını korumak için siyonist israil'i "Orta Doğu'da jandarma" haline getirdiğini söyledi.

"Orta Doğu dünyanın kalbidir, onu kontrol eden dünyayı kontrol eder"
Siyasi analist Hüsam ed-Düceni de Balfour Deklarasyonu'nun, Filistinliler açısından neden olduğu yıkıcı zararın ahlaki ve hukuki sorumluluğunun İngiltere'nin omuzlarında olduğunu belirtti.

Düceni "Orta Doğu dünyanın kalbinde, onu kontrol eden dünyayı kontrol eder. Bu oluşum ise bölgede herhangi bir Arap uyanışına saplanmış bir hançerdi." diye konuştu. Düceni, sömürgeci İngiltere'nin bölgede kendisine bir halef istediğini anlattı.

"İsrail'in işlediği bütün suçlar Balfour Deklarasyonu'nun sonucu"
Filistinli Araştırmacı Muhammed Siyam da Balfour Deklarasyonu'nun yol açtığı tüm sonuçların uluslararası yasalara aykırı olduğunu anımsatarak, "Bu deklarasyon, Birleşik Milletler tarafından ortaya konulan kendi kaderini tayin etme hakkıyla ters düşmektedir. Çünkü İngiltere daha sonra Filistin topraklarının idaresini İsraillilere devretmiştir." dedi.

Siyonist israil'in yönetimi devralmasının, Filistin topraklarının bölünmesine yol açtığını ve bu durumun hukuki olarak topraklara saldırı anlamına geldiğini vurgulayan Siyam, "işgalcilerin işlediği bütün suçlar, ihlaller, demografik değişim ve Filistinlilerin maruz kaldığı her şey Balfour Deklarasyonu'nun sonucudur." diye konuştu.

Siyam, Filistinlilerin Gazze'de düzenlenen Büyük Dönüş Yürüyüşü ile yıllar önce zorla ellerinden alınan topraklara geri dönme arzusunda olduğunu ve 102 yıldır hala kendilerinden çalınan toprakları geri almak için çabaladıklarını dile getirdi.

Balfour Deklarasyonu ve Filistin'in Yahudilere teslimi
İngilizler, deklarasyondan kısa süre sonra 9 Aralık 1917'de 401 yıl boyunca Osmanlı himayesinde kalan Kudüs'ü işgal etti.

İngilizler, dünyanın dört bir yanından gelen Yahudilerin bölgeye yerleşmesine göz yumdu. 1917'de Filistin topraklarındaki yüzde 8' lik nüfusu 1947'de yüzde 33'e kadar yükseldi.

İngilizlerin, Yahudiler ile Araplar arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle Filistin'i yönetemez hale gelmesinin ardından konu 1947'de Birleşmiş Milletler'e (BM) taşındı.

BM'nin kurdurduğu Filistin Komisyonu ise Filistin topraklarının, yüzde 55'lik kısmının Yahudilere, yüzde 45'lik kısmının Araplara bırakılması ve Kudüs'ün BM kontrolünde kalması yönündeki taksim planını ortaya koydu.

Tarihi Filistin topraklarının 1946'da sadece yüzde 6'sını elinde tutan Yahudiler, pastadan kendilerine verilen büyük dilimi kabul ederken, Araplar bu taksim planına haklı olarak karşı çıktı.

İngilizlerin Filistin'deki manda yönetimine son vermesiyle 14 Mayıs 1948'de İsrail'in ilk başbakanı David Ben Gurion, beraberindeki 25 kişiyle Tel Aviv Müzesi'nde işgal devletinin Bağımsızlık Bildirgesi'ni dünya kamuoyuna ilan etti.

Dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman, bildirgenin yayımlanmasından saatler sonra gasbedilen Filistin toprakları üzerinde kurulan işgal devletini tanıdıklarını duyurdu. Böylece İsrail'i tanıyan ilk ülke ABD oldu.

siyonist israil'in bağımsızlığını ilanından kısa süre sonra Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan'ın aralarında bulunduğu bazı Arap ülkeleri 15 Mayıs 1948'de İsrail'e savaş ilan etti.

Ancak savaşı kazanan işgalciler, Batı Kudüs'ün de aralarında bulunduğu Filistin topraklarının bir kısmını işgal ederek Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü yüzde 78'e çıkardı.

Siyonist israil, Haziran 1967’deki "Altı Gün Savaşı"nda Doğu Kudüs'ü ve Batı Şeria'yı işgal etti.

Filistin nüfusunun yarısından fazlası mülteci konumuna düştü.

Uluslararası camianın İsrail'in Filistinlilere yönelik ihlallerine karşı üç maymunu oynaması, işgalin daha da genişlemesine neden oldu.