Lübnan Başbakanı Hariri'nin istifasının ardından baş gösteren Suud-Lübnan krizini değerlendiren uzmanlar, Mescid-ül Aksa ve Mekke'nin kurtuluşunun Suudi hanedanlığının gitmesine bağlı olduğuna dikkat çekerek, Suud'un Amerika projelerinin Ortadoğu'da yürürlüğe girmesi için gayret sarf ettiğini belirtti.

Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Orhan Canpolat ve Araştırmacı Yazar Fesih Yasak, İLKHA'ya önemli değerlendirmelerde bulundu.

Hariri ailesinin Suud'la bağlarının olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Canpolat, Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin, Suudi veliahttın talebi üzerine istifasını açıkladığını belirtti.

Yemen Devlet Başkanının da  Riyad'da ev hapsinde tutulduğunu söyleyen Canpolat, son dönemlerde Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın da istifa etmesi için Suud'un baskı yaptığı söylentilerinin olduğunu ifade etti.

Canpolat, tüm bu gelişmelerin, ABD Başkanı Donald Trump'ın bölgeye ziyaretinin ardından "ılımlı İslam modeli" açıklamalarından sonra gündeme geldiğine işaret etti.

Ortadoğu'da bir değişikliğe gidilmesi arzu edildiğini belirten Canpolat, "Hariri'nin istifasıyla oluşan boşlukta Lübnan'da bir kargaşanın meydana gelmesi amaçlandı. Hizbullah unsuru Lübnan'ın bir gerçeğidir. Özellikle 2006 süreci içerisinde İsrail hiç beklemediği bir şok yaşadı. Hizbullah bayağı organizeli hareket etmişti. Bu İsrail'in oldukça çekinmesine ve farklı politikalar izlemesine neden oldu ve amaçları buradaki o unsuru zayıflatmaktır. Lübnan Hizbullah'ı, Lübnan ordusuyla bir nevi koordinelidirler. Hizbullah'ın olmaması herhalde İsrail'in Lübnan'a girişini daha kolaylaştırır. Bir nevi oradaki Hizbullah, caydırıcı güçtür." ifadelerine dikkat çekti.

Suud rejiminin, yıllardır Vahhabi kültürünün Ortadoğu'da yayılmasında ve birçok gayri meşru yönlere destek olmasına kadar birçok politikalar yaptığını söyleyen Canpolat, değerlendirmesinin devamında, "Suudi rejimi bölgedeki bazı ülkelerden ve Amerika'dan adeta yardım talep ediyor ve Amerika'ya yalvarırcasına, 'Ne olur İran'a saldırın, kulağını çekin ya da bombalayın' sürekli açıklamalarda bulunuyor. Bütün bunları yaparken de Sünnilerin hamisi gibi rol oynuyor. Oysaki kesinlikle öyle bir gayesi yok. Son dönemlerde veliaht dediğimiz şahıs 'ılımlı İslam projesini' gündeme getirerek Amerika'ya ve batı ülkelerine şirin görünmek istiyor." dedi.

Suudi müftüsünün skandal fetvasını hatırlatan Canpolat, "En son vermiş olduğu  fetvada Hamas'ın mesela 'terörist' ilan etmesi, 'İsrail'le savaşa girilmemesi'... Yani bu gibi sözleri de yola çıkması zaten o 'ılımlı İslam projesini' yapmak istiyorlardı."  diye belirtti.

Suudi rejimi, Amerika'nın üzerinden işgalci Siyonistlerin emniyetinin ve güvenliğinin sağlanmasını amaçlandığına vurgu yapan Canpolat, "Burada zaten Amerika'nın üzerinde çalıştığı nokta da budur: İsrail'in emniyetini ve güvenliğini sağlamaktır. Bunu da Ortadoğu'daki ülkeler vasıtasıyla gerçekleştiriyor.  Amaç İsrail'in etkin olarak Ortadoğu'da yer almasını, Ortadoğu coğrafyasında önünün açılmasını ve emniyetin sağlanmasıdır. Temel hedef budur. Mezhepsel olarak Müslümanların arasına fitne tohumunun ekilmesine sebep olan etkenlerden biridir Suud. Kendi coğrafyasında epey fakir olmasına rağmen kendi torbalarını doldurup batıya yatırım yapanlar onlardır. Müslümanların malını haksız yere gasp eden onlardır. Suudi ailesi gitmeden Mescid-ül Aksa özgürlüğüne kavuşamayacaktır. Mescid-ül Aksan'ın kurtuluşu Suudi ailesinin, Suudi hanedanlığının gitmesine bağlıdır. Eğer onlar giderse Mekke ve Medine'deki Haremeyn özgür olursa Aksa'dan da ses çıkar." değerlendirmesini yaptı.

Araştırmacı Yazar Fesih Yasak ise bütün senaryoların Hizbullah ve İran üzerine kurgulandığına dikkat çekerek, Hariri'nin dünyada benzeri görülmemiş şekilde diplomasi kuralına ve nezakete aykırı bir şekilde istifa ettiğini söyledi.

