Doğruhaber

SOYSAL`I POLİSLER  İNFAZ ETTİ
1998 yılında işe gitmek için çıktığı evine bir daha dönemeyen 6 çocuk babası Cevzet Soysal`ın izi, Sabri Uzun`un kitabında yer bulan bir polis memurunun itirafında çıktı. Bundan tam 6 yıl(65 ay)  önce manşetten haberleştirdiğimiz ve Soysal`ın polisler tarafından infaz edildiğini söylediğimiz olay, bugün bir bölümüyle açıklığa kavuştu. Sabri Uzun`un ifadesine göre bir polis, Cevzet Soysal`ın JİTEM süsü verilerek kaçırılıp katledildiğini itiraf etti. Dönemin Batman Emniyet Müdürlüğü`nde görev yapan polis memuru, 17 Aralık sonrası görevden alınan paralel yapı mensubu iki polis müdürünün emriyle Cevzet Soysal`ı sabah işe gitmek için evinden çıktığı sırada kendilerine JİTEM süsü vererek kaçırdıklarını anlattı. İtirafçı polis memuru, Cevzet Soysal`ın daha sonra Batman`ın Beşiri ilçesi yakınlarında B. isimli Polis memurunca boynu kırılarak öldürüldüğünü ve Beşiri kırsalına gömüldüğünü söyledi.

HANEFİ AVCI DA   HİZBULLAH`A KUMPASLAR KURULDUĞUNU SÖYLEMİŞTİ
Cevzet Soysal olayı bölgede yaşanan binlerce faili meçhullerden sadece biri. Gazetemizde defaatle işlenen Hizbullah mensubu binlerce kişinin haksız yere cezaevine atıldığı ve Hizbullah Cemaati`nin iftiralara maruz kaldığı yönündeki beyanların doğru olduğu bugün bir kez daha ortaya çıktı. Uzun`un kitabında geçen itiraflar ve Hanefi Avcı`nın “Hizbullah`a çokça kumpaslar kuruldu” şeklindeki ifadeleri bölgede devlet ve derin yapıların işbirliği ile yapılan vahşetin boyutunu gözler önüne seriyor.

SON DÖNEMLERDE YAPILAN SORUŞTURMALAR KAYIP KİŞİLERİN AİLELERİNİ YENİDEN ÜMİTLENDİRDİ

03 Temmuz 2009 Tarihinde Cevzet Soysal`ın ailesi ve avukatıyla yapmış olduğumuz röportajı önemine binaen bir kez daha siz okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

işte o röportaj...

On bir yıl önce Batman`da işe giderken kaçırılan Cevzet Soysal`dan hâlâ haber alınamıyor. Ailesi polisin olaya ilgi göstermediğini belirtirken, Av. Ahmet Erkul da olayla polisin ne kadar ilgili olduğunun araştırılmasının gerektiğini söyledi

Veysi Demir / M. Salih Özcan - Batman
1990`lı yıllarda dehşet yöntemler kullanılarak halkı sindirmek adına Güneydoğu`da işlenen faili meçhul cinayetlerden sonra sindirmenin en önemli yöntemlerinden bir diğeri de ‘adam kaçırma` yöntemiydi.

Emniyet`e bağlı istihbarat ve terörle mücadele birimleri ile JİTEM uzantılı çetelerin aktif olarak yürüttüğü kaçırma hadiseleri toplumu korkuya sevk ederken, geride kalan kayıp yakınlarının senelerdir çektiği ızdıraplar ise artarak sürüyor.

Kimileri kaçırılan yakınlarının sağ olarak bulunabileceği ümidini çoktandır yitirmiş durumda. Ancak belki bir teselli olur umuduyla cesetlerin bulunabileceği, hatta katillerin bulunup hesap sorulabileceği bir ortamın oluşması hayali, halen tazeliğini koruyor.

Özellikle son Ergenekon operasyonlarıyla beraber sık sık gündeme gelen kayıp konusu ya da bulunan kemik parçaları bile kayıp yakınlarının karmaşık duygularını kabartmaya yetiyor. İlgili kurumların kapısına giderek özlemlerini, akıttıkları gözyaşlarıyla kelimelere dökmeye çalışıyorlar.

