Muhammed Şakir / İnzar Dergisi
 
Al-i İmran suresinin 100-105. Ayetlerine iyice yoğunlaşıp okursak, iman edenlere yönelik şu davetin öne çıkarıldığını görmüş olacağız.

1- İmanınızda istikrarlı olun. Tevhidin özünü özümseyin. Hakiki Müslümanlar olunuz. Ve başka değil, ancak Müslümanlar olarak can verin.

2- Her hâlükârda İslam düşmanlarına karşı, hususen onların hile ve tuzaklarına karşı uyanık olun, teyakkuzda, hazır kıtada olun.

3- İslam düşmanlarına güvenip itaat ederseniz, onlar sizi dinden döndürürler. Onlara güvenip bağlanmanın dinden dönmek olduğunu bilin. Onları dinlemek ve onlara uymanın küfürden başka bir neticesinin olmayacağını bilin. Ona göre tedbir geliştiriniz.

4- Birlik ve bütünlük içinde olunuz. Ki Allah size hakiki iman yollarını kolaylaştırsın ve sizi imanın tadına vardırsın. Birlik, bütünlük sizi muvaffakiyete ve imanın arzu edilen iklimine sevk edecektir.

5- Çekişme, ayrılık, bölünme ve parçalanma ise sizi imandan uzaklaştıracak ve sonra da küfre döndürecektir. İslam’ın azılı düşmanları, içinize fitne atmak ve fesad çıkarmakla meşguldürler. Bu şekilde “İmanınızdan sonra sizi küfre düşürmek isterler.” Bilesinizi ki bölünme ve parçalanma küfre yönlendirip sevk eden çok mühim bir amildir.

6- “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” Ki ortak paydalarda buluşabilesiniz. Bilesiniz ki Allah’ın ipine sarılmak, birliğin, beraberliğin ve Müslümanların ortak paydada buluşmalarının en mühim amilidir. Allah’ın ipi ise, Kur`an ve Sünnettir.

7- “Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” Bilesiniz ki cahiliye döneminin kini, düşmanlığı ve savaşlarının ardından size bahşedilen iman kardeşliği, imandan sonra en büyük nimettir. İşte bu iman kardeşliği, iman müşterekliği, buna dayalı muhabbet ve dayanışma İslam düşmanlarına karşı birleşmenizin özü ve mayasını oluştursun.

8- “İçinizden bir grup hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülüklerden sakındırsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Hayra davet etmekten daha faziletli, daha yüce ve daha büyük bir hedef olamaz. Ey iman edenler, ey Müslümanlar ve ey İslam ümmeti! Gücünüzü birleştirecekseniz işte burada birleştirmelisiniz. Hayra davet etmekten daha büyük bir hedef yoktur ve birleştirirse, ancak bu davet sizi birleştirip bir araya getirir. Öyleyse buna yoğunlaşın ve bunun için bir araya geliniz…

9- Tarih ibretlerle doludur ve insanlık için sesiz bir ders, bir nasihat ve bir vaazdır. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılıp ihtilaf edenler gibi olmayın. Böyle yapanlar için büyük bir azap vardır.” Durum şu: sizden önceki ümmetler, topluluklar dinde bölünüp parçalandıkları için helak olmuşlardır. Onların öne sürecekleri herhangi bir mazeretleri de yoktur, olamaz. Çünkü onlar, hakikatlere dair kendilerine apaçık ayetler ve ilim geldikten sonra birbirine düşüp parçalandılar.

Anlaşılıyor ki ayetler Müslümanları iman müşterekliğinde, uhuvvet ve muhabbet esaslarına dayalı, bir ve bütünlük içinde hareket etmeye çağırıyor. Bu ayetleri tefsir eden çok sayıda sahih hadis de bulunmaktadır. “Müminler sağlam bir bina gibidirler…” hadisi ile “kendi dışındakilere karşı Müslümanlar tek yürek olmalıdır…” hadisini örnek olarak hatırlatabiliriz.

İlahi ve nebevi naslara rağmen ne yazık ki biz bugün “tek yürek” değiliz. “Hayra davet”te birlik ve beraberliği oluşturamadığımız gibi, İslam düşmanlarının işgal, talan ve istilaları karşısında da farz olan birlik ve beraberliği ne yazık ki oluşturabilmiş değiliz. Kabul, herkesin de bildiği gibi bunun tarihten gelen ahlaki, fikri ve fıkhi bazı sebepleri vardır, buna kimsenin itirazı yok; fakat bunlar temel düsturlara değil, ayrıntılara dair çok da mühim olmayan bazı sebeplerdir. Hâlbuki biz bugün imtihan alevleri arasında kalmış, yanıp kavruluyoruz. Hiç olmadık kadar acı olaylar yaşıyoruz. Halen ayrıntılara takılı kalmak, daha büyük felaketleri çağırmaktan başka bir anlam taşımaz. Onun için kalbinde hardal danesi kadar imanı olsa bile her bir müminin kendi gücü nispetinde bu gidişata dur deyip itiraz etmesi lazım. Hamiyet sahibi şahıs ve yapıların ise bu haklı itirazı sahiplenip onu bir adım daha öteye, fiili teavün ve tesanüte taşımaları gerekir.

Ayet-i kerimeler ışığında tarihe atıfta bulunduk. Tarih ibretlerle dolu ve insanlık için sessiz bir vaazdır, dedik. İnsanlık için böyleyse, ehl-i iman için amel anlamı olan daha tesirli bir ders ve vaaz olması gerekir. Çünkü iman edenlerin basiretleri daha açık, daha kuşatıcı ve daha aktiftir. Dolayısıyla “kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra ayrılıp ihtilaf edenler”in durumuna düşmemek için biz, bize gelen apaçık ayetlere inanıp kulak vermek zorundayız. Burada tercih yok, zorunluluk vardır ve biz zorunluluktan söz etmekteyiz. Yoksa...
 
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!