Sinema sanatçısı Tarık Akan’ın solculuğunu herkes bilir.

Bir dönem burjuva kültürünü yansıtan salon filmlerinde oynadıktan sonra “sosyal içerikli” filmlere yönelmişti.

Yılmaz Güney’in yönettiği “Sürü” filminde başrol oyuncusuydu mesela.

Her ne kadar “ben sosyalistim” dese de neticede bir “beyaz Türk”tü Tarık Akan.

Kemalist Solun ulusalcılaşma sürecinden sonra Tarık Akan da safını belirledi.

Bakın neler söylemiş:

“27 Mayıs ve 28 Şubat, önümüzü açtı.”  “Geçtiğimiz ay Silivri’ye Ergenekon davası sanıkları Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ı ziyaret etmek için gittim”  “Sosyalist düşüncede bir insanım ve Cumhuriyet, Aydınlık ve Sözcü gazetelerinin aynı kulvarda buluşmasından mutluluk duyuyorum.”

“Solcu arkadaşlar bana kızacak ama, 27 Mayıs da 28 Şubat da darbe değildir. Birincisi önümüzü açtı, yeni düşüncelerle tanışmamızı sağladı. 28 Şubat da bir darbe değildir. Çünkü laik Cumhuriyet’ten uzaklaşmamızın önünü kapattı.”

“12 Mart ve 12 Eylülde yanlış yaptı; ama giderilmeyecek yanlışlar değil. Bizim gibi insanlar bunu bile anlayışla karşılayabildiler. Çünkü TSK bizim gözbebeğimiz. Temel amacı laik düzenin inançla korunmasıdır çünkü.”

Solculuğun ne hale geldiğini görebiliyor musunuz?

Dünya solu buna ne der acaba? Öyle ya değişimi esas alan bir düşünceye sahip olduğunu iddia eden biri alabildiğine darbeci ve statükocu.

“Bizim işkencecimiz iyidir” anlamına gelen bir düşüncenin tanımını nasıl yapar dünya solu?

Solun sınırları biraz aşılınca darbecilik mi başlıyor? Benim kafam karıştı.

 

Hüseyin Kaya / Doğruhaber