Besmele, hamd, selam ve dua ile…18.05.2014 tarihi itibariyle zindanda 10. yılımızı bitirip 11. yılımıza adım atmış oluyoruz. 15.03.2013 tarihinden bu yana da, sessiz sedasız yanımda kimseler olmadan, kimsecikler görmeden duymadan; cinlerin ölümü gibi, eriye eriye ölmem için boylamasına 7 adım, enine de 2 adımlık “aynı” tabuta benzeyen beton hücreye sıkıştırılmış bulunmaktayım. Bunun kibarcası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Gerçeği ise, tarihte eşine ender rastlanan ölüm cezasının en acımasız biçimde uygulanmasıdır… T.C. laik bir devlettir. Kanunen T.C. ye İslam Devleti demek suçtur. O halde T.C. kâfir bir devlettir. Böyle demek de suç, sebep hakaret kapsamına giriyor. İşte bunun gibi, ölüm cezası demek, yetkililerin zoruna gidiyor…

Çünkü dünya kamuoyuna göre Türkiye’de ölüm cezası yok. Ölüm cezası uygulanmıyor havasını mesajını veriyorlarken bizlerin bunun aksi istikamete dair sözle yazılı beyanlarımızdan hoşlanmıyorlar. Bunun yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası dememizi istiyorlar. Oysa yetkililerin bizler hakkında tanzim ettikleri müddet, namelerde “ölünceye kadar cezaevinde kalır” veya “ömür boyu cezaevinde infaz” ve dipnot olarak da: “5275 sayılı kanunun 107/16 maddesi gereğincede suçu nedeniyle cezasının tamamını ömür boyu ceza infaz kurumunda infaz edilecektir.” Diye özel olarak belirtmişsiniz. Bunun adı ölüm cezası değil de nedir… Hele birde mezkur cezanın haricinde başka bir cezan varsa onu da: “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 1 yıl 8 ay” şeklinde müddet nameye yazıyorlar. Bu durum ise güler misin ağlar mısın cinsindendir. Artık bunun saçmalığını varın siz tahayyül edin…

Evet, denildiği gibi dile kolay tam 10 yılı aşan bir süre. Evet, dile gerçekten kolay. Dile kolay geldiği gibi, Allah’ın yardımıyla da zindan hayatının kendisi de kolay geldi ve de çok şükür kolay da geçiyor ve geçmeye de devam ediyor…

Hareketli, maceralı gözler görünür görünmez maddi ve manevi yükselişlere, gelişmelere kendimiz ve dosya ortaklarımız şahsında ayan beyan müşahede ettik ve de aynen müşahede etmeye devam ediyoruz… Rabbim daha iyi bilir. İnşallah zindanda geçirdiğimiz hiçbir yılımız, hiçbir günümüz zararla ziyanla kapatılmamıştır. İlimle, irfanla, ibadetle ve aksiyonla dolu dolu geçmiş… Gözlerimizin içindeki pırıltı daha da ışıldamış kalbimizdeki iman ve İslam nuru daha da parlamış ve artmıştır…

Allah’ın lütfuyla benim için zindan hayatı Medrese-i Yusufiye’ye oradan da “Tekke-i Yusufiye’ye” dönüşmüştür. Zihinde gerçekleşen İslam ihtilali kalpte İslam inkılabına erişmiştir. Niyet ve irade, kalp ve zihin, dikkat ve rikkat denklemi eskiye (zindan öncesi) nazaran mükemmel şekilde kurulmuştur.

Biliyorum, zindan denince genelde zihinlerde çizdiğimiz halin zıddına olumsuz tasavvurlar meydana gelir. Ancak rica ediyorum, lütfen kimse bana darılmasın, alınmasın, kırılmasın. Herkesin malumudur, bazı hadiselerin insanların üzerlerine bıraktıkları etkiler birbirine zıt değişkenlikler arz ediyor… Bu tür meseleler daha çok indi meselelerdir. Örneğin, kodes hayatı bazı insanlarda yıkım etkisi yaparken Allah’a şükür bizde ve gözlem fırsatı bulduğumuz birçok kardeşimizde müspet etkiler tesirler meydana gelmiştir. Şunu da önemle vurgulayalım, cezaevi hayatının müspet ve menfi etkilerinin, dışarıda iş güç, ev bark, çoluk çocuk sahibi olmakla da bir ilgisi etkisi yoktur denile bilinir… Zahir anlamıyla söylersek, bu tamamıyla ferdin kalbinde ve kafasında oluşturduğu tasavvurlarla ilgilidir. Şüphesiz her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Ama bizim tecrübelerimiz böyle söylüyor.

Hz. İbrahim (as), Hz. Yusuf (as), İmam Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, İmam-ı Rabbani, Bediüzzaman Said-i Kurdi, Necip Fazıl Kısakürek vb. (Allah hepsinden razı olsun) sayısız ulu ve kutlu seçilmiş insanların geçtiğini (zindan) yakından görüyoruz. Bu sebeple şahsen kendimi nimetlerden, özgürlüklerden mahrum bırakılmış, mahvolmuş birisi olarak görmüyorum. Bilakis hak etmediğim, layık olamadığım halde Rabbimin şefkat ve merhametinin lütuflarına erişmiş olarak görüyorum kendimi…

Bütün samimiyetimle söylüyorum, Rabbimin zindan nimetine gerekli şükrü eda edemeyişimin mahcubiyeti, ezikliği içerisinde kendimi görüyor ve hissediyorum.

Yukarıdan aşağıya doğru söylediklerimiz, beğenilir beğenilmez orasına karışmam. Ancak bizim tasavvurlarımız böyle ve de böyle düşünen mahkûmlar arasında da ben tek değilim. Bu da böyle biline…

Yukarıda samimiyetle dile getirdiğimiz duygularımıza rağmen değil bir yıl, bir ay, bir hafta, tek bir salise bile mevcut zindanda kalmak istemem, bunun sebebi de gayr-ı İslamî ahkâmın üstümüze tatbik olunmasıdır.

Bütün bunların yanında, buralarda hayat; acısıyla tatlısıyla aynen dışarıdakine nispeten benzeyen şekilde devam ediyor.

Müspet ve menfi gelişmeler karşısında bazen tebessüm bazen de kendimizi tutamayarak kahkaha attığımız, bazen de duygu karmaşası, ağlasam mı gülsem mi halini yaşadığımız bazen de, sinirlenip öfkelendiğimiz adeta sinirden parmaklarımızı ısırdığımız zamanlarda olmuş ve de olmaya da devam ediyor… Aynen dışarısı gibi hayat acısıyla tatlısıyla aynen devam ediyor… Neticede hala canlıyız, hala hayattayız. Beton tabutta ölmemizi bekleyenler avucunu yalasınlar.

Canı veren de Allah, alan da Allah. Allah çektirmediği zahmetin nimetini vermez. Allah, hiç kimseye zerre-i miskal kadar da olsa zulmetmez. Allah, hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Allah, asla sözünden dönmez. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allah, nice bela ve musibetlerden kurtararak aydınlığa ferahlığa çıkarmış bizleri… Kalbimde iman ve İslam nuru olduktan sonra karşılaşacağım tek şey, hayır hasenattan başka bir şey değildir.

Rabbime güven ve itimadım tamdır. Bizleri, Muhammed (sav) ümmetini bekleyen aydınlık günlerdir. İflah olmaz azılı İslam düşmanlarına nice karanlıkla ve kâbuslu günler diliyorum vesselam.

Abdusselam Tutal
F Tipi Cezaevi Bolu