Mehmet Emin Özmen / Araştırma / doğruhaber

Kurumlar çok ideal mevzuatlarla kurulurlar. Öyle ki bizler Birleşmiş Milletlerin (BM) sözleşmesini okuduğumuzda, mükemmel bir kurum ile karşı karşıya olduğumuzu zan ederiz. Oysa fiiliyatta zulüm aracı bir BM gerçeğini görmekteyiz. Maalesef dünyadaki birçok kıyım BM`ye rağmen ve hatta bu kurumun nezaretinde gerçekleşti. Yeri geldiğinde bu husus ile ilgili örnek vermeye çalışacağız.

Batı dünyasının ihtirasları dünyada iki büyük savaşa sebebiyet verdi. Yeryüzündeki kaynakları paylaşma amacıyla sömürgecilik faaliyetlerine girişen Avrupalı ülkeler, pastadan pay kapma yarışında anlaşamadılar. Bu anlaşmazlıklar iki büyük cihan harbi ile sonuçlandı. Birincisinde Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları dağıldı. İslam ülkeleri dizayn edildi. Halkı Müslüman ama yönetimi Batıcı bir sürü devlet kurduruldu.

İşte Birinci Dünya Savaşı sonucu, Cemiyet-i Akvam yani Milletler Cemiyeti diye bir kurum oluşturuldu. Bu kurum kolektif bir güvenlik yapısına sahipti. Yani üye devletlerin birine yapılan saldırı diğer üyelere de yapılmış sayılıyordu. Fakat Alman ve İtalyan faşistler bir türlü durdurulamıyor ve dolayısıyla Milletler Cemiyeti akamete uğruyordu. Zaten İkinci Dünya Savaşının engellenememesi bu örgütün görevini yerine getirilmediğinin göstergesi olarak kabul gördü. Bu da kurumun sonu oldu.

İkinci Dünya Savaşı sonucu ise 40-50 milyon insan öldürüldü. Tarihin gördüğü en acımasız savaş olma özelliğini taşıyan bu savaştan sonra, yukarıda da belirttiğimiz gibi Milletler Cemiyeti kapatıldı. Ancak evrensel yeni bir örgüte ihtiyaç duyuluyordu. Amaç sözde böyle bir savaş daha yaşamamaktı.

Evet, savaş istemiyorlardı. Fakat en son savaş kimin arasında olmuştu? Batılı devletler arasında. Peki kimler arasında savaş istenmiyordu? Yine Batılı devletler arasında. Demek ki bunlar kendi aralarında bir savaş istemiyor ama Müslüman devletler arasında savaşlar olabilirdi. Bu söylediğimiz şeyin delili olmazsa bile, pratiği hali hazırda gerçekleşmektedir. Sizler Batılı ülkeler arasında birkaç günü süren bir savaş gördünüz mü? Meydana gelen ihtilaflar savaşla neticelense bile, Hristiyanlık âlemi hemen müdahalede bulunup, sorunu silahsız çözecek seviyeye getiriyor. Ama İslam ülkeleri arasında çıkan savaşlar, bırakın ayları, yıllarca devam ediyor. Bu da yukarıdaki söylemimizi doğruluyor.

Belirtiğimiz gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası, bu kez Birleşmiş Milletler adıyla evrensel bir kurum oluşturuldu. Tabi ilk deneyimden dersler çıkarmışlardı. Örneğin Milletler Cemiyeti üyesi olan bir devlete yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılır hususu yumuşatıldı. Bunun yerine büyük devletlerin işbirliği üzerine bir sistem bina edildi. Bunlar da beş daimi üye ülkelerini gerektirdi. Bunlar ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa`dan oluşmaktadırlar.

Hemen bu başlangıcın adil olmadığı hususunu belirtelim. Çünkü dünya üzerinde 1,5 milyar nüfusa sahip Müslümanları temsilen bir İslam ülkesi, daimi üyeler arasında bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletlere, Çin`in farklı dini yapısını bir kenara bırakacak olursak, bir Hristiyan örgütü diye bakabiliriz.

Adil olmayan bir diğer husus ise bu beş daimi üyenin veto etme yetkilerinin olmasıdır. Kısacası dünya üzerinde verilecek bir karar, bu beş daimi üyenin tavırlarına bağlıdır. Onların istemediği bir kararın Birleşmiş Milletlerden çıkması ihtimali bulunmamaktadır. Bu da dünyada çok büyük bir nüfusa sahip olan Müslümanların aleyhine işleyen bir durumdur. Zaten sonuç ortadadır. Kendilerini ilgilendiren bir durum söz konusu olunca bakıyoruz ki kararlar havada uçuşuyor. Ama Müslümanların katliamları ile neticelenen savaşlara rağmen bir kınama kararının çıkarılması dahi güçleşiyor.

İşte size Bosna savaşı. Geçen hafta yazmıştım. Bosna`daki Müslümanlar kıyımdan geçirildikleri halde, bölgeye uygulanan silah ambargosundan dolayı kendilerini savunma imkânından yararlanamıyorlardı. Bu ne anlama geliyordu biliyor musunuz? Boşnakların katledilmeleri için Sırplara teslim edilmesiydi. Çünkü zaten Sırpların ellerinde silahları mevcuttu. Onların silah gibi bir dertleri yoktu. Ama Boşnaklar silah sahibi değillerdi. Maalesef Birleşmiş Milletlerin ambargosu nedeniyle silah almaları engelleniyordu. Yani bu durum dolaylı olarak Avrupa`nın ortasında, Müslüman nüfusun BM`nin gözetiminde, kıyımdan geçirilmesi anlamına geliyordu.

Ayrıca BM`nin güvenlikli bölge olarak ilan ettiği Serebrenitsa`da katliam yaşandı. Hem de Birleşmiş Milletler adına Hollanda`nın, şehri Sırplara teslim etmesinden sonra. Peki, biz bunu nasıl yorumlayacağız? Düşünün ki BM bir yeri güvenlikli bölge olarak ilan ediyor, orada BM adına bir askeri kuvvet var ama askeri bu kuvvetin komutanı bölgeyi düşman kuvvetlerin komutanına teslim ediyor.

Bunun ne anlama geldiğini biz söyleyelim. BM`nin söylemek istediğini özetle şöyle belirtebiliriz: Bizler Avrupa`nın ortasında bir Müslüman ülke istemiyoruz. Ama BM gibi bir kurum tutup da bunların hepsini katledemez. Ama Sırplar olarak siz yapabilirsiniz. Biz orayı güvenlikli bölge ilan ettik. Dolayısıyla bütün Boşnaklar bize güvenip buraya toplandı. Şimdi de size teslim edelim. Siz onlara isteğinizi yapabilirsiniz. Böylece 11 Temmuz 1995 günü 7079 Müslüman katledilerek, İkinci Dünya Savaşından sonraki en büyük katliam gerçekleştirildi.

Ya da İsrail`in Filistin halkına reva gördüğü zulümlere ne diyeceğiz? BM bunları görmüyor mu? Dünyada teknoloji çok gelişti. Artık savaşları canlı yayın seyredebiliyoruz. Öyle bilgi ve belge toplamaya gerek yok. Her şey ayan beyan ortada. İsrail`in birçok cürmü kınama dahi görmüyor.

Peki ya Halepçe. Katledilen 5 bin Müslüman Kürd, bu BM`ye üye ülkelerin sağlamış olduğu silahlarla olmadı mı? Saddam`ın kimyasal silah üretme kabiliyeti mi vardı? Ya da İran`a karşı sekiz yıl savaşacak kadar imkânı mı vardı? Bütün bu imkânlar Batılı devletler tarafından, Müslümanları katletme karşılığında kendisine sunulmadı mı?

Ve halen sürmekte olan Suriye iç savaşı. BM isterse bu savaşı engelleyemez mi? Yapmak istediklerini yapıyorlar ama. Adamlar Pakistan`ın Swat vadisine operasyon mu yapacak? Derhal uçaklar kalkıp bombalama işlemine başlamıyor mu? Afganistan`a operasyon mu yapacak. Hemen uçaklar havada görünmeye başlıyor. Irak`a mı girilecek? Askerlerinin içecekleri biraları dahi hesap edip, en ince ayrıntıyı kaçırmadan, savaş gemileri körfezde oluyor.

Bütün bunlar adil değil. BM dediğimiz şey ise bırakın adaleti sağlamayı, bizatihi adaletsizliğin temelinde bulunmaktadır. Beş daimi üyenin borazanlığını yapmaktan öte bir şey yapamamaktadır. Hem siz öyle güçlü ve karizmatik kişilikli bir BM Genel Sekreteri gördünüz mü? Hayır, çünkü bu devletler karizmatik bir BM Genel Sekreteri istemiyorlar.

Birde şu silah ambargosu meselesi var. Dünyadaki en büyük silah üreticileri kimler? Bu daimi üyeler değil mi? Her ne hikmetse ambargo uygulanan her ülkeye el altından bu ülkeler silah satıyor. Hem de fahiş fiyatlarla. Bir şekilde bir yolunu bulup, kendi ülkelerinde faaliyet gösteren şirketleri vesilesiyle, ambargo uygulanan ülkelere silah satışını gerçekleştirirler. Yakın tarihimizde bu duruma örneklik teşkil eden olaylar mevcuttur.

Kısacası dünya adalet bekliyor.

Neredesin Ey Ömer?