Rusya, Türkiye ve İran'ın Savunma ve Dışişleri Bakanları, Suriye krizinin çözümü ile ilgili olarak 20 Aralık'ta Moskova'da bir araya geldi. Toplantı sonrasında taraflar, Suriye'deki iç savaşın sona erdirilmesine ilişkin yeni bir stratejinin hayata geçirileceğini ifade ettiler. Moskova'daki toplantı, hem 28 Aralık'ta Suriye'deki başlıca muhalif gruplarla imzalanan tarihi ateşkes anlaşmasına hem de Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenecek üçlü zirveye bir nevi öncü oldu. Üç ülkenin liderleri arasında nihai bir karar alınmasının planlandığı Astana'daki zirveye şimdiye kadar Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan ve Katar temsilcileri davet edilmedi.

Suriye krizi daha önce pek çok defa barışçıl yollardan çözülmeye çalışıldı. Suudi Arabistan, ABD ve Avrupa Birliği'nin katılımı ile Birleşmiş Milletler gözetiminde gerçekleştirilen Cenevre Görüşmeleri`ne fazlasıyla itimat edilmişti. Ancak görüşmeler başarıya ulaşmadı, çünkü arabulucular, Suriye hükümeti temsilcileri ile Suudi Arabistan'ın desteğiyle kurulan ve Suriye muhalefeti temsilcilerinden oluşan Yüksek Müzakere Heyeti arasında hiçbir görüşme ayarlayamadı. Savaş, yeniden şiddetle devam ederken, bizlere de muhtemel müzakereler konusunda tamamen yeni bir format umudu verdi.

Suriye krizine en fazla dahil olan üç ülke, Rusya, Türkiye ve İran. Rusya ve İran, Beşşar Esed rejimine destek verirken, Türkiye ve müttefikleri ABD, Suudi Arabistan ve Katar muhalefeti destekliyor. Ancak savaşın sonuçlarından en fazla etkilenen ülke, Türkiye. Şu anda Türkiye topraklarında 3 milyondan fazla Suriyeli mülteci var. Diğer yandan, kadın ve çocuk sığınmacılarla birlikte çok sayıda terörist de Türkiye sınırından geçerek ülkede bir dizi terör saldırısı düzenledi. Türkiye Suriyeli muhaliflere ciddi destek verdi. Diğer taraftan zamanla Suriye`nin birliği zayıfladı ve ülke fiilen parçalandı. Suriye`nin kuzeyinde yarı bağımsız bir Kürt bölgesi oluştu. Kamışlı ve Afrin`deki Suriyeli Kürtlerin liderleri, Türkiye'de yüzlerce saldırı gerçekleştiren PKK ve diğer terör örgütleri ile yakından bağlantılı. Çok sayıda militan da, Kürt yetkililerin Amerikalı ve Avrupalı müttefiklerinden aldıkları silah ve mühimmat da kolayca sınır ötesine geçebiliyor.

İran, Rusya ve Türkiye için Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması son derece önemli. Suriye'nin kuzeyinde özerk bir Kürt bölgesi oluşturulması, hem İran hem de Türkiye açısından kabul edilebilir değil. Rusya, Moskova'daki anlaşma öncesinde Suriyeli Kürtlerle dostane ilişkiler içindeydi, ama Suriye'nin siyasi birliğini ve Suriye hükümetinin Moskova'ya olan bağlılığını korumak uğruna bu ilişkiyi gözden çıkarabilir.