Batman`da ikamet eden Soysal ailesi, işte o kederli ailelerden sadece bir tanesi. Çünkü aile reisi Cevzet Soysal, 1998 yılında işe gitmek üzere evden çıkarken “Polis” olduğu iddia edilen kişilerce durdurularak araca bindirilmesinden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Aileden ve çevreden edindiğimiz izlenim Soysal`ın çevresinde sevilen, dindar kişiliğe sahip olduğu yönünde gelişiyor. İlk yıllarını umutlarla geçiren aile fertleri, artık Cevzet`in hayatıyla ilgili herhangi bir umutları kalmamış durumda. Ancak herkes gibi akıbetini de bilmemeleri, onların duygu dünyalarını tahrip etmeye devam ediyor.

Kaçırılan Cevzet Soysal`ın durumunu aile fertlerinin ağzından dinlemek, oğlu Mücahid ve eşi Kaside Hanım`la, kaçırılma öyküsünü ve yaşadıklarını konuşmak için görüşmeye gidiyoruz.  İlk sorumuzu Mücahid`e yöneltiyoruz:

Babanız ne zaman, ne şekilde kaçırıldı?

09 Kasım 1998 yılında babam, Toros marka beyaz bir arabayla kaçırıldı. O günden bu yana da kendisinden hiçbir haber alamadık.
Babanız kaçırılmadan önce kaçırılacağına dair bir duyum ya da tehdit aldı mı?
Benim babam dini değerlerine bağlı, herkesle ilişkilerinde Allah`ın istediği gibi hareket eden biri idi. Şüphesiz onun böyle olması bazılarını rahatsız etmiş olabilir. Bundan dolayı da babam kaçırılmadan önce birkaç kez polis tarafından gözaltına alınmıştı. Ayrıca kaçırılmadan önce de evimize sık sık tehdit telefonları geliyordu. Babam işte iken eve telefon açılıyor ve tehdit dolu sözler sarfediyorlardı. Olaydan yaklaşık üç ay önce başladı tehditler.

Tehditlerde ne diyorlardı?

Önce babamı soruyorlardı. Sonra da “Biz onun kasabıyız” diyorlardı. Ayrıca kaçırılmadan önce benim çalıştığım işyerine  de telefon açtılar. Beni tehdit ederek öldüreceklerini söylediler. Bu durum, babam kaçırılmadan önce iki defa oldu. Bunu babama söyledim. Şüphesiz bu gelişmeler babamı çok üzüyordu ve ben bunu gözlüyordum. Babam, kaçırılacağı günün sabahında işe gitmeden önce ben kendisinden  bilgisayar ve takım elbise almasını istedim. Ancak babam bana “Oğlum önümde ne olduğunu bilseydin bunları benden istemezdin” dedi. Tabi o zaman ne demek istediğini hiç düşünmemiştim. Kaçırıldıktan sonra anladım ki o sözleri boşuna söylememişti. Tehdit almış veya anormal bir durum olmuş ki o şekilde cevap vermişti.

Ayrıca babamı da özel olarak tehdit edip etmediklerini bilmiyorum. Ama babam o sıralarda bayağı tedirgin görünüyordu. Büyük ihtimalle onu da tehdit ediyorlardı, fakat bize bir şey söylemiyordu.

Kaçırıldı diyorsunuz. Kaçırıldığına dair somut bir bilginiz var mı? Ya da görgü şahidi…

Babam TPAO`da (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı)  çalışıyordu. Sabah saat 07.00 civarında işe gitmek için çıkmıştı. Evimizin yan tarafındaki sokakta Toros marka beyaz bir araba park halinde bekliyormuş. Babam çıktığında arabadan iki kişi inip onu arabaya bindirmişler. O esnada annem ve bazı komşularımız bu durumu bizzat görmüşler…
Bunun üzerine araya giren Kaside Hanım: Eşim sabah işe gitmek için evden çıktı. Kızım kucağımda olduğu halde ben de onunla kapıya kadar çıkmıştım. Baktım ki bir araba evimizin biraz ilerisinde durmuş. Ben de başımı fazla da dışarı çıkarmadım. Eşimi arabaya koyduklarını gördüm. Ancak arkadaşları olduklarını düşünmüştüm. Kaçırıldığını gören komşumuz yaklaşık on dakika geçmeden evimize gelip eşimin kaçırıldığını bana söyledi. Ben de, “Arabaya koyduklarını gördüm; ama arkadaşları olduğunu sanıyorum” deyince, komşumuz, “Hayır, Cevzet Abi`yi polisler kaçırdı` dedi.  Komşumuz olay yerine daha yakındı. Eşiyle beraber Cevzet`i kaçıranların polisler olduğunu görmüşlerdi. Bunun üzerine merak ettik. İşyerine gidip gitmediğini öğrenmek için işyerini aradık; ancak işyerine gelmediğini söylediler.

