Mustafa Karakaş/ Doğruhaber

En son söyleyeceğimiz şeyi en başta söyleyelim!

Vahiyden nasibini almayan hiçbir sistemin ne kadına ne de erkeğe verebilecek bir huzuru yoktur.

Bunun en bariz örneği Kadınlar Günü söylem ve eylemidir.

Önce bugün nasıl doğdu onu hatırlatalım

Kadınlar Günü Nedir?

Kadınlar Günü’ aslında “Batı emperyalizmi neden bu kadar zengindir sorusunun da bir yerde cevabıdır.”

Batı (ABD ve Avrupa) sanayi çağına girdiğinde sömürgelerden gelen hammaddeyi hızlı bir şekilde işleyip tekrar sömürgelere satma dönemi başladı. Bunun için de çok fazla işçiye ihtiyaç vardı.

19 ve 20. Yüzyılın başlarında Yüzbinlerce kadın ve çocuk işçi, günde 18 saati bulan çalışma saatleri ile adeta köleleştirilmişti. Kadın ve çocuk erkeğe göre çok daha ucuz bir maaşla çalıştırılabildiği için işveren(patron) bu durumdan memnundu. Çünkü ucuza işgücü bulmuştu. Gerçi bu durum aile kurumunun dağılmasının ilk adımı olmuştu ama kapitalizmin zaten aile diye bir derdi yoktu.

Bu ücret eşitsizliği kadınların zaman içerisinde isyan etmesine neden oldu. “Erkeklerle aynı işi yapıyoruz ama neredeyse yarısı kadar ücret alıyoruz” itirazı tekstil atölyelerinde, fabrikalarda dalga dalga yayıldı

8 Mart 1857'de, Amerika'nın New York kentinde bu ağır sömürü ve insanlık dışı çalışma koşullarına başkaldıran ve greve giden  40. 000 dokuma işçisi kadının talebi anlaşılmak istenmedi. Dışarı çıkmayan ve polisi de fabrikalara sokmayan kadınlar birden bire alevler arasında kaldılar. Fabrikanın arka taraflarından yükselen dumandan dolayı o gün 129 kadın hayatını kaybetti. Yangının egemen sistem tarafından yapılan bir kundaklama olduğu hep tartışıldı.

Sonraki yıllarda grevler dalga dalga büyüdü.

Bugüne Dünya Kadınlar Günü denilmesi süreci ise Sosyalistlerin mücadelesi ile oldu.

Kopenhag'da 1910 yılında toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak belirlendi.

Sosyalistler kadının kapitalist sistem tarafından sömürüldüğünü ifade edip halkları meydanlara çağırdı.

8 Mart 1911 yılında, Almanya, Avusturya, Danimarka, İsviçre ve ABD' de “kadınların seçme ve seçilme hakkı”, “eşit işe eşit ücret”, “sekiz saatlik işgünü”, “analık hakları” gibi taleplere ciddi bir katılım sağlandı.

1960’lardaki bu dil Avrupa’da bir sosyalizm rüzgarı esmesine neden oldu. Hızla sanayileşen Almanya’dan bir Sosyalist Devrim bile bekleniyordu. Nitekim Rusya’da bu süreç yaşandı. Kadın ve  İşçi hakları dili Sosyalizmin 1970’lere kadar etkili olmasını sağlamıştı. İşte bu sert esen rüzgarı dindiren şey uzlaşmacı kapitalizmdi.

1970’lere kadar kadın hakları emek ve iş meselesi iken sonraki yıllarda kapitalizm bu meseleyi şehvete, çıplaklığa, tüketime, hoppalığa dönüştürmenin formülünü bulacaktı.

UZLAŞMACI KAPİTALİZM

Kapitalist sistem sosyalizm gibi değildir. Sosyalist ideoloji ‘ya hep ya hiç’çidir. Kapitalistler ise önce uzlaşır daha sonra uzlaştığı şeyi kendi potasında eritmenin yollarını arar. Nitekim Kadınlar Günü’nün yaşadığı son da budur.

Sosyalistlerin “ezilen kadın motifi” üzerinden yükselttiği eleştiriler yerinde ve haklıydı. Lakin kapitalist sistem ilk başlarda 8 Mart’a karşı gösterdiği yanlış politikayı 1960’lardan sonra terk etmeye başladı. Önceleri sosyalistlerin bu talepleri ile dalga geçen küçümseyen dilin yerine önce uzlaşmacı bir dil kullanıldı sonraki yıllarda 8 Mart Kadınlar Günü bağlamından ve içeriğinden tamamen koparıldı. 1975 yılında 8 Mart’ın BM tarafından Dünya Kadınlar Günü ilan edilmesi farklı bir konsepti devreye sokmuştu.

Sömürgeci/tüketimci sistem, Kadınlar Günü'nü tüketim çılgınlığının bir aparatı haline getirme sürecine girdi ve bu konuda son derece başarılı oldu.

Artık kadınlar günü denildiğinde akla sadece ve sadece tüketim gelmektedir.

O halde şunu demek herhalde yerinde olur.

Sosyalistlerin ciddi bir bedel ödeyerek inşa ettiği Kadınlar Günü binasının tepesinde sömürgeciliğin bayrağı dalgalanmaktadır.