2016`nın Ağustos ayında Türkiye IŞİD ile savaşmak ve Kürt kantonlarının muhtemel birleşmesini önlemek için Suriye`ye müdahalede bulunup asker gönderme kararı aldı. İlk başta, ağırlıklı olarak Suriyeli silahlı muhalif grupların savaşacağı, Türklerin ise (şu anda Irak ve Suriye`deki Amerikan askerlerinin yaptığı gibi) sadece eğitim görevi üstleneceği varsayılıyordu. Fakat IŞİD düşünülenin aksine çok daha ciddi bir düşman. Cerablus ve Dabık'taki ilk başarıların sonrasında Fırat Kalkanı Harekatı`nda ilerleme durdu. Türkiye, son bir buçuk ayda El Bab isimli küçük kasabada süren çatışmalarda iki düzineden fazla askerini kaybetti. Genel olarak bakıldığında, Kürt kantonlarının birleşmesi engellenmiş oldu, ama harekât henüz gerçek anlamda başarıya ulaşmış değil. Amerika Birleşik Devletleri, ilerleyen birliklere hava desteği sağlamayı reddetti. Peki bu muğlak durum içerisinde Türkiye için umut nerede?

Ankara`nın alternatif arayışları

Son yıllarda Suriye konusunda ABD ve Körfez ülkeleri ile yapılan işbirliğinin Türkiye'yi siyasi ve ekonomik anlamda olumsuz etkilediği açık. Ankara şimdilerde alternatif yol arayışında. Akıldaki çözümlerden biri de Türkiye, İran ve Rusya işbirliği. Peki Suriye konusunda böyle bir işbirliğine gitmek Ankara'ya ne gibi faydalar sağlayabilir?

İran ve Rusya için de, Türkiye için de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması son derece önemli. ABD destekli Irak Kürdistanı modeli baz alınarak Suriye'nin kuzeyinde özerk bir Kürt bölgesi oluşturulması, hem İran hem de Türkiye açısından kesinlikle kabul edilebilir bir şey değil. Rusya, Moskova`daki anlaşma öncesinde Suriyeli Kürtlerle dostane ilişkiler içindeydi ve hatta Türkiye ile gerilimin zirve yaptığı dönemde, Şubat ayında Moskova`da bir Rojava temsilciliği bile açıldı. Fakat Ruslar ve Kürtler çok da yakın iki müttefik değil. Dolayısıyla esas hedefe ulaşmak, yani Suriye`nin siyasi birliğini ve Suriye hükümetinin Moskova`ya olan bağlılığını korumak uğruna bu ilişki gözden çıkarılabilir.

Rusya ve özellikle İran sıklıkla Alevi Beşşar Esed rejimini desteklemek ve Sünnileri ezmekle suçlanıyor. Türkiye, Moskova ile anlaşarak, Suriye`deki Sünni nüfusun haklarını ve güvenliğini teminat altına alabilir, hatta ülkedeki Şii propagandasını sınırlandırabilir. Türkiye'nin ateşkes sürecine yönelik desteği, Ahrar-uş Şam gibi Sünni muhalif grupların siyasi açıdan meşrulaşmasına ve bu grupların Suriye'de gelecekte yaşanacak siyasi geçiş sürecine dahil olmasına katkı sağlayacak bir hareket.

Ayrıca Rusya ve İran ile ittifak kurmak, Türkiye`ye Suriye`deki temel amaçlarına ulaşma, yani Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun sözleriyle, ülkede ateşkes sağlama, insani yardımların halka kesintisiz bir şekilde ulaşmasını ve muhalefetin ülkede savaş sonrasında oluşacak siyasi çözüm ortamında yer sahibi olmasını teminat altına alma olasılığı da veriyor. Mevcut koşullar altında Ankara, silahlı muhalifleri destekleyerek, İdlib ve Halep başta olmak üzere ülkenin ancak belli bazı bölgelerinde bir miktar nüfuz sahibi olabilir. İran ve Rusya ile ittifak ise Türkiye'nin tüm Suriye genelinde nüfuz çevrelerine dahil olması demek.

Mutabakatın ilk adımları

Ankara-Moskova-Tahran yakınlaşmasının ilk adımları yeni atıldı. İsyancıların Halep'ten çıkarılması, Rusya, Türkiye ve İran arasındaki işbirliği sayesinde oldu. 26-27 Aralık'ta Hmeymim Hava Üssü'nden kalkan Rus savaş uçakları, Fırat Kalkanı Harekatı'nın gerçekleştiği bölgede bulunan IŞİD mevzilerini bombaladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD liderliğindeki koalisyonu IŞİD'e destek vermekle suçladı. Rusya, Büyükelçi Andrey Karlov'un ölümüyle sonuçlanan suikast olayıyla ilgili olarak Ankara'nın çok üzerine gitmedi. Hatta yaşanan bu trajik olay sonrasında iki ülke daha da yakınlaştı.