Yaşadığınız tedirginlikten sonra ne tür girişimleriniz oldu?

Daha sonra değişik aralıklarla işyerini kaç kez aradık. Ancak işyerinden olumlu bir cevap alamadık. Bunun üzerine polis tarafından götürüldüğü düşüncesiyle gözaltında olduğuna kanaat ettik. Çünkü daha önce de aynı şeyler olmuştu. Akşamı beklemeye başladık. Akşam da gelmeyince ertesi gün sabah Bahçelievler Polis Karakolu`na gittik. Karakol yetkilileri bizi Batman Emniyet Müdürlüğü`ne yönlendirdi.

Emniyet Müdürlüğü`nde Terörle Mücadele Şubesinden bir yetkili bizi odasına çağırdı. Durumu, alınış biçimini detaylıca anlattık. Bunun üzerine emniyet yetkilisi babama ait bir dosya çıkardı ve “Eğer babanızın tüm arkadaşlarının isimlerini bize söylerseniz durumla ilgileneceğiz” dedikten sonra dosyayı fırlattı. Bizimle hiç ilgilenmediler. Bana ve anneme hakaretlerde bulunarak babamın bütün arkadaşlarının isimlerini söylememiz şartıyla babamın bulunmasına yardımcı olacaklarını söylediler. Her Emniyete gittiğimde niçin gittiğimi öğrendikleri andan itibaren engel çıkarmaya ve bana hakaret ederek emniyetten ayrılmamı istiyorlardı.

Daha sonraları değişik aralıklarla birkaç kez beni emniyete çağırdılar, “Ölü ya da diri, babanızı bulacağız” dediler. Ama gerçekte hiçbir yetkili ciddi olarak ilgilenmedi. Her çağırdıklarında babamın arkadaşlarının isimlerini söylememi şart koşuyorlardı. Zaten gerek iş arkadaşları olsun, gerekse çevreden tanıdığım isimler olsun söylüyordum, ancak bu, onları tatmin etmiyordu. 

Kaside Hanım: Emniyete gittik, bize buraya öyle birinin getirilmediğini söylediler. Sonraki gün tekrar gittik, ifademizi aldılar. Eşimin arkadaşlarının isimlerini vermemizi isteyerek bizlere hakaret ettiler. İfademizi alan memur elindeki dosyayı fırlatarak “Körü körüne gitsin” dedi. O akşam evimize gelerek arama yapıp gittiler. Daha sonra bir kez daha bizleri çağırıp ifademizi aldılar. Bizlere “Ölü de olsa, diri de olsa biz onu bulacağız” dediler. Şu ana kadar da herhangi bir gelişme olmadı.

Yaklaşık on bir yıl geçti. Bugüne kadar babanızın akıbetiyle ilgili hiçbir haber alamadınız mı?

Kaçırıldığı günden bu yana kendisinden hiçbir haber alamadık. Son zamanlarda Ergenekon operasyonlarıyla beraber değişik yerlerde çıkan kemikler üzerinden kayıp insanların durumu gündeme gelince bizler de valiliğe, savcılığa ve emniyete başvurduk. Kayıp yakınlarının savcılıklara başvurmaları yönünde haber yapılmıştı. Ben de başvuruda bulunmak için Emniyet`te Terörle Mücadele Şubesi`ne gittim. Oradaki görevliler ilgilenmeme gerek olmadığını, bir gelişme olursa kendilerinin haber vereceklerini belirttiler. Ancak tüm girişimlerimize rağmen ilgili devlet kurumları, babamın ölü veya diri olduğuna dair şu ana kadar bizlere herhangi bir açıklama yapmadı.

