Doğruhaber / Haber Merkezi

İslam davası hep şehit bedenleri üzerine yürümüş ve kıyamete kadar da şehit kanlarının bereketiyle devam edecekti. Bu cihanşümul davayı Kürdistan'da omuzlayanlardan yani kanlarıyla davayı sulayanlarından iki Müslümandan biri Mardin Nusaybin Tepeüstü Köyü'nden Abdülkerim Aslan, diğeri de Abdulkerim'in arkadaşı Duruca Köyünden Şehit Abdurrahman Akbalık olmuştu. İşte yakınlarının dilinden o iki güzel şehid:

Şehid Abdülkerim, aslen Gercüş Kelehê (Akburç) Köyü'nden olup şehid İbrahim Hoca, Şehid Kerbelai ve Şehid Orhan ile akrabadır. Şehid Vahdettin ile de aynı köydendir. Şehidin ailesi her ne kadar sonradan Kelehê'den Nusaybin Tepeüstü Köyü'ne göç etmişlerse de şehidin doğumu yine Kelehê köyünde nasip olmuştur. Şehidin ailesi bağ ve bahçeleri için kendi köylerine (Kelehê) geçici olarak döndükleri bir dönemde şehid Abdülkerim doğmuştur. Şehid 01.01.1970 tarihinde, hayata gözlerini Kelehê'de açmıştır.

KADERİNDE ŞEHADET VARDI

Şehidin ablası Hediye Aslan'ın anlattığına göre, şehid daha bir yaşlarındayken ağır bir hastalığa müptela olmuş, o zamanki şartlarda bir sefer doktora götürülmüşse de faydası olmamıştır. Şehidin öldüğü varsayılarak üzerine tülbentler serilmiş ve köylülere mezar için haber salınacağı esnada babası tekrar kontrol etmiş ve daha vefat etmediği anlaşılmıştır. Ta şehadetine kadar da sağlık ve selamette bir hayat sürdürmüştür.

SIKINTI VE AMBARGO DÖNEMİNDE ŞEHİD

90'lı yılların sıkıntılı döneminde şehidin ailesi PKK örgütü tarafından diğer İslami hassasiyetli aileler gibi büyük maddi sıkıntılara uğratılmış, kendi geçim kaynakları olan pamukları bir-iki dönem susuzluktan verimsiz bir hal almıştır. O zamanın zor şartlarında şehid ve kardeşlerinin gerçekten maddi sıkıntıları artmıştır. Ama tüm bunlara rağmen şehidin çevreye fiili yardım seferberliği dillere destandır.

BAŞKASINA YARDIMDA ANNESİNE ÇEKMİŞTİ

90'lı yıllarda şehidin annesi Cemile, fahri bir doğum doktoru gibiydi. O zor şartlarda dost düşman kim olursa olsun doğum vakıaları için mutlaka Cemile Teyze'yi çağırır ve doğum için yardım isterlerdi. Cemile Teyze de hiç kimseden bir maddi beklenti içerisine girmeden gece gündüz yardıma çağıranların imdadına koşardı. Abdülkerim de annesi gibi köyde köylülerin işleriyle ilgili ne olursa olsun çağrıldığında hep öndeydi. Kendiişlerini bırakıp çağıran konu-komşuların işlerine koştuğu, bilinen bir gerçekti. Şehid, başkalarına yardımda annesine çekmişti.

YETİMLER ÜZERİNE ÇOK TİTRİYORDU

Şehid Abdülkerim yetimlere yardım konusunda da hep öndeydi. Köydeki yetim çocukların ev sıvalarından tutun odun kırıcılığına kadar her işlerine koşardı. Şehidin ablası Hediye “Bir ablamızın yetimleri vardı. Hem onlar hem de köydeki yetimler için Abdülkerim bir anne, bir baba gibiydi, o genç yaşında bile.” diyor.

HEM SOSYAL HEM KORKUSUZ BİRİYDİ

Abisi Hacı Nevzat Aslan, “Şehid, çok sosyal biriydi. Onunla konuşanlara “Ha keko!… Ha xalo!…” (Efendim kardeşim, efendim dayı!) diye cevap verirdi. Onda korku diye bir şey yoktu. PKK'nin saldırılarının yoğun olduğu bir dönemde onu zapt edemiyorduk. “Ne korkacağım! Vallahi onlardan korkarak hiçbir işten geri kalmayacağım” diyordu. Şehadete yine o korkusuz üslubuyla gitti, diyerek şehidin hem sosyal hem korkusuz yönüne vurgu yapıyordu.

ŞEHADETİ

1992'nin Temmuz ayına gelindiğinde yine yardıma ihtiyaç vardı. Komşu köy Kertwene'de bir Müslümanın pamuk tarlası susuzdu ve o zor şartlarda sulamak neredeyse imkânsızdı. Abdülkerim, komşu köyden yardım istemeye gelen çaresiz Müslümana korkusuzca “Ben geleceğim” der ve yardım için komşu köydeki pamuk sulama işine gider. Köylerdeki dava mensupları tarlalarına gidemiyorlardı. Bu yüzden maddi olarak da büyük sıkıntılar yaşanıyordu. Pamuk ekmişlerdi, sahip çıkmasalar yıllık gelirleri heba olup gidecekti. Pamuğun sulanması gerekiyordu, yoksa kuruyup gidecekti. Ancak tarlaya gitmek de çok tehlikeliydi. PKK pususundan kurtulmak imkânsızdı. Karşı tedbirin ise pek faydası olmazdı.

