Hüseyin Kaya - Doğruhaber

WikiLeaks, bir süre önce çokça konuşulan ve bu aralar gündemden düşen bir uluslararası yapılanmadır. Tam olarak kimlerden oluştuğu, bilgileri nasıl aldığı ve nasıl paylaştığı konusu da gizemini koruyor.

WikiLeaks`ın tanımı şu şekilde yapılıyor:

“Kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlayan, İsveç merkezli bir uluslararası organizasyondur.”

Organizasyonun görünen yüzü Avustralyalı gazeteci ve internet aktivisti Julian Assange`dir.

WikiLeaks`ın solcu ya da anarşist bir yapılanma olduğu iddiası çokça dillendiriliyor; ama bazıları da bilgileri kontrollü olarak verdiği ve bir istihbarat ağıyla beraber hareket ettiği iddiasını dillendiriyor.

Bu iddialar bir yana pek az kişi WikiLeaks belgelerinin doğru olmadığını iddia etti. Ama hemen herkes bu belgelerde kendi işine yarayan şeyleri ön plana çıkardı.

Mesela son günlerde basında WikiLeaks belgelerinde Selahattin Demirtaş ile ilgili çıkan bilgiler…

Basında hemen hemen her yerde aynı haberler boy gösterdi.

“Diyarbakır İnsan Hakları Derneği başkanı Selahattin Demirtaş, bize bu yıl PKK`ye katılanların sayılarının çokluğunun gözle görülür şekilde arttığını söyledi. İHD bunu bir şekilde gözlemleyebiliyor. Demirtaş bunu çocuklarının kaybolduğunu iddia ederek başvuranların sayılarından anlayabildiğini söylüyor. Bu ailelerin birçoğu kayıp çocuklarının savaşmak için PKK ye katılmış olduklarını söylüyorlar.”

Buradan yola çıkarak Demirtaş`ın bir proje olduğu ve Amerika hesabına çalıştığı söyleniyor. Çünkü belge Amerika`nın Ankara ve Adana başkonsolosluklarının “gizli” raporlarından oluşuyor. Demirtaş daha İHD başkanı iken Amerikan elçiliğine bilgi veriyor.

Ama ortada bir gariplik de yok değil!

Belgede Demirtaş`tan başka kişilerin de ismi var. Hem de daha net ifadelerle.

“GÜNSİAD başkanı, uzun zamanlı bağlantımız, yakın zamanda düzenlenmiş olan uluslararası ziyaretçiler programına katılmış olan Şah İsmail Bedirhanoğlu…

ABD`nin Adana konsolosu Espinoza`nın ziyaretlerini ve kimlerle daha çok görüştüğünü hatırlayın. Şaşıracaksınız.

Belgede Hizbullah ile ilgili de ilginç bilgiler ve bilgileri veren ilginç isimler yer alıyor.

Türkiye Hizbullah`ı Kürtler arasındaki ortamdaki belirsizlikten faydalanıyor olabilir. Özellikle dindar Kürtlerden… Bölgedeki iletişimde bulunduğumuz kişiler, devletin Hizbullah`a desteğinin tekrardan arttığını söylüyorlar. Haşimi, Hizbullah`ın tekrar görünmesini bölgede yükselen tansiyona ve DTP ile yapılan görüşmelerin tatmin edici olmamasına bağlıyor. Bağlantılarımız, bize Hizbullah`ın bu görünüşünün 90`lardaki PKK ile bağlantıda olan Kürt iş adamlarını terörize eden Hizbullah`tan farklı belirdiğini söylüyorlar. Piskopos Aktaş Ortadoğu`daki radikal İslam yayılışının 90`lara benzemeyen bir şekilde grupların tekrar doğmasına neden oldu. Birçok Türk, Hizbullah`ın 90`larda, PKK`ye karşı (vekâleten savaş yapmak için) devletten para ve silah aldığına inanıyorlar.”

“Haşimi ve Tanrıkulu bize Hizbullah ile direkt bir şekilde Hizbullah ile bağlantılı olan birkaç kuruluşun yayıldığını söylediler. Bunlardan Birinin (en azından) Diyarbakır ve Şırnak`ta şubeleri olan Mustazaflar Derneğidir. Tanrıkulu grubun politikanın temel taşlarını oluşturacak kadar yeterince güçlü olmadığını ancak gelecek için potansiyel bir tehdit oluşturduğunu söyledi.”

Şimdi isimlere bakalım.

Selahattin Demirtaş: Dönemin İnsan Hakları Derneği başkanı, şimdi HDP eşbaşkanı.

Şah İsmail Bedirhanoğlu: GÜNSİAD başkanı, Alman Yeşiller hareketine bağlı olan Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye temsilcisi.

Haşimi: Bu ismin Haşim Haşimi mi yoksa başka biri mi olduğu pek belli değil; ama medya daha çok Şeyh Abdülbaki Haşimi ismini ön plana çıkardı. Haşimi ailesi uzun zamandır siyasetin içinde ve Cizre asıllıdır.

Piskopos Aktaş: Bu isim Mor Gabriel manastırı meselesini uluslararası alana taşıyan Metropolit Samuel Aktaş`tır.

Tanrıkulu: Dönemin Diyarbakır baro başkanı, şimdi CHP milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu. Daha önceden de WikiLeaks belgelerinde ismi çıkan ve bundan dolayı parti içinde de sorun çıkmasına neden olan kişiydi Tanrıkulu. Sezgin Tanrıkulu`ya “CIA ajanı” diyen Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz`ın, CHP Grup Disiplin Kurulu tarafından savunması alınmıştı. Yılmaz savunmasında, “Benim değil, asıl TR 705`in sorgulanması gerekir” demişti. Wikileaks`ın yayınladığı Stratfor belgelerinde Tanrıkulu TR 705 olarak belirtilmiş ve Amerikan elçiliğine bilgi verdiği belgelenmişti.

Şimdi gelelim başa.

Neden sadece Demirtaş görüldü de diğer isimler ve bilgiler görülmedi?

Neden Amerika`nın “adamlarından” aldığı istihbarat doğrultusunda Hizbullah`ı tehlike olarak gördüğü ve 2008 sonrası Hizbullah iddiasıyla yapılan operasyonlarda Amerika`nın etkisi üzerinde durulmadı?

Hizbullah hakkında yanlış bilgilendirmelerin arkasında Amerika ve “adamları” olabilir mi?

Siyasette önü açılan ve basının bir kısmı tarafından parlatılan isimlerin geçmişinde Amerikan elçileriyle ilişkiler var mı?

Sanırım bu kadar yeter!