Zinanın normalleştirilmeye, yayılmaya çalışıldığı; bu konuda devamlı teşvikler yapıldığı bir ahir zamanda yaşıyoruz. Yeryüzünde insan bedenlerinin bu kadar ayakaltı edildiği, basit ve bayağı hale getirildiği bir dönem daha yaşanmamıştır herhalde. Çocukların dahi zihinlerine eşik altı mesajlar yoluyla cinselliğin ve sapıklığın aşılandığı, iffetsizliğin normalleştirilmeye çalışıldığı böyle bir dönemde iffeti korumanın yollarından birisi de yaş fazla ilerlemeden evlenmektir.

Fakat maalesef toplumumuza genç kızların 20-25 yaşlarına kadar evlenmeleri yanlışmış gibi bir algı yerleştirilmeye çalışılıyor. Erkeklerin de askere gittikten veya üniversiteyi bitirdikten sonra evlenebileceği algısı yerleştirildiğinden, gençler evliliği ağızlarına bile alamıyorlar. Çünkü hem toplum hem de aileler, yanlış yönlendirildiklerinden gençlere karşı çıkıyor. Bunca tahrike karşın nikâha yapılan sınırlamalar maalesef zinaya kapı açıyor. Allah Resulü (SAV) gençlere şu tavsiyede buyurmuştur;

“Ey gençler topluluğu! İmkân bulduğunuz anda evlenin. Bu imkânı elde edinceye kadar oruç tutun. Çünkü bu şehvet dürtülerinizi törpülemeye yönelik bir fayda sağlar.” (Mecmauz Zevaid)

O tertemiz asırda bile Allah Resulü (SAV) buluğ çağına girmiş gençleri nefislerinin dürtülerine karşı iffetlerini koruyabilmeleri için evlenmeye teşvik ediyor. İçinde bulunduğumuz asır için ise bu durum artık zaruri bir hal almış demektir.

Fakat birileri meydanlara çıkıp bizim adımıza karar vermeye ve evliliğe yaş sınırlandırması getirmeye çalışıyor. Hangi yaşın daha müsait olduğuna dair değerlendirmelerde bulunuyor. Ne yazık ki zinayı ve kürtaj yaptırmayı bir insan hakkı olarak değerlendiren bu zihniyetlerin en büyük amacı evlilikleri ortadan kaldırmak, zinayı meşru hale getirmektir.

Evlilikte en alt yaş sınırını kendi toplumumuz açısından değerlendirdiğimizde 15 yaş ve altı evlilikler, çocukluğun son dönemleri olduğu için uygun görülmeyebilir. Ancak 16’dan sonra olacak olan evlilikler bunca zina özentisine karşı normal karşılanmalı ve toplumdaki yanlış algılar giderilmeye çalışılmalıdır. Aksi takdirde ahlaksızlığın, tecavüz ve zinaların önüne geçilemeyecektir.

Evliliklerin 18 yaş altının yasaklanmasını isteyenler, kadına şiddet kapsamında değerlendirenler, aslında gençleri haramın kucağına atmış oluyorlar. Tabi ben her genç buluğa erince hemen evlensin demiyorum. Sadece evlenmek isteyen gençlere kapı açılsın, yadırganmasın, yardımcı olunsun. Ve hatta yaşı fazla ilerlemeden evliliğe teşvik edilsin diyorum.

İnsan buluğ çağına girince Rabbimiz kendisine bir takım mükellefiyetler yükler. Bu mükellefiyetler Rabbine, kendisine, ailesine, topluma ve kendisine hizmet için yaratılan tüm canlı ve cansız varlıklara karşı olan sorumluluklarıdır. İnsana; kendisine verilenleri israf etmeme, hor kullanmama, zulmetmeme gibi mükellefiyetler dahi ergenliğe girmesiyle yüklenir. Bu durum; insanın toplum içerisinde sorumlulukları olan, söz sahibi olan birey olarak ele alınması sonucunu doğurur. Üstelik ergenlik artık, insanın evlilik gibi bir sorumluluğu kaldıracak bir pozisyonda olduğunun da bir kanıtıdır.

Aslında erken evlilik meselesi çok açıdan değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Meselenin arka planda çalışan öğütler yönüyle birlikte sosyolojik ve psikolojik yönleri de vardır. İnşallah biz, bize lazım olan kısmını izah etmeye çalışacağız.

Toplumumuza, erken evlenen bireylerin sorumluluklarını kaldırabilecek pozisyonda olmadığı izlenimi verilmeye çalışılıyor. Hatta kadına şiddet kapsamında değerlendirilmesini isteyen kadın örgütleri erken evlendirilen kadınların ezildiklerini düşünüyor ve topluma böyle bir algı yerleştirmeye çalışıyorlar.

Ben sorunların nedenlerinin erken evlilik olmayıp; gençlerin hayata hazırlanmaması ve yanlış yönlendirilmesi meselesi olduğunu düşünüyorum. Atın yavrusu olan tayları bilirsiniz. Onların hayata hazırlanması ve yetiştirilmesi çok enteresandır. Annesinin peşinde gezen taylar birkaç aylık olduktan sonra sahibi tarafından boş bir sepet asılır. Yük taşımaya alışmaları için her hafta sepetin içine biraz daha ağır yük konur. Tayın sahibi bilir ki hiç yük taşıtmadan büyütülen taylar at olunca da tay gibi güçsüz kalırlar. İşte yirmi yaşını geçtiği halde halen çocuk gibi davranan kızların annelerinin yaptığı en büyük hata onları hayata hazırlamamalarıdır. Allah bile insanı buluğ çağında mükellef kılarken birçok anne kızını ileride yükleneceği sorumluluklara hazırlamıyor. Evin içerisinde belirli mükellefiyetler vermiyor. Yine oğlunu kız gibi yetiştiriyor. Gençler yolda yürürlerken bile üç yaşındaki bir çocuk gibi aciz ve kırılgan yürüyorlar. Sanki birisi değse veya bir rüzgâr esse devrilecekler.

Eskiden ataerkil aileler vardı. Çocuklar devamlı anne-babalarının otoritesi altındaydılar. Hayatın zorluklarını taşımaya daha erken yaşlarda başlarlardı. Kendileri hakkında neyin doğru, neyin yanlış olduğunun tespitini ebeveynler yapardı. Hayat tecrübeleri üzerinden evlatlarını yetiştirirlerdi. Ataerkil aile ortamında yetişen insanlar sorumluluk bilinci ile yetişirlerdi. Evlatlar anne-babalarından hayâ ederlerdi. Kim ne ders desin bana göre o hal şimdiki halden çok daha iyiydi. (Tabi işi zulüm ve baskı noktasına vardıran aileleri istisna ediyorum. Böyle ailelerden hep çarpık, yamuk şahsiyetler ortaya çıkmıştır.)

Şimdilerde ise veledişahi aile modelleri ortaya çıktı ki; modern kültürün tuzağı olan bu durum toplumumuzun başına daha büyük belalar açtı. Ailelerin zihinlerine çocuklarını sorumluluk sahibi bir birey gibi yetiştirmenin baskı olduğu düşüncesi aşılandı. Böylece nesiller hayata doