DOĞRUHABER / HABER MERKEZİ

KÜRDİSTAN’DA İSLAMİ CEMAATİN İLK ŞEHİDİ: HASAN TEKİN

Şırnak merkeze bağlı Çavuşan Köyü’nde göçebe hayatı yaşayan 6 çocuk babası Hasan Tekin, Şırnak merkeze taşınarak bir mahalle bakkalı açar. Aynı mahallede bulunan cami imamının çocuklarla ilgilendiğini ve Kur’ân-ı Kerim dersleri verdiğini öğrenince kendi çocuklarını ve ağabeyi Reşit Tekin’in çocuklarını camiye göndererek İslami ilimler ve Kur’ân-ı Kerim öğrenmelerini ister. Hiç okul okumayan Şehid Hasan, çalışkanlığı ve fedakârlığıyla kısa sürede kendisini çevredekilere sevdirir. Kendisi de kısa süre sonra camiye giderek Kur’ân-ı Kerim öğrenmeye başlar ve büyük bir azimle 3-4 ay içinde Kur’ân’ı hatmeder. O dönemlerde Şırnak’ta PKK’nin çalışmaları da hız kazanmıştır. Şehid Hasan’a gelerek ondan kendileriyle birlikte hareket etmesini isterler. Bir süre PKK yandaşları şehidin bakkalına gelerek onunla konuşurlar. Ancak Şehid Hasan onların hal ve hareketlerini görünce, “Sizin hareketiniz ve yaptığınız davranışlar bana ters geliyor. Bu sebeple sizinle hareket etmem” diyerek onlardan bir daha dükkânına uğramamalarını ister. PKK’lılar da şehidi tehdit ederek oradan ayrılırlar.

ŞEHADETİ

Camide Kur’ân-ı Kerim dersleri alan şehidin hayatı kısa sürede değişir ve İslami hizmetlere başlar. Ağabeyi Reşit’le beraber mahallede İslami tebliğ yapan şehid, zamanla PKK’nin yaptığı kara propaganda sayesinde hedef haline gelir. Sık sık tehdit alan Şehid Hasan ve ağabeyi Reşit yine bir yatsı namazından sonra evlerinde sohbet yaparlarken PKK’nin bombalı saldırısına uğrarlar. Şehid, bu saldırıdan hafif yara alırken ağabeyi ağır yaralanır ve ayağından sakatlanır. Hemen hastaneye kaldırılan şehid ve ağabeyi iyileştikten hemen sonra hiç zaman kaybetmeden İslami hizmetlerine kaldıkları yerden devam ederler. Tehditlere boyun eğmeyen şehid, İslami hizmetlerinden bir an olsun geri durmaz. Aradan bir yıl geçer, Şehid Hasan bahçede abdest alırken PKK’nın silahlı saldırısına uğrar ve 18 Haziran 1990 tarihinde şehadet mertebesine ulaşır.

AĞABEYİNİN DİLİNDEN ŞEHİD HASAN

Biz, PKK’den böyle bir şeyi beklemiyorduk. Bizi evimizde öldürecek şekilde, bu kadar kindar olduklarını hiç tahmin edemiyorduk. Bizler hakkı anlatırken hiçbir zaman PKK’ye karşı bir çalışmamız olmadı, biz sadece İslami tebliğ ve İslami hayat sürdürme gayretindeydik, sadece suçumuz bu idi. Şehit Hasan’ın şahadetinden sonra Kumçatı Beldesi’ne yerleştik, tabii Şehit Hasan’ın 6 tane çocuğu yetim kaldı. Şehid küçükken çok hareketli bir yapısı vardı. Sosyal biriydi. Yanına gelen herkes kısa sürede onu sever ve arkadaş olurdu. Arkadaşlığı da ahlakı da çok güzeldi. Şehid Hasan İslami hizmetlere başladıktan iki yıl sonra şehid oldu. Bu sürede de üç ayları hep oruçlu geçirir çevresindekilere İslam’ı anlatırdı.

YUSUFİ ŞEHİD: ABDUSSELAM İRDEM

Tarihe adını direnişin hemen yanı başına geçirecek olan Abdusselam İrdem Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde dünyaya gelir. İlk ve ortaokulu memleketinde tamamladıktan sonra lise eğitimini Diyarbakır Fatih Lisesinde tamamlar. Lise eğitiminin ardından Diyarbakır Fen Fakültesi Matematik Bölümü’ne kaydını yapan şehid, muhacir olduğundan dolayı okulu oldukça maddi sıkıntılar içinde sürdürüyordu. Bazen gün boyu aç kalır, kışları yırtık bir ayakkabı ile geçirirdi. Bir tek pantolonu olan şehid Abdusselam yine de hiçbir yardım kabul etmez ve parası olup olmadığı sorulunca, yalan söylemiş olmamak için yanında beş lira taşırdı. Dava kardeşlerine karşı oldukça cana yakın olan şehid, cesareti ile tanınırdı. Allah (C.C) böyle bir kulunu katına almak istemiş ki bir gün Diyarbakır Ulu Camii’de abdest alırken gözaltına alınır. Sırlarını çoktan toprağa gömen Abdusselam’a vahşi işkencelerin her türlüsü denenmesine rağmen, Şehid Abdusselam’dan bir tek kelime bile alamazlar. Şehid gözaltına aldıktan bir hafta sonra 18 Ekim 1993’da şehid edilir. Kendisi Hubeyb ve Zeyd gibi pak bir alınla Rabbine kavuşur.

