Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi
 
Fetih denilince hepimizin aklına öncelikle Mekke`nin fethi gelir ve bu fethi kutlarız. Mekke aslında hicri olarak Ramazan ayında fethedildiği halde miladi yılbaşına, daha doğrusu Noel kutlamalarına alternatif olsun diye epeydir otuz bir Aralık gecesini Mekke`nin fethi olarak ihya etmeye çalışıyoruz.

Vaktim müsait olsaydı bu sene Mekke`nin fethinden önce Medine`nin fethini yazarak ve konuşarak gündem yapacaktım. Neyse, yine de geç kalmış sayılmayız.

Hem Medine`nin fethi bildiğimiz fetihlerden olmadığı gibi ihya etmek için belirli bir günü de yoktur. Bunun için en güzel gün olsa olsa hicret olabilir, zaten bizler hicreti de sık sık işliyoruz.

Aslında Medine`nin fethini veya Medine`nin Müslümanlaşmasını da bir fetih olarak ele almamız gerekmez mi? Üstelik şu anda yaşadığımız şehirleri Müslümanlaştırmanın yolu, Medine`nin fethini iyi bilmekten geçmiyor mu?

Biz Müslümanlar için bugün Mekke gibi bir şehirde davete başlayıp oradan kovulmak, bir Medine`ye hicret etmek, orasını Müslümanlaştırdıktan sonra dönüp Mekke`yi fethetme örneği istisnai bir durumdur.

Fakat her Müslüman bugün Medine gibi bir kent merkezinde yaşamaktadır, İslami çalışmalarını orada yaparak Medineleştirmesi daha akla yatkındır ve herkes için söz konusudur.

Mekke`deki tebliğ dönemini mutlak ölçü olarak ele alan ve bütün çalışmaların bu noktadan başlatılması gerektiğinde ısrar eden bir arkadaşımıza şu soruları yönelttiğimde cevap vermekte zorlanmıştı:

“Yani siz demek istiyorsunuz ki; bu şehir veya bu ülke Kureyş`in putperest Mekke`sidir, biz burada her şeye sıfırdan başlayacağız, müşriklere yapıldığı gibi tevhidi tebliğ edeceğiz, sonra bizi buradan sürecekler, biz bir başka şehre hicret edeceğiz, orayı Müslümanlaştıracağız ve oranın sahibi olacağız, sonra bir gün dönüp önceki şehrimizi veya ülkemizi de fethedeceğiz…” Bu durumda neresi Mekke, neresi Medine`dir? Hem biz niçin Rasûlullah`ın başladığı yerden başlıyoruz ki? Bıraktığı yerden başlamamız gerekmez mi? Çırağa düşen, ustanın bıraktığı yerden devam etmek değil midir?

Evet, Medine`nin fethi üzerinde durmamız bizim için çok daha iyi olacağı kanaatindeyiz. Biz fetih diyoruz, siz de Müslümanlaştırma deyin, fark etmez.

Medine nasıl Müslümanlaşmış, nasıl Müslümanların eline geçmiş ve İslam medeniyetinin kalbi olmuştur?

Mekke`nin fethini izah etmek kolaydır. Mekke neticede Rasûlullah`ın (s.a.v) on bin kişilik muhteşem ordusuna boyun eğmek zorunda kalmıştır vesselam.

Fakat hiç düşündünüz mü, Peygamber aleyhisselam Medine`ye kaç kişiyle sahip olmuştur, kaç Müslümanla ve nasıl hâkim olmuştur? Medine`nin nüfusu ne kadardı? Müslümanlar toplam kaç kişiydiler? Yahudiler ne kadardı? Üzerinde durulması gereken sorulardır bunlar.

Tarihi kaynaklara göre Allah`ın Resulü (s.a.v) Medine`ye hicret eder etmez ilk yaptığı işlerden birisi Müslümanların sayısını öğrenmekti, bütün kaynaklar Müslümanların toplam nüfusunun yaklaşık olarak bin beş yüz kişi olduğunu belirtmektedir. Bunların yarısı Mekke`den hicret eden Muhacirler, yarısı da Medineli Müslümanlardır, yani Ensar.

Peki, Medine`nin toplam nüfusu ne kadardı? Başta Muhammed Hamidullah olmak üzere on bin veya biraz üzerinde olduğunu kaydetmektedirler, yani en fazla on beş bin.

Bunların önemli bir bölümü Kaynuka, Nadr ve Kureyza Yahudileridir. Diğer bölümü ise Evs ve Hazrec`ten oluşan Araplardır. Yani Müslümanlar ilk etapta toplam nüfusun ancak onda birini oluşturmaktadır.

Fakat biz görüyoruz ki Peygamber aleyhisselam`ın liderliğindeki bu Müslümanlar ilk günden itibaren asla bir başka hâkim gücün hâkimiyeti altına girmedikleri gibi, yavaş yavaş şehrin hâkimiyetini ellerine almışlardır.

Bilindiği üzere hicretin hemen ardından Peygamber aleyhisselam`ın 52 maddelik o meşhur Medine Vesikası denilen anayasayı veya toplumsal sözleşmeyi hazırlayarak başta Yahudiler olmak üzere hepsine sunmuş ve onaylatmıştır. Bu sözleşmeye göre ihtilaf halinde müracaat makamının kendisi olduğunu belirtmiş ve herkes bunu kabullenmiştir.

Bu nokta bizim için çok önemlidir ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü başta üç büyük Yahudi kabilesi ve henüz Müslüman olmayan Araplar bunu reddedebilirlerdi;

“Siz kim oluyorsunuz, siz ancak Medine`nin onda birisiniz, ihtilafları çözme makamını siz kimden alıyorsunuz…?” diyebilirlerdi. Fakat diyemediler ve bu anayasayı kabullendiler.

Bu nasıl oldu, Peygamber aleyhisselam bunu nasıl gerçekleştirdi? İşte Medine`nin Fethi tabirini biz bunun için kullanıyoruz. Nüfusun ancak onda birisiniz fakat oranın yönetimini ele alıyorsunuz?

Eğer bu işin sırrını çözebilirsek bugün Müslümanlar olarak çok şeyler kazanacağız, kaybetmiş olduğumuz çok şeyi geri alacağız, içerisinde bulunduğumuz zilletten kurtulacağız, demektir.

Evet, bu nasıl gerçekleşti. Medine`nin fatihi kimdir?
...
 
MAKALENİN TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!