Rusya, Türkiye'nin de yardımıyla 27 Aralık'ta Suriyeli yetkililer ile muhalefet temsilcilerini bir müzakere kapsamında bir araya getirdi. Ahrar-uş Şam, Ceyş el İslam, Faylak-uş Şam, Sultan Murat Tümeni, Birinci Sahil Tümeni ve Özgür İdlib Ordusu gibi gruplar 'ılımlı muhalif' ve ileride rejimle yapılacak müzakerelerin bir parçası olarak kabul edildi. Bunu daha önce ne ABD ne de Birleşmiş Milletler başarabilmişti, ancak bölgesel formatta mümkün oldu.

Öte yandan, Rusya, Türkiye'nin de yardımıyla 27 Aralık'ta Suriyeli yetkililer ile muhalefet temsilcilerini bir müzakere kapsamında bir araya getirdi. Netice itibarıyla, Ahrar-uş Şam, Ceyş el İslam, Faylak-uş Şam, Sultan Murat Tümeni, Birinci Sahil Tümeni ve Özgür İdlib Ordusu gibi gruplar “ılımlı muhalif” ve ileride rejimle yapılacak müzakerelerin bir parçası olarak kabul edilmiş oldu. Bunu daha önce ne ABD ne de Birleşmiş Milletler başarabilmişti, ancak bölgesel formatta mümkün oldu. Şayet söz konusu girişim başarılı olursa, Rusya ilk kez Suriye krizinde gerçek bir uzlaştırıcı rolü oynamış olacak.

Beklentiler ve riskler

Peki Ankara'nın Suriye krizinin çözümünde İran ve Rusya ile koalisyon içinde olmaktan beklentisi ve muhtemel riskler ne?

Öncelikle, Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde nüfuzunu pekiştirerek burada bağımsız bir Kürt varlığı oluşmasını engellemeyi umut ediyor. Türkiye ayrıca İran ve Rusya ile anlaşma sağlayarak savaş sonrasında Suriye'nin yeniden imar sürecinde yer alabilir ve ülke siyaseti ve ekonomisi üzerinde nüfuz sahibi olabilir. Ankara diğer yandan topraklarındaki Suriyeli mültecileri, kısmen kendisine dost grupların kontrolü altındaki İdlib ve Halep şehirlerine gönderme olasılığını da gündeminde tutuyor olabilir.

Ekonomi açısından bakacak olursak, Suriye, Türkiye açısından oldukça büyük bir pazar. Krizden önce Türkiye ile Suriye arasındaki yıllık ticaret hacmi 3 milyar doların üzerindeydi. Ayrıca krizden önceki dönemde Türkiye'de üretilen sanayi ürünleri, Körfez ülkelerine Suriye üzerinden ulaştırılıyordu. Şimdi ise sevkıyat İsrail üzerinden yapılmak zorunda, ki bu çok daha pahalı bir yol.

Ankara, Suriye iç savaşının çözümünde Rusya ve İran ile birlikte yer alarak, her şeyden önce bu iki ülkeyle olan ekonomik ilişkilerini güçlendirmek istiyor. Türk ekonomisi daha önce Suudi Arabistan tarafından destekleniyordu. Ancak petrol krizi ve Yemen`deki savaş nedeniyle bu destek artık son derece kısıtlı. Öte yandan, Türkiye, Rusya ve İran ile ittifak içinde hareket ederse, Körfez Arap ülkelerinden gelecek yatırımlar da azalacaktır.

Al Jazeera / Doç. Dr. Aleksandr Sotniçenko, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı siyasi analist. Saint Petersburg Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü eski öğretim üyesi.