Yasin Börü ve arkadaşlarının vahşice katledildiği olaylardan bahsediyorum.

Bu olaylarla ilgili olarak çok şey yazıldı ve söylendi. Bu olayların biraz da farklı olan yönleri var aslında. Bölgedeki dengeler, Ortadoğu  ve tuzaklar meselesi...

Olayın akışına bakıldığında, eli silahlı örgüt ve siyasi uzantısı olan malum parti yöneticilerinin sözde halk ayaklanması için halkı sokağa davet etmelerinin sonucu olarak, bu felaket çağrısına halk destek vermedi ve sokaklarda sadece şehir eşkıyaları vardı. Dikkat çeken taraf ise bu şehir eşkıyaları devlete değil, özellikle İslami kesimin kurumlarına, halkın işyerlerine saldırıyor ve araçlarını yakıyordu. Yani kısacası eli silahlı örgüt, Hizbullah Cemaatini hedefe koymuştu.

Asıl Hizbullah Cemaatini hedefe koydurtanlar ise aslında bu topraklarda uzun süredir bu mazlum halka zulüm üstüne zulüm yaşatan Büyük Şeytan(lar)dı. Büyük Şeytanın kim olduğunu herkes iyi biliyor.

Yani birileri Hizbullah Cemaatinin üstüne gitmeliydi. Çünkü planın birden fazla ayakları vardı. Hepimiz biliyoruz ki, Şeytan birini alt etmek isterse ona aşamalı olarak tuzak hazırlar ve ilk basamaklarda insanlar onun tuzak olduğunu anlamazlar. Çünkü tuzak planın son aşamasında yer alır. Bu Büyük planda ilk akla gelen şey Hizbullah cemaatini yok etmek, sindirmek, bölgedeki ve ülkedeki etkinliğini azaltarak pasifize ederek çürümeye terk etmek gibi şeyler oldu belki de. Bana göre plan daha büyük ve daha farklı idi...

Şöyle bir düşünelim; Hizbullah Cemaatini saldırılarla ortadan kaldırmak ve pasifize etmek, yani güç kullanarak etkisiz hale getirmenin imkansız olduğunu sokaktaki herkes biliyor. Bu saldırılarla sindirilemeyeceğini de herkes biliyor. Peki o zaman plan neydi?

Aslında uzun süredir bu Büyük planın peşinde olan Büyük Şeytan(lar) birilerinin eliyle, Hizbullah Cemaatine ve ona yakın olan insanlara bir sürü saldırılar yaptılar ve katliamlar gerçekleştirdiler. Yani uzun süredir Hizbullah Cemaatinin bam teline dokunuyorlardı. Fakat Hizbullah Cemaati tabiri caiz ise renk vermiyordu. Bunu da halkın maslahatı gereği yaptığı konuşuluyordu.
Büyük Şeytan(lar) Hizbullah Cemaatinin renk vermesini, yani taktik ve stratejisini, mukavemet gücünü ortaya çıkarmasını istiyorlardı ki, ona göre Hizbullah Cemaatine doğru hamleler yapabilsinler. Çünkü taktiksel manevra gücünü ve stratejisini bilmediğiniz bir güçle mücadele edemezsiniz.

Herkesin malumüdür ki Hizbullah Cemaati bölgede güçlü ve etkin bir güce sahiptir. Geleceğe yönelik hesaplar yapanlar bu gücün dengeyi değiştirebilecek bir gerçeklik olduğunu iyi biliyorlar.  

Bana göre, eli silahlı örgütün saldırılarının işe yarayacağına inanan bir ferdi bile yoktur. Buna kendileri de inanmıyorlar ama Büyük Şeytan(lar) ister de onlar yapmaz mı? Eli silahlı örgüt saldıracaktı ve Hizbullah'da var gücü ile cevap verecekti ve Hizbullah'ın gücünün sınırları ve taktiksel stratejileri ortaya çıkacaktı. Büyük Şeytan(lar) da uzun süreli bir planlama ile Hizbullah'ı ortadan kaldırmanın hesabını yapacaklardı.  Çünkü katliam büyük bir vahşet ile yapıldı ve aklı devreden çıkarıp duygusal hareket etmeye yönelten bir tabloydu. İşte 6-7 Ekim Katliamı böyle Büyük bir planın parçası idi.

Hizbullah Cemaati de tuzağın farkındaydı diye düşünüyorum. O da yaptığı açıklama ile meydan okudu ve karşılık vereceğini söyledi. Büyük Şeytan(lar) sevindiler, taktikler ortaya çıkacak diye. Ama beklenen olmadı, Hizbullah halkı korudu ama yine renk vermedi. Herkes Hizbullah'ın sağ gösterip soldan vuracağını bekledi.

Hizbullah ne sağ gösterdi ve ne de sol... Ama Hizbullah dediğini de yaptı. Fakat kimse nasıl yaptığını anlayamadı. Ben de merak ettim bu konuyu ve halk ile çok konuştum ama herkes "evet Hizbullah saldırıları bertaraf etti ama nasıl yaptığını biz de anlayamadık" diyordu.

Anlaşılan o ki, Büyük Şeytan(Hizbuşşeytan) ve Hizbullah arasındaki mücadelede denge Hizbullah'ın kontrolündeydi ve Büyük Plan suya düşmüş oldu.

Allah(cc)'a emanet olunuz...

Emin Özaslan - Doğruhaber