PKK, Kürtlerin yıllarca yaşadığı mağduriyetleri istismar ederek kitleselleşmiş; Kürt halkının tarihi ve kültürel yapısının esas harcı olan İslam`ın tasfiye edilerek yerine seküler ideolojilerin ikame edilmesi projesini ise ustalıkla gizlemeyi başarmıştır.

Başka bir ifadeyle, kitlelere “Kürt” ambalajıyla sunulan fakat içeriğinde “laiklik” bulunan yeni bir toplumsal yapı hedeflemiştir.

Bu amacına yönelik olarak ise, bölgedeki dindar Kürtlere yönelik katliam, baskı, tehdit ve zorla göç ettirme gibi uygulamalara başvurmuştur.

PKK ve lideri Abdullah Öcalan, bir yandan Kemalist karakterde olan Türk solunun mirasına sahip çıkıp yalçın küçük ve Doğu Perinçek ile yakın ilişkiler kurarken; diğer yandan Şam ekolünün Kürtlere dair İslâm öncesi mitolojik fikirlerini geliştirmeye çabalamıştır.

Sümerler üzerine geliştirilen “farazi” iddialarla Kürtlerin İslâm algısını sarsmayı hedefleyen Öcalan, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne yaptığı savunmada olmak üzere; Batı`nın İslâm dünyasını laikleştirme projesini en başarılı şekilde kendisinin uygulayabileceğini taahhüt etmiştir.

PKK içerisinde Öcalan`ın yanı sıra diğer lider kadrolar da İslam`a dair benzer görüşler serdederek, Kürtlerin seküler bir noktaya evrilmesi için çaba harcamaktadır. Bu bağlamda, murat karayılan, “bir savaşın anatomisi-Kürdistan`da askeri çizgi” adlı kitabında, sıklıkla Kürtlerin asıl dininin zerdüştlük olduğunu hatırlatmakta ve zerdüştlüğü Kürtlerin öz kültürüyle özdeşleştirmekte; İslamiyet`i kabul etmeyi ise, “öz yaratım kültürünü yadsıyan yabancı kültürün zoraki asimilasyonlarla Kürt toplumsal hafızasının gözeneklerini tıkatması” olarak değerlendirmektedir.

Pkk, kürtler arasındaki islâmî değerleri yıpratarak laikliğe zemin hazırlama girişimlerini, sadece silahlı örgütün lider kadrosu üzerinden de gerçekleştirmemektedir. Kendisinin “yasal uzantısı” konumunda olan siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri vasıtasıyla da laiklik lehine toplumsal değişmeyi teşvik etmektedir. Bu bağlamda, değişik isimlerde kurulmuş partilerde milletvekilliği ve yöneticilik yapmış olan önemli isimlerin açıklamaları dikkate değerdir.

Dtp-dtk eş başkanlığı ile diyarbakır-van milletvekilliği görevlerinde bulunmuş olan aysel tuğluk, son açıklamasında “bölgede tarikatlar, radikal dinci gruplar oluşmamışsa, pkk ve öcalan sayesindedir. Pkk laikliğin güvencesidir." dedi.

Yine milletvekilliği yapmış ve pkk çizgisindeki kurumlarda önemli görevlerde bulunmuş emine ayna ise, kürtlerin dini bayramlardan vazgeçebileceğini ancak nevroz''dan dan vazgeçemeyeceğini söylemişti.

Pkk çizgisinde siyaset yürüten kadroların “laik sistemin korunmasına” yönelik söylemleri de oldukça önemlidir. Dtp eş başkanlığı ile milletvekilliği yapmış olan ahmet türk, laik sistemin muhafazası için kendilerinin muhatap alınması gerektiğini, aksi takdirde “kürt haması”nın ortaya çıkabileceğini vurgulamıştır.

Hasip kaplan, “şunu herkes çok iyi bilmeli ki, biz olmasak güneydoğu'da şeriat öne çıkar. Laikliğin gerçek kalesi bizleriz. Tsk'nın laiklik söylemi ile bizim laiklik söylemimiz örtüşmektedir” demiştir.

Pkk ve uzantılarının laikliği öne çıkarma ve islâmî gruplar bağlamında yaptıkları değerlendirmelerin referanslarını batı‟ya ait metinlerde de görmek mümkündür.

Dünyaca ünlü ingiliz the economist dergisinde, 2006 yılında danimarka‟daki karikatür krizine tepki olarak diyarbakır‟da düzenlenen “peygambere saygı mitingi”nin ele alındığı bir yazı, “laik türkiye`ye gerçek meydan okuyuş” başlığıyla yayınlanmıştır. Söz konusu yazıda, laik türkiye için en büyük tehdidin kürtler olduğu vurgusu yapılmıştır. Emre uslu tarafından dile getirilen görüşlerin bu makaleden sonra ifade edilmesi, bu görüşlerin ardından hizbullah‟la bağlantılı oldukları iddiasıyla birçok kişiye yönelik operasyonların başlatılması ve operasyonların ardından diyarbakır merkezli mustazaflar ile dayanışma derneği‟nin kapatılması dikkat çekicidir.

 

Kaynak: Rehber tv