Sabahın erken saatleridir. Tarla dağın eteklerine yakındır. PKK'li Komünist militanlar buradan pusu kurmuşlardı. Abdülkerim'le beraber tarla sahibinin kardeşi daha liseyi yeni bitirmiş Abdurrahman Akbalık da vardı. Zalimler ikisini pusuda bekliyordu. Hainler iki nazenin genci keleşlerle tarayıp şehid etti. Tarihler 22 Temmuz 1992'yi gösteriyordu. Saldırganlar ayarladıkları traktörle dağa doğru kaçtılar.

İSLAMİ YAŞAM ABDURRAHMAN'I OLGUNLAŞTIRMIŞTI

1974'ün Mart ayında Nusaybin'e bağlı Duruca Köyünde doğan Şehit Abdurrahman ise, ilköğretim okulunu Duruca'da okuduktan sonra Adana Meslek Lisesi Motor Bölümü'ne kaydını yaptırmıştı. İslami bir ailede yetişen şehit Abdurrahman'ın, özellikle babasının sağlam bir akideye sahip olması, onun küçük yaşta Kur'an'ı öğrenmesine ve namaza başlamasına sebep olmuştu. İstikrarlı bir şekilde kitap okuyuşu ve İslami yaşantısı, küçük yaşlarında Abdurrahman'ı olgunlaştırmıştı ve insanları tanımada birinci derecede rol oynamıştı. İslam düşmanlarına karsı tavrını birçok kişinin onları tanımadığı dönemlerde netleştirmiş ve onların gerçek yüzlerini tanıtmıştır.

Okul okumak için gittiği Malatya ve Adana'da İslami hizmetlerinden uzaklaşmamış ve sürekli olarak insanlarla ilgilenmiştir. Kendisiyle tanışan insanlar üzerinde derin etkiler bırakan Şehid Abdurrahman, şehadetinden on-on beş gün önce coşkulu bir ruh hali almıştı. 1992 yılının 22 Temmuz günü, geçecekleri yol üzerindeki bir pamuk tarlasında azgın örgütün militanlarının kurdukları pusuya düşen Abdurrahman ve arkadaşı Abdülkerim Aslan şehid oluyorlardı. Gençliğinin baharında şehadete kavuşan şehit Abdurrahman, davasından hiç taviz vermezdi. Davası için çok sadık bir insandı. Arkadaşları tarafından çok takdir edilen bir kişiliğe sahipti. Küçük-büyük herkes ondan memnundu. Hiç kimseyi üzdüğü görülmemişti.

HAİNCE YAKLAŞIP ŞEHİT ETTİLER

Şehid Abdurrahman'ı anlatan Annesi, “Küçüklüğünden beri halim-selim biriydi. Bazen eve geldiğinde benimle oynardı bana güzel sözler söyler, takılırdı. Bana ve babasına çok hürmet ederdi, bizleri çok severdi. Çok güzeldi, sanki karla pekmezi birbirine karıştırmış gibi… O kadar güzel bir tene sahipti. Köydeki yaşlı-genç herkes ondan memnundu. Herkes tarafından sevilen bir çocuktu. Davasında çok karalıydı. Hiç taviz vermezdi. Malatya'da okul okuyordu. Tatil için gelmişti, şehit olmadan önce çok neşeli bir hali vardı. Şehit Abdurrahman her tatilde eve geldiğinde ailesine katkıda bulunuyordu ve son olarak tatile geldiğinde abisine yardım etmek için köye 3 kilometre uzaklıktaki tarlalarını sulamaya gitmek için hazırlanıyordu. Yanında komşu köyden arkadaşı Şehid Abdülkerim de vardı. Sabah yola koyuldular, şehadete gideceklerini biliyorlardı sanki. Yoluna pusu kurmuşlardı, taptaze bedenlerinden akan kan o çorak toprakları sulayacaktı. Tarlaya varmışlar. Şehidin ağabeyi suyu kontrole gitmişti. Zalimler harekete geçmişti. Önce Şehid Abdülkerim, Rabbine kavuştu. Şehid Abdurrahman ise ağır yaralıydı. Ağabeyi silah seslerini duyunca hemen tarlaya döndü. Önce Şehid Abdülkerim'i gördü, sonra da kardeşi Şehid Abdurrahman'ı. Abdurrahman, ruhunu halen teslim etmemişti. Ağabeyiyle biraz konuştuktan sonra o da ruhunu Rabbine teslim etti. Allah'ım, senden geldik ve sana döneceğiz. Rabbimiz, İslam için canını feda eden tüm şehitlerin şehadetini kabul etsin.”