BİR BAŞKA ŞEHİD: MURAT BİLİG
Şehid Murat, İslami dava ile Diyarbakır’da Ticaret Lisesi’ni okurken tanıştı. Ancak hayat kendisini erken yaşta imtihan süzgecinden geçirir. Babası alkolik olan Şehid Murat sürekli babasından baskı görür. O da babasından kurtulmak için hicreti tercih eder. Liseden sonra Diyarbakır Dicle Üniversitesi Muhasebe Bölümü’nü okur. 1995 yılında, bir öğrenci evi baskınında gözaltına alınan Şehid Murat Bilig vahşi işkenceler altında şehadet mertebesine ulaşır. Polis bu olayı örtbas etmek için, 18 Haziran 1995 günü Murat’ın cansız bedenini, yakalandığı öğrenci evine götürüp pencereden aşağı atarak intihar etmiş süsü verdi. Böylece Şehid Murat, işkenceyle şehid olduktan sonra bir başka barbarlığa uğrayarak temiz naaşı, ruhları kirlenmiş vahşi işkencecileri kanun önünde aklama aracı olarak kullanılmıştır. Hakkında tutulan resmi tutanakta ise; “Yer göstermek amacıyla götürülen binanın 7. katından aşağı atlamak suretiyle intihar etti.” diye yazılır. Ancak vücudundaki izler yapılan korkunç işkencenin izlerini taşıyordu.

MEHDİ GAZANRİ’NIN DİLİNDEN ŞEHİD ABDULLAH

Ve şehid Abdullah…Amcasının oğlu onu şöyle anlatıyor: “Ben Mehdi Gazanri, Silvanlıyım. Şehit Abdullah benim amcamın oğluydu. Hayatını güzel iyi bir şekilde sürdürüyordu. Gerek biz gerek se çevremiz onun hiçbir kötülüğünü görmedik. Her zaman iyi biri olmaya gayret ediyordu. Yaklaşık 18-20 yaşlarında İslami mücadeleye başladı. Bilgili Müslümanlarla tanıştıktan sonra kendini daha da toparladı, çok daha güzel ahlak ve davranışlara büründü. İslam’ı daha iyi bir şekilde idrak edip amellerine yoğunluk verdi. Takva sahibi bir kişiliği vardı ve tütün işiyle meşgul oluyordu. Bizim bahçemiz genişti, bizim bahçeye de bazen tütün ekiyordu. 17 Haziran 1992 günü yine tütün ekmeye geldi ve o gün geç oldu. Ben de ona bizde kal dedim ve bir arkadaşıyla bizde kaldı. O dönemde de dindar insanlara çok fazla eziyet ediyorlardı saldırıyorlardı. Ve Abdullah bizde kaldığı o akşam bizim eve de saldırdılar onu ve arkadaşını şehit ettiler. Allah’u Teâlâ onların şehadetini kabul etsin ve günahlarını affetsin. Evliydi ve bir çocuğu var, şuan çocuğu hamdolsun okuyor ve iyi biri olmaya gayret ediyor. Biraz ahlakından bahsedersek insanlara eziyet etmeyi sevmezdi ve ihlaslı olmayı, fedakar olmayı çok severdi. Halim ve yumuşak bir ahlakı vardı. Etrafındaki insanlar onun bu davranışlarından dolayı onu çok sever ve sayarlardı. Zaten şehid olduğu zaman İslami hizmetlere 3-4 ay gibi kısa bir süre önce başlamıştı. O bu kısa sürede şehadete layık oldu ki Allah ona şehadeti nasip etti. Bir kere rüyamda gördüm ve güzel bir rüyaydı. Allah rahmet eylesin!”

ŞEHİD HACI ŞÜKRÜ

Haci Şükrü Demir 1930 yılında Gercüş’e bağlı Hawre (Düzmeşe) köyünde dünyaya geldi.5 çocuklu ailenin en büyüğüydü. 1970 yıllarında Nusaybin’e yerleşti. Ömrünü İslam’a hizmete adayan şehit Yiğit bir kişiliğe sahipti, hiç kimseden korkmazdı. 90’lı yılların başında Şehit İbrahim Hoca vesilesiyle İslami çalışmalara başladı. Kur’ân-ı Kerim’in büyük bölümünü ezberlemişti. Kürtçe Mevlidi de ezberlemişti ve bazı gençlere mevlid dersi veriyordu. Şehid çok güzel bir ses ve kıraata sahipti. Mütevazi bir kişiliğe sahipti. Nusaybin sokaklarında yürüdüğü zaman Müslüman bir genci görünce mutlaka durur onunla muhabbet ederdi. O gençlerin İslam’a hizmetini önemsiyor, gençleri çok seviyordu. Yaşlı olmasına rağmen gençleri gördüğünde ayağa kalkardı.

Sürekli Kürtçe “Ez bı kurbane webım (size kurban olayım)” diyordu. 92’li yılların Ramazan Ayı’nın birinci günüydü. 14 Haziran 1992 gecesi akşam iftarını yaptıktan sonra teravih namazına gider teravihten sonra eve döner. Yattığı sırada 3 kişilik PKK’li grup duvardan atlayarak evine girerler. Onu kaldırıp bütün çocuklarının bir odaya kendisini farklı bir odaya götürürler. Davasından vazgeçmesi için ona baskı yaptılar, o taviz vermeyince kavgaya tutuşurlar. Birinin kaşını yardıktan sonra pencereden atlayan şehid aşağıda bekleyen PKK’lilerin hedefi olur ve orada şehadet şerbetini içer.