Gazze halkı için yardım malzemesi taşıyan Mavi Marmara gemisine Siyonist İsrail tarafından gerçekleştirilen ve 10 Müslümanın şehit olduğu saldırının üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen, tutuklama kararı verilen İsrailli yöneticilerin yakalanması için  İnterpole bildirilmemesine,  Vanlı siyasetçi ve aktivistler tepki gösterdi.

Konuyla ilgili İLKHA mikrofonuna konuşan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) GİK Üyesi Av. M. Mehdi Oğuz, Gazeteci-Yazar A. Halim Almalı ve Vanlı aktivist Kemal Çelen, Mavi Marmara davasında yargının çok ağır işlediğini belirterek, bunun nedenini de gelişen Türkiye-İsrail ilişkilerine bağladılar.

Yargı sürecinin uzatılmasının keyfi olduğunu savunan HÜDA PAR GİK Üyesi Av. M. Mehdi Oğuz, “Hükümet, eylemde bulunan İsrail yetkililerini yargılamak için dava dosyası açmışsa ve mahkemeden bu konuda bir talep de bulunulduğu halde hükümet adına bakanlık ve gerekli yetkili kurumlar bu konuda eğer gerekli işlemler yapmıyorlarsa orda bir hukuksuzluğun ve bir keyfiyetin olduğu ortaya çıkıyor. Son dönemlerde de perde arkasında Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin eskiden olduğu gibi yeniden yeniden canlandırılması için girişimlerde bulunulduğu sık sık gündeme geliyor. Zaman zaman hükümet yetkilileri tarafından da bu teyit ediliyor ve İsrail tarafından da  dile getiriliyor. Yani anlaşılan o ki; hükümet İsrail ile ilişkilerini eski haline dönüştürme konusunda bir girişim içerisinde gözüküyor ve İsrail`in yapmış olduğu bu hukuksuzluklara rağmen kuşatma da halen devam ediyor.” dedi.

“İsrail`in bütün dünyanın gözü önünde özür dilemesi gerekiyor”

Siyonist İsrail`in bir telefonla özür dilemesinin kabul edilemeyeceğini belirten Oğuz, bu konuda İsrail nasıl ki saldırıyı dünyanın gözü önünde yaptı ise dünyanın gözü önünde de özür dilemesi gerektiğini belirterek, “Şimdi Türkiye İsrail hükümetinden ne talep etmişti? Maddeler halinde sıralarsak başta özür olmak üzere Gazze ablukası kaldırılacak ve son olarak tazminat ödenmesini kabul edecek. Şimdi tazminat konusunda İsrail açıkça tazminat ödemeyi kabul ettiğini beyan ediyor. Tüm dünyanın önünde açık sularda insanları katleden İsrail`in telefonla özür dilediği dile getiriliyor. Eğer siz tüm dünyanın gözü önünde bu katliamları yapmışsanız, bütün dünyanın gözü önünde de özür  dilenmesi gerekiyor. Yani ‘telefonla aradım özür diledim` gibi bir açıklamanın  hiçbir şekilde geçerli olmayacağı, kabul görülmeyeceği ve samimiyetten de uzak olduğu açık ve net bir şekilde ortadadır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye neden İnterpol çağrısında bulunmuyor?

Son günlerde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin geliştiğini ve şu zamana kadar da aralarında ciddi adımların atıldığını belirten Oğuz, bu yüzden Türkiye`nin İnterpol çağrısında bulunmadığını ileri sürerek, “Mavi Marmara olayından sonra da İsrail defalarca Filistin`i yerle bir etti, defalarca Gazze`ye saldırdı, yüzlerce Filistinlinin kanını akıtmaya devam etti, binlerce Filistinliyi cezaevlerine doldurdu, işkence yaptı ve halen de bu baskı devam ediyor. Eğer hükümet bu konuda samimi ise bütün bunlar göz önündeyken İsrail ile ilişkilerini eskisi gibi tekrar sürdürmesi bir samimiyetsizliğin açık işaretidir. Ama maalesef son dönemde aldığımız duyumlar ve kamuoyuna yansıyan gelişmeler Türkiye`nin İsrail ile ilişkilerinin canlandırılma noktasında ciddi adımlar attığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Mavi Marmara aktivisti Gazeteci-Yazar A. Halim Almalı ise Siyonist İsrail`in kendilerine yaptığı zulümleri anlatarak, şu ifadeleri kullandı; “Filistinli Müslüman kardeşlerimize dünyanın çeşitli ülkelerinden katılımcıların olduğu bir yolculukla Filistin`e insanı yardım malzemesi götürmek için hareket ettik. Oysa İsrail, gücünü göstermek, bir anlamda dünyaya gücünü kanıtlamak ve Müslümanlara gözdağı vermek için kalleşçe bizlere saldırdı. Saldırıcı sonucu 10 tane kardeşimiz şehit oldu,  yaklaşık 62 tane yaralımız oldu. Bizlere 3 gün boyunca esaret hayatı yaşattılar. Tabi dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen tepkiler nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldılar.” dedi.