Babanız kaçırılıp kaybettirilmesi ailenizde nasıl bir etki yaptı?

Babam kaçırıldıktan sonra tabii ki çok mağdur olduk. Hem babamın kaçırılmasından kaynaklanan acımız bitmek bilmedi, hem de birtakım maddi sıkıntılara maruz kaldık. Babam kaçırıldığında ben 15 yaşındaydım. Çalışıp ailemi geçindirmek zorunda kaldım. Okulumu terk ettim. Ancak babamın akıbeti konusunda hiçbir şey öğrenmememiz, acılarımızın katlanarak artmasına sebep oldu. Babamın sağ mı ölü mü olduğuna yönelik herhangi bir bilgimiz yok. Açıkçası ümidimizi yitirdik, ancak belki bir gün karşımıza çıkar diye de ümitlerimiz sürmüyor değil.

Polisin olayla doğrudan ilişkisi var mı?

Kaçırıldıktan sonra kayıplara karışan Cevzet Soysal`ın akıbetini sorduğumuz Avukat Ahmet Erkul ise; Emniyet birimlerinin bu olayla ilgili etkin bir soruşturma yapmadığını, olayla ilgili görgü tanıklarının ifadelerine müracaat edilmediğini belirtti ve şu çarpıcı açıklamayı yaptı: “Burada ya polisin bu işle doğrudan ilgisi var; ya da doğrudan bir ilgisi yoksa dahi, kaçıran kişilerin kimliklerini biliyorlardır diye düşünüyorum.”

KAÇIRDILAR, BOYNUNU KIRIP ÖLDÜRDÜLER!
Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Sabri Uzun`un kitabındaki bilgilere göre bir polis memuru, Paşa Kapısı Cezaevi`nde yatarken paralel yapı tarafından kumpas kurulan ve aynı cezaevinde yatan Emniyet Müdürleri Emin Arslan ve Mustafa Aral`a paralel yapıyla ilgili itiraflarda bulundu. Uzun`un “Kendisini tanıyorum, yazdıklarının doğru olduğuna inanıyorum` dediği memur, 1999 yılında Batman`da Cevzet Soysal, Sofi Sıddık Öz ve Kazım Uysal`ın JİTEM süsü verilerek kaçırıldığını itiraf ediyor. 

ÜÇÜMÜZ DE CEMAATÇIYDIK
Kitapta “1-Hizbullah mensubu Cevzet Soysal`ın kaçırılıp infaz edilmesi ve Beşiri kırsalına gömülmesi” başlığı altında şunlar anlatılıyor: C.C ve A.A, Hizbullah örgütüne karşı istihbarattan ve TEM sorgudan karma bir ekip kurdular. Adını da ‘Faili Meçhulleri Araştırma Ekibi` koydular. Bu ekipte İstihbarattan ben, Ömer K. ve Aydın M. yer aldık. Üçümüz de aynı zamanda Cemaat mensubuyduk. Başımızda C. Büro amiri vardı. O da Fethullahçıydı. TEM sorgudan da Muammer komiser B., C., ve İ., isimli polisler vardı.”

JİTEM SÜSÜ VERİLDİ
“Cevzet Soysal`ı 1999 yılında Pınarbaşı Mahallesi`ndeki evinin önünden çalıştığı TPOA`ya gitmek üzere servis beklerken ben, Ömer ve Aydın kendimizi JİTEM görevlisi olarak tanıtarak (Böyle söylememizi C. müdür istiyordu, yasadışı işlerde hep kendimizi JİTEM`ci olarak tanıtmamızı söylüyordu) arabaya bindirip kaçırdık. Kırsal alanda Muammer Komiser`in ekibine teslim ettik. Bahçelievler Mahallesi`nde Polis Cem`in evine götürdüler. Geceleri kırsala götürüp işkenceyle sorguluyorlardı. En son C ve A isimli müdürlerin talimatıyla B., tarafından boynu kırılmak suretiyle infaz edildi ve Beşiri kırsalına gömüldü.”