Ak Parti, Doğu ve Güneydoğu'da şehre uzak köylerde HDP'ye ‘tulum' oylar çıkması üzerine, seçim güvenliği kapsamında hayli tartışılacak bir çalışma başlattı. Buna göre bölgede köy ve mezrada sandık kurulmayacak, buralardaki vatandaşlar il veya ilçe merkezlerinde oy kullanacak.

Konu ile ilgili İlke Haber Ajansı (İLKHA)`na konuşan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) İl Başkanı Rasim Sayğın ile Saadet Partisi (SP) İl Başkanı Özay İlhan, söz konusu çalışmalarının olumlu fakat yetersiz olduğunu belirterek, halkın güvenliği için hükümetin daha geniş önlemler alması gerektiğini vurguladılar.

“Seçmen sadece seçim günü bu baskıları görmüyor”
Seçmenin yalnız seçim günü baskı görmediğini, seçimlerden önce de baskı ve tehditlere maruz kaldığını vurgulayan Sayğın, “Seçim güvenliği sıkıntısı daha yeni olan bir durum değil. HDP bölgede gerek BDP döneminde, gerek HDP döneminde girmiş olduğu seçimlerde yaşananlar  bilinen durumlardır. Bugüne kadar mevcut hükümet bunlara göz yummuştur. Sadece seçim çalışmalarında seçmenin oy kullanması yönündeki baskı ve güvenlik söz konusu değil. Bu yapmak istedikleri düzenleme ne kadar yeterli olur, o da ayrı bir mesele ama, eksik de olsa, olumlu bir düzenleme olacak. Tabi yeterli midir? Yeterli değildir, çünkü seçmen sadece seçim günü bu baskıları görmüyor. Nitekim bu son seçimlerde özellikle seçmen oy kullanmadan önce o baskı ve tehdit çalışmaları tamamlanmıştı. Seçmen sandığa gittiği gün, büyük oranda aynı partiye oy verecekti. Çünkü öncesinden bir baskı ve tehdit oluşturulmuştu. Bu sebepten dolayı seçmen üzerinde büyük bir korku vardı.” şeklinde konuştu.

“PKK`nin halk üzerindeki baskısı sonlandırılsın”

Hükümetin düzenleyeceği ‘taşımalı sandık-taşımalı seçmen` uygulamasını yetersiz olacağını söyleyen Sayğın, “Bu karar yeterli değil, eksiktir. Eğer bir düzenleme yapılacaksa PKK`nin halk üzerindeki baskısı sonlandırılsın. Bu sadece seçim günü için bir durum değil. Bu baskılar sonlandırılmadığı müddetçe ‘sadece seçim günü ben güvenlik tedbirlerini alayım, ondan sonra halk gider istediği şekilde oy kullanır` diye düşünüyorsa, yanlış düşünmüş olur. Sonuçta bir daha karşı karşıya kalacaktır.” ifadelerini kullandı.

“Yapılacak düzenlemeler, derde deva olmayacaktır”

Hükümetin seçim günü için yapacağı güvenlik önlemlerinin yeterli olmayacağını ifade eden Sayğın, “Van milletvekili Burhan Kayatürk iki gün önce yapmış olduğu açıklamada; Bölgede yapılan seçimlerin, seçmenin baskılanmış olmasından dolayı bir anlam ifade etmeyeceğini belli etmiştir. Biz de aynı düşüncedeyiz. Baskılanmış bir halk, ve iradesi  ipotek altına alınmış bir halk söz konusudur. Haliyle seçim günü oy kullanmayla ilgili olarak, yapılacak düzenlemler derde deva olmayacaktır. Belki kısmÎ olarak bir rahatlama sağlayacaktır. Ama bu derdimize bir derman olmayacaktır.” dedi.