“İsrail dünyanın en zayıf örgütüdür”

Mavi Marmara hadisesinden sonra Siyonist İsrail`in çok korkak bir örgüt olduğunu tüm dünyaya ispatladıklarını söyleyen Almalı, “İsrail`in politikasında her zaman zulüm vardır, kan vardır, gözyaşı vardır ve vahşet vardır. Siyonist Yahudi mantığına göre 'Allah bütün insanları Yahudi`ye kul-köle olsunlar diye yaratmıştır' algısı vardır. Dolayısıyla o öldürdüğü her Müslümanı bir ibadet olarak ele alıyor. Bunu gerçekleştirmek için dünyaya ekonomik anlamda dünya siyasetine biraz yön verecek bir durumdadır. Fakat Mavi Marmara hadisesiyle biz Müslümanlar gördük ve dünyaya da gösterdik ki, İsrail çok güçlü değildir, İsrail çok cesur bir ülke değildir, bilakis İsrail dünyanın en zayıf örgütüdür.” şeklinde ifade etti.

“Tutuklama kararı İnterpol`e bildirilmedi”

Dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Askeri İstihbarat Daire Başkanı ve Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı hakkında, tutuklama kararı çıkardıklarını anımsatan Almalı, ancak Türkiye`de bundan 20-30 yıl öncesindeki anlayışın hâkim olmasından dolayı tutuklanma kararının İnterpol`e bildirilmediğini söyledi.

Almalı, “Dünyada ‘İsrail yargılanamaz` diye bir anlayış vardır. Özellikle Türkiye`deki anlayış, mantık ‘İsrail`i yargılayamazsınız` şeklindedir. Ancak İsrail`den korkmayan bir hâkim, bizim açtığımız davayı kabul etti ve 3 yıl sonra da bize saldırı emrini veren İsrail Genelkurmay Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Askeri İstihbarat Daire Başkanı ve Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı hakkında tutuklama kararı çıkarttık. Ancak Türkiye`de siyaset anlayışı bundan 20-30 yıl önceki anlayış hâkim ve hala o yıllardaki mantığa sahiptir. Dolayısıyla tutuklanma kararını İnterpol`e bildirmediler.” diye konuştu.

“En büyük sıkıntımız davanın ağır işlemesidir”

Mavi Marmara davasının ağır işlediğini ve Türkiye`nin İsrail ile diplomatik ilişkilerini geliştirmek amacıyla perde arkasında anlaşmalar yapmasının Mavi Marmara aktivistlerini üzdüğünü dile getiren Almalı, “Türkiye`deki siyasal yapı , bir anlamda Mavi Marmara hadisesini konjonktür gereği değerlendirmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu da,  özellikle  şehit yakınlarını ve biz aktivistleri de  oldukça üzmektedir. Çünkü bizler İsrail`e hiçbir zaman muhtaç olmadık. İsrail bize muhtaç olduğu için yakınlaşmaya çalışıyor . Dolayısıyla devletin İsrail ile diplomatik ilişkilerini geliştirmek için bizim adımıza perde arkasında yürüttükleri bir takım anlaşmalar bizi oldukça üzüyor.” şeklinde ifade etti.

“Vanlı aktivistler olarak çok sıkıntı yaşadık”

Van`dan 6 arkadaşla Mavi Marmara gemisi konvoyuna katıldıklarını söyleyen Aktivist Kemal Çelen de o gün yaşadıkları sıkıntıları anlatarak, şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye`nin dört bir tarafından hatta Türkiye`nin dışında diğer ülkelerden gelen bütün aktivistler gibi bizler de bir umutla Van`dan yola çıktık. Gazze`nin bağımsızlığı, Gazze`de yetimlerin, dulların çektikleri sıkıntıların artık son bulması adına, bir ümit ve bir özveriyle hareket ettik. Lakin malumunuz İsrail geminin  Gazze`ye ulaşmasını engeldi. Engellediği gibi de gemide bulunan insanlara gayri insani muameleler yaptı. Bu çerçevede bizler de Vanlı aktivistler olarak, bayağı bir sıkıntı yaşadık.” dedi.

Türkiye`de ağır işleyen bir yargı süreci var”

Türkiye`de yargının ağır işlediğini ve İnterpol kararı için Türkiye tarafından belgelerin zamanında ulaştırılmadığını dile getiren Çelen, “Siyonist İsrail Mavi Marmara gemisine müdahale edildikten sonraki süreçte, Türkiye`de ağır işleyen bir yargı süreciyle karşı karşıya kaldık. Sürekli ertelenen bir yargı söz konusudur. Gerek Türkiye`deki yargılamalar olsun, gerek uluslararası mahkemelerde gerçekleşen yargılamalar olsun bütün işlemeler çok ağır işliyor ve burada da Türkiye`nin pasif kaldığını söyleyebiliriz. Belki de basına yansıdığı kadarıyla da özellikle uluslararası mahkemeye Türkiye`den belgelerin ulaştırılması konusunda da bürokraside bazı sıkıntılar var. Bu konuda ilgili belgeler ulaştırılmıyor. Baskı yapan asker ve komutanlar hakkında tutuklanma kararı çıkarıldı ama İnterpol aracılığıyla böyle bir tutuklamanın onanması söz konusu değildir. Bu konuda, acaba Türkiye`nin uluslararası politikada pasif kaldığını mı gösteriyor veyahut 'bu işin perde arkasında daha farklı işletilen süreçler mi var?' sorusunu akıllara getiriyor.” dedi.  (Yılmaz Sönmez-İLKHA)