Hüseyin Kaya / Doğruhaber

Her devletin bir resmi bir de gayri resmi yüzü vardır. İşte o gayri resmi yüze “Derin devlet” denir.

“Derin devlet” bazen istihbarat içine çöreklenir, bazen ordunun içine. Daha doğrusu daima bir tarafını silaha dayamak zorundadır.

Derin devlet tarafından istihdam edilen elemanların resmi kişi ve kurumlarla görünür bir ilişkisinin olmaması gerekir. Aksi durumlarda skandallar ortaya çıkar, sistem sarsılır.

Mesela Susurluk olayı…

Susurluk skandalı “devlet, siyaset, mafya” ilişkisinin bir üçgen oluşturacak kadar yakın olduğunu ortaya çıkardı uzun süre gündemden düşmedi. Ve skandal bir trafik kazasıyla ortaya çıkmıştı. Susurluk yakınlarında Mercedes marka bir otomobilin bir kamyona çarpması sonucunda otomobilde bulunan dört kişiden üçü ölmüş, biri ağır yaralanmıştı. Otomobilde DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Edip Bucak, Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı ile Gonca Us adında bir kadın vardı ve kazadan Sedat Edip Bucak yaralı kurtulmuştu.

Bu kazayla Türkiye`de derin devlet bir daha gündeme gelmişti.

Aslında çok kişinin bildiği; ama kimsenin konuşmadığı bu mesele hakkında doğrularla beraber kafa karıştıracak yalan bilgiler de servis edilmiş ve meselenin tam anlaşılmasının engellenmesi amaçlanmıştı. Ortaya çıkan kırmızı pasaportlar, istihbarat ilişkileri, itirafçıların maaşa bağlanması bir yana dönemin İçişleri bakanının “Devlet bazen rutinin dışına çıkar” şeklindeki sözleri ilişkiler ağının sanıldığından da daha karmaşık olduğunu ortaya çıkardı.

Devlet, muhalif olarak gördüğü kimseleri tasfiye ederken yargıyı yetersiz gördüğünde rutin dışına çıkıyor ya da bazen dezenformasyonlarla kışkırttığı kitleleri alanlara sürüyor ve “kamuoyu tepkisi” adı altında siyasete ve topluma ayar veriyordu.

Şu anda Avrupa`da yapılan da bundan farklı değil!

PEGİDA hareketi buna iyi bir örnektir.

PEGİDA (Patriotic Europeans Against the Islamization of the West) yani “Batının İslâmlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” hareketi, hazır olan bir grubun yönlendirilmesi amacıyla oluşturuldu.

“İslâm düşmanlığı” fikri hazırda vardı ve eğer bu kontrol edilmezse bazen ölümcül darbelere sebep olabiliyordu. Norveç`te Breivik adındaki katilin zihin dünyasına baktığınızda PEGİDA`dan pek farklı olmadığını; ama kontrolsüz olduğu için fazla zarar verdiğini herkes gördü. Oysa daha önce kontrollü bir “Dönerci cinayetleri” işlenmişti ve neredeyse mesele kapatılacaktı; ama işte “Kamyona çarpma” gibi olmazsa da bir kaza cinayetlerin istihbaratla bağlantısını ortaya çıkardı.

PEGİDA da benzer bir proje…

Hareket,  Lutz Bachmann tarafından 2014`te kuruldu. Bir yıl içinde on binlere hitap edecek seviyeye geldi ve tepkiler protesto şeklinden yavaş yavaş saldırılara dönüştü.

Peki, bu Doğu Alman kökenli Lutz Bachmann kimdir?

“Vatansever Avrupalılar”ı temsil eden bu adam, hırsızlık, alkollü araç kullanma ve kokain ticareti gibi suçlardan hüküm giymiş, pek de muteber olmayan biridir. Yani tüm derin devlet mensupları gibi geçmişinde suçlar ve kirli işler vardır.

PEGİDA, Almanya`da ortaya çıktı; ama Avrupa`ya yayılıyor.

Avrupa`nın motor gücü durumundaki Almanya`nın böyle bir işe öncülük etmesi garip değil. Diğer ülkelerin derin devletleri de aynı yapılanma ile bu işe katkı sunuyorlar.

Yani PEGİDA, Batının “Derin devletler koalisyonu”ndan başka bir şey değil.