“Barış süreci diye, baskılar görmezden gelindi”

Hükümetin ‘barış süreci` adı altında PKK ve HDP birleşenlerinin halk üzerinde oluşturduğu baskılardan haberdar olmasına rağmen müdahale etmediğine tepki gösteren Sayğın, “Bunlar, barış sürecinin yanlış uygulanmasından doğan sonuçlardır. Bir kavga ve karışıklık ortamı çıkmasın, endişesiyle hareket edildi. Hükümet PKK`ye, HDP ve birleşenlere ciddi bir alan açtı. Halk üzerinde ciddi bir baskı oluşturuldu. Hükümetin sessiz kalması bundan kaynaklanıyor. Hükümet PKK`nin bütün baskılarına bütün eylemlerine, haraç toplamalarına ve adam kaçırmalarına rağmen barış süreci diye görmezden geldi. Bu da yaptıkları en büyük hata oldu. İşi bu şekilde kör düğüme çeviren nokta da bu oldu. Hükümet seçim güvenliği konusunda bölgeden yapılan şikâyetlerle birlikte bu durumdan haberdardı. Haraç toplama ile ilgili olsun, adam kaçırma ile ilgili olsun, yargılamalarla ilgili olsun, PKK`nin kırsal kesimlerdeki faaliyetleri olsun ve şehirdeki sılahlı yapılanması olsun, hükümet hepsinden haberdardı. Ama barış süreci açısından bir adım attı. Suç işleyenlerin önüne geçmedi. Dolayısıyla sürdürmesi gereken bir barış süreci vardı. Fakat bu barış süreci var diye de insanlar bir örgütün kucağına itilmemeliydi.” ifadelerini kullandı.

“Genel anlamda halkın güven ve huzuru açısından düzenlemeler yapılsın”

Halkın güvenliği için hükümetin daha geniş önlemler alması gerektiğini düşünen Sayğın, “Sadece seçim günü sandık üzerinde yapılan baskı ve tehdit meselesi değil, daha geniş anlamda bu iradenin baskıları söz konusudur. Seçime yönelik olarak değil de, genel anlamda halkın güven ve huzuru açısından düzenlemeler yapılması lazım. Bu baskı sadece seçim günü yapılan bir baskı değildir. Genel baskı sonucudur. Genel baskı kalkarsa, seçim günü yapılan baskılar da otomatikman kalkmış olurdu. Dolayısıyla geniş düşünüp ona göre önlemler alınması lazım.” şeklinde konuştu.

“Önce İnsanların Güvenliği Sağlansın”

Seçim güvenliğinden önce baskı tehdit altındaki halkın güvenliğinin sağlanması gerektiğini söyleyen Saadet Partisi (SP) İl Başkanı Özay İlhan, “Bir memlekette eğer seçim güvenliği gibi bir problem varsa, orada insanların güvenlik problemi vardır. Eğer seçim baskı altında yapılıyorsa, insanlar hayatlarını da baskı altında sürdürüyordur. Bu seçimi sırf bir parti almasın diye merkezi bir nokta da yapmak o insanlara senenin diğer günlerinde onlara güvenlik sağlamaz. Senenin 365 günü insanların güvenli bir şekilde köylerinde olması gerekiyor. Oralarda baskı yapanlara fırsat verilmemesi gerekiyor. Eğer siz doğuda seçimi belli noktalara taşımalı yaparsanız, bir bölgede farklı bir durum oluşmuş olur. Dolayısıyla ülkenin geneline bunu yaymak gerekir. Elbette seçimler ülkemizde ve bölgemizde ne kadar sağlıklı yapılmıştır bunlar tamamen tartışılır. Bir kişi eline mührü alıp yüzlerce oy kullanıyorsa, 300 kişinin seçmen olduğu bir noktada 304 oy kullanılıyorsa ve bunların tamamı bir partiye gidiyorsa burada bir iş vardır. Tulum oy çıkan bölgelerde yaşayan insanların hiçbiri gurbette yaşamıyor mu, hiçbiri hasta değil mi? Bunların hiçbiri yanlış oy kullanmamış mı? Bunları iyi tahlil etmemiz gerekir. Türkiye`yi 13 yıldır basiretsizce yönetenler bu noktaya getirmiştir. Köylüyü baskı altına alan da bu baskıcılara fırsat veren de ikisi de aynı derecede sorumludur ve suçludur. Eğer bir parti bir köyde oyları açık kullandırıyorsa, ne kadar suçluysa, o partiye bu fırsatı veren yöneticiler de en az onlar kadar suçludur.”dedi.

