İşte o makale...
Generallerin Çöküşü ve İnkırazı
Devletin üst katlarında hâkimiyet kavgalarının hızlandığı şeametli dönemlerde “Aksakalın Dilinden Efsaneler” kitabını elimin altından hiç düşürmem. Çünkü, Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşamış bir aksakalın bilge üslûbuyla makbul oğluna anlattığı tarihî nasihat ve vakalarla dolu kitabındaki “Generallerin Çöküşü ve İnkırazı” efsanesini çokça okuyarak ülkemin meselelerine ayna olarak tutmaya çalışırım:

Generallere inkıraz geldi oğul! Oğuz Ülkesi’nde generallerin çöküşüne kim inanırdı? Yüzleri aşağıda mahkemeye götürülüşlerini gördüm şükür. Generaller tek tek elemine ediliyor, rezil rüsva oluyor, mahkeme kapılarına getiriliyor, omuzlarındaki zorba yıldızlar yerlerde sürünüyor, ceridelerde manşetler atılıyordu: “Şüpheli generaller takibe alındı”, “Aranılan suçlu generaller teslim oldular”, “Bugün on altı general hükümeti yıkmak üzere gizli plânlarıyla birlikte göz altına alındı”, “Altı deniz generali zimmet, irtikap, askerî ihalelere fesat karıştırmak ve bir başka generale suikasttan hazırlamaktan tutuklandı”, “ Üç hava generali darbe plânları hazırlamaktan mahkûm oldu...”

Generallerin kıyameti başlamıştı. Gazel yaprağı gibi dökülüyor, yerlerde sürünüyorlardı. Generallerin “örümcekli kafalılar ve gericiler” dediği millet, onların zelil hallerini “oh oldu” duygusuyla değil, ibret âyetleri üzere seyrediyorlardı.

Generaller, emirleri altındaki asker eşlerine bile tâlimat veriyorlardı. “Seçime Yönelik Kurum İçi Eğitim Semineri” başlığı altında “Muhalefet” konulu seminer veren bir generalin hezeyanları onlara olan nefreti daha artırdı. Seminerde, “hükümetin başörtüsü taraftarı olduğunu, sivil anayasa tartışmasını, Ubant’ta üniversite hocaları ile toplantı yapmasını, okullarda başörtülü ve bıyıklı öğretmenlerin sayısının arttığını, cumhurbaşkanı ve başbakanın generallerin kararlarına şerh koymasını, cumhurbaşkanının Jankaya Sofrası’nda Kamalov’u taklit ettiğini fakat göz boyadığını, ‘Sofra’da şarap yerine su ve göstermelik şarap kadehlerinin bulunduğunu, devletin zirvesinin eşlerinin başörtülü ve İmam Hatipli olduğunu ve nihayetinde bütün bu irticaî gelişmenin hedefinin kendilerinin olduğunu” anlatıyordu.

Şenaat taşıyan bu sözleri söyleyebilen bir generalin Hakk’a tapan Oğuz milletiyle bir olması mümkün değildir. Mahsustan ziyaret ettikleri zabitlerin evlerindeki tabloları inceleyen, çocuklarına verilen isimleri soran, eşinin kıyafet tarzını ve her türlü bilgiyi not eden bir general iflah olur mu? Emrindeki zabitlere namaz kılmamasını, eşlerinin başını açmasını, laik-orduevlerindeki balo ve eğlencelere katılmasını dikte eden bir general Oğuz Ülkesi’nin generali olabilir mi?

Vicdanları körleşmiş, kalplerinde mesuliyet duygusu yer etmemiş generaller hangi ülkede çok bulunur? Erlerin şehit olmasına sebep olan Oğuz Silahlı Kuvvetlerince döşenip unutulan mayınlardan dolayı mahkemeye çıkarılan iki generale bir şehit babasının“ biz çocuklarımızı PKK ile savaşması için göndermiştik, sizin ihmallerinizden dolayı ölmesi için değil. Allah size de aynı acıyı yaşatsın, size söylüyorum vatan haini generaller!” diyerek elindeki su şişesini fırlatması ve yanan ciğerinden sökülüp gelen beddualar etmesi azıcık yüreğimi soğuttu.

Bu utanç mahkemesinde, bir şehit annesi de vicdanı kapkara olan generallere “ hiç mi yüzünüz kızarmadı” diyerek yüreğinden boşalan feryadını bir tokat gibi patlatması, generallerin çöküşünün başlamasıydı.

Oğuz Ülkesi’nde generaller, imtiyazlarını, zorba ihtişam ve sahte asâletlerini kaybediyorlardı. Generallerin çehresi balmumu Firavun maskı gibiydi adliye odalarında. Rütbelerindeki yıldızlar eskiden olduğu gibi zorbaca parlamıyordu. Kötülüklere ve zulme batmış apoletlerini bir kanun adamı söküyordu. Despotizmin ve darbeciliğin deccalleri yaftasını kayda geçiyordu mahkeme kâtibi. Bundan böyle zorba saltanatınıza ve hegemonyanıza son verildi hükmünü yüzlerine okuyordu âdil bir hâkim. Allah’ın da bir hesabı var oğul.

Başlarına bu denli belâ gelmesine rağmen generallerin ağladıklarını, pişman olduklarını, vicdan azabı çektiklerini görmedim. Demek ki, ruhları paganlaşmış ve homongoloslaşmış. Fırsat verilse oğul, gözleri karanlık mağaraya dönmüş generallere şöyle demeyi isterdim:

Ne haber generaller? Nedir başınızda dolaşan bu karabulutlar? Darbe ve hegemonya; hayatınızda bu iki kelime yer etmiş. Ant içtiğiniz ilkeler adına bütün hayâliniz ve öğrendikleriniz iç hizmet kanunu gereğince emir ve komuta zincirinde Oğuz Ülkesi’nin idaresine el koymak.

Yok muydu yüreğinizde millet sevgisi, din-i mübin inancı? Yok muydu ilkelerinizde bu necip milleti kalbinden fethetmek, merhametle, sevgiyle kucaklamak? Yok muydu akl-ı seliminiz, “işimiz harp sanatıdır, kışlanın dışı bizi bozar” demek?

Yahşi bir ozanın bir beyti aklıma geldi: “Oğuz Ülkesi’ne general olmak bir kuru zorbalık imiş / Millete bende olmak generallikten âlâ imiş.”

Ne diyeyim oğul! Allah, generalleri ıslah etsin.

Ali İlbey / habervaktim