"Lübnan için yeniden düğmeye basıldı"

Siyonistlerin, İran ve Hizbullah'ın güçlenmesine kayıtsız kalamayacağını belirten Yasak, "Suriye Savaşı'na müdahil olduğundan beri bütün senaryo Hizbullah ve İran üzerine kurgulanmaktadır. Hizbullah'ın daha bir güçlendiği, İran'ın da yeni silahlar edindiği, İsrail'in buna sessiz kalmayacağı, 2006'daki kâbusun gerçekleşeceği korkusu hâkim. Aslında Başbakan Saad el Hariri 2006'da Lübnan'da suikastta öldürülen Refik el Hariri'nin oğlu ve Lübnan'ın yeni Başbakanı. Ne ilginçtir Saad el Hariri Suud'a gerçekleştirdiği ziyaret sonrası dünyada benzeri görülmemiş şekilde diplomasi kuralına aykırı, nezakete aykırı bir şekilde orada adeta yere yatarak Lübnan'a dönmeyeceğini,  bunun gerekçesi olarak da hayati ve can güvenliğinin olmadığını dile getirdi. İstifa açıklamasında İran ve Hizbullah'a yüklendi. Sıra dışı bir üslupla istifa ettiğini açıklaması şok etkisi yarattı. Aslında bu ifadelerle, Ortadoğu'da denenenlerin yeniden kurulmaya başlandığını ve Lübnan için yeniden düğmeye basıldığının işareti verildi. Çok geçmeden Kral Selman ve yeni Prens Muhammed bin Selman tahtını güvenceye almak için bir takım operasyonlar başlattı. Suud'da bu operasyonun adı zahiren 'yolsuzluk' olsa da aslında işin perde gerisinde Suud sarayındaki kaos ve güvensizliklerin geçmişe dayandığını ve tahtını babasından sonra sağlama aldığının işaretidir. Bu operasyonların başlaması ve Saad Haririnin istifası aynı döneme denk geldi. Bu da şüphe uyandırıyor." ifadelerini kullandı.

"Hariri Suriye Savaşından sonra yatırım yapmak istediğinden dolayı bu plan devreye sokuldu"

Yasak değerlendirmesini şöyle sürdürdü:  "İlginçtir Riyad'ta istifa eden Hariri İran ve Hizbullah'a yüklenirken İran'ın gidip de yıkım bırakmadığı bir yer bırakmadığını iddia etti. 'Bize uzanan habis eller kesilecek' diye siyasi beyanat verdi. Kendisinin ölüm tehlikesi yaşadığı bahanesiyle ülkeye dönmeyeceğini ilan etti. Hemen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah basına beyanat verdi. 'Bunun Lübnan'ın iç meseleleriyle alakasının olmadığını' söyledi. Hatta dünya basınında şu yönde şüpheler uyandı: Aslında Suud rejiminin Saad Hariri'ye el koyduğu, gözaltına aldığı, baskı altında bunları söylettiği söylenildi. Bu da bir hakikat. Şu var; Hariri'nin boynunun Suudiler karşında kıldan ince olmasının nedenini arkasında birtakım şeyler, bazı aile bağları var. Suudi'de babasından kalma yatırımları vardır. Dev şirket Saudi Oger. Mesela bir yıl önce iflas bayrağı çekmişti. Hariri Türkiye'deki Telekom'un ortağı. Tabi Saudioger Suudi'de iflas eşiğine gelince devlet 13 milyar dolar olan şirketin mal varlığına el koymaya başladı. Şirket taksitlerini ödeyemez hale geldi. Şimdi amacı özellikle Saad Hariri için şöyle de deniliyor. Son dönemlerde Beşar Esad ile ilişkileri geliştirdi, Şam'la ilişkilerin normalleşme seyrine girdiği,  mültecilerin ülkelerine dönme karşılığında inşa projelerinden pay alma. Suudiler Hariri'yi bu işten vazgeçirmek için böyle bir plan yaptı. Ekim ayında Şam'daki rejim devrilemeyince Lübnan'a büyükelçi atamasında bulunmuştu." 

"Suud,Amerika emperyalizminin projelerini Ortadoğu'da yürürlüğe girmesi için gayret sarf ediyor"

Suud ailesinin Amerika emperyalizmiyle paralel düşünüp hareket ettiğinin altını çizen belirten Yasak, Amerika projelerinin Ortadoğu'da yürürlüğe girmesi için Suudi'nin gayret sarf ettiklerini söyledi.

'Lübnan'da Başbakan Müslümanlardan, Cumhurbaşkanı Hıristiyanlardan seçiliyor.' hatırlatmasını da yapan Yasak, şunları kaydetti:

"Özellikle Suud rejimini Lübnan ordusuyla Hizbullah'ın Arsel'de ortak bir operasyonda, girişimde bulunması endişelendirdi. Tabi Suud rejimi dönüp dolaşıp bir günah keçisi bulmaya çalışıyor. Ortadoğu'daki kaos ve kargaşanın sebebi olarak İran ve Hizbullah'ı gördüğü için Suud ailesi Amerika emperyalizmiyle paralel düşünüp hareket ettiği için, daha doğrusu ABD projelerinin Ortadoğu'da yürürlüğe girmesi için gayret sarf etmekte. Riyad'da Hariri'yle görüşen Suudi Körfez İçişleri Bakanı Samir el Salhan İran ile Hizbullah'ı yok edecek uluslararası bir koalisyonun kurulması ve Lübnan'da Hizbullah'ın parlamentodan atılması yönünde bir takım görüşmelerde bulunmuşlardı. Tabi ardından gelen istifa, Lübnan'ı perde gerisinde istikrarsızlaştırma kaos ve kargaşaya götürme amacını taşıyor. Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu bu krizi havada kaptı. Hariri'nin sözleri uluslararası topluma, İran'ın saldırganlığına karşı harekete geçme çağrısı beyanatında bulundu. Bu da Siyonist rejiminin de durumdan nemalandığının işaretidir. Bir de Trump iktidara gelir gelmez, Hizbullah, İran Devrim Muhafızlarını ve İhvan-ı Müslimin'i terör listesine almıştı."  

"Suud Müftüsünün fetvası Siyonist İsrail'de memnuniyetle karşılandı"

Trump'ın, Siyonist işgalcilerle ve Suudi rejimiyle paralel hareket ettiğini dile getiren Yasak, "Mesela ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 Ekim'de bir açıklamada bulundu. Hizbullah'ın dış operasyonlar sorumlusu Talal Hamiye'yi yakalatacak bilgiyi getirecekler için, 7 milyon dolar, yine direnişin üst komutanlarından Fuat Şükrü'yü yakalatacak bilgi için 5 milyon dolar vaat etmişti. İşin hakikati budur; Trump, Siyonist İsrail ile Suudi rejimiyle paralel hareket etmekte. Özellikle İran'ın el Kaide bağlantılarını iddia etmektedirler. Bunun da aslı astarı yok. Akla şu geliyor: Suud rejimi sözüm ona son dönemlerde Suud Müftüsü, İsrail'e karşı savaşmanın haram olduğunu, İsrail'e karşı savaşmayı yasakladı. Bu yönde bir fetva yayınladı. Bu İsrail'de memnuniyetle karşıladı. Siyonist İsrail Suud Müftüsü'nün fetvasını bulunmaz bir ganimet fırsat olarak gördü. Müftüye! İsrail'e gelmesi için davetiye göndererek, üst düzeyde devlet başkanı gibi karşılanabileceğini söylediler." dedi.

"Suriye, Yemen ve Ortadoğu'daki istikrarsızlığının arkasında Suud rejim var"

Yasak, Suriye ve Ortadoğu'daki istikrarsızlığın arkasında Suud rejimi olduğunu savunarak, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Malum Suud rejimi son günlerde, 'Ilımlı İslam' projesiyle bir işaret fişeğini çakmıştı. Bununla neyi kastetti. Güya radikal İslami hareketlerin önüne geçme beyanatı verdi. Akla şu gelmiyor değil. Radikalizmden kasıt; Lübnan'a has olan meşru ve yerli olan Hizbullah Hareketini ile HAMAS Hareketini terörist ilan edip cendereye sokmaksa yanılıyor. Oysa biliyoruz ki bütün radikal örgütlerin, gayri meşru örgütlerin arkasında Suud rejimi vardır. Suriye ve Ortadoğu'daki istikrarsızlığın arkasında Suud rejim var. Aslında ABD emperyalizminin ve Siyonizm'in ekmeğine yağ süren, çıkarlarına hizmet eden IŞİD'vari hareketler Ortadoğu coğrafyasında sürekli Müslümanları ehli imanı hedef aldı. Emperyalistlerin işini kolaylaştırıcı saldırırlar içinde yer aldılar.  Bütün bunları adama sormazlar mı? Yemen'de yıllardır bir vekâlet savaşı yürütülmektedir. Siyonist İsrail uçaklarının yakıtını temin eden Suud rejimi.  İslam ümmetinin servetiyle, kaynağıyla servetiyle milyon dolarlara varan silahları alan Suud rejimi bu silahları kime karşı kullanacak. Herhalde bu silahları Siyonistleri caydırmak için almayacak. Kendince bölgeyi istikrarsızlaştırdığını, terörize ettiğini beyan ettiği, İran, Hizbullah HAMAS için kullanacaktır."  

Son olarak Yasak, "Dün Sisi diktatörünü finanse edip Mısır'daki darbenin başarılı olmasını sağlayan Suud'daki krallardı. ABD emperyalizmi adına Yemen'i bombalayan yine Suudi. Öyle acı bir manzara var ki Yemen'de dünya kamuoyu buna eğilmiyor, gündemde tutulmuyor. Hâlbuki Suud rejimi ne yapıyor? Yemen şehirlerini öyle bir tarumar etmiş ki taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmadı. Bu kimin işine yarıyor. Bu İsrail'in, küfrün işine yarayan projelerdir diye düşünüyorum." İfadelerini kaydetti. (Emrah Deniz, Abdurrahman Tetik-İLKHA)