“Devletin olağaüstü hali kalktı hdp`nin olağanüstü hali hâkim oldu”

Bölgede kendisinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımayan örgütün olağanüstü halinin hakim olduğunu belirten İlhan, “Hükümet 13 yıldır yaptıkları ile bölgemizi farklı bir yapının olağanüstü haline devretmiştir. Bölgemizde yıllarca olağanüstü hal vardı. Ak Parti o hali kaldırdı. Fakat bölgemizde farklı unsurların terör örgütünün ve terör örgütünün uzantısı olan siyasi partilerin o hali hâkim oldu. Ne yazık ki bugün insanlar köylerinde, yaylalarında bir yerlere vergi ödeyerek veya bir oğlunu bir kızını göndererek, onların içinde faal çalıştırtarak tarlasını ekebilmekte, koyununu otlatabilmektedir. Bunlar 13 yıldır iktidar partisi ile  kendisinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan siyasi partinin ortaklaşa işidir.” dedi.

“Hükümet bölgenin idaresini devretti”

Hükümetin bölgedeki devlet idaresini kaldırarak bölgenin idaresini HDPKK` ye devrettiğini ifade eden İlhan, “Her şeyden önce şunu belirteyim ki, devlet uçan kuştan haberdar olmak mecburiyetindedir. Devleti de idare edenler aynı şekilde uçan kuştan haberdar olmak mecburiyetindedir. Türkiye`nin her noktasında ne olup ne döndüğünü en iyi bilenler hükümetin kadrolarıdır. Fakat hala ülkeyi ve memleketi düşündüklerini belirtmektedirler. Uygulamalarıyla Doğu ve Güneydoğuda devlet idaresinin başka unsurlara devredildiğini görmekteyiz.”şeklinde konuştu.

“Seçim güvenliği ülkenin tamamında sağlanmalıdır”

Türkiye`de sadece bir bölgede değil, bütün ülkede seçim güvenliğinin sağlanması gerektiğinin altını çizen İlhan, “Türkiye`nin her noktasında seçimler güvenli bir şekilde yapılsın. Ülkenin her noktasında binlerce kişinin içinde bir kişinin farklı bir sesi varsa o sesin hür bir şekilde çıkması sağlanmalıdır. Eğer bir kişi A Partisine 10 bin kişinin oy verdiği bir noktada, B partisini tek başına savunabiliyorsa o zaman ülkeye demokrasi gelmiştir. Bölgemizde HDP`nin, diğer bölgelerde diğer partilerin mahalle baskıları söz konusudur.” vurgusunda bulundu.

“Bütün köyün oylarını bir kişi kullanıyor”

Köylerde yapılan baskı nedeniyle bütün oyların bir kişi tarafından kullanıldığını hatta ölülerin bile oylarının kullanıldığını vurgulayan İlhan, “Bir bölgede bir köyde belli bir partiye yönelme varsa, ister istemez diğer köylüler de bir nevi o partiye yönelmeye mecbur kalıyor. Çünkü bu parti diyor ki, ben kendimden başkasına hayat hakkı tanımam. Köylüye, eğer başka bir partiyi desteklersen, biz sana engel oluruz diyorlar. Bu, bölgemizdeki korku ikliminin bir göstergesidir. İnsanlar da mecburiyetten sandık başına gidiyor, ya açık oy kullanıyor, ya da bir kişi onun yerine mührü alıyor ve oyu kullanıyor. Köyde 300 seçmen var, biz biliyoruz ki bunlardan 30-40 tanesi batı illerinde çalışmakta. İyi biliyoruz ki  3-5 tanesi vefat etmiş, ancak ölüm kaydı yapılmamış veya birkaç tanesi gelin olmuş farklı köye gitmiş. Ancak bu insanların yerine oy kullanılıyor. Bunu da devlet çok iyi biliyor. Bizim bu anlamda kendimizi harap etmemizin manası yok.” açıklamalarında bulundu. (Yılmaz Sönmez/ İlyas Akkoş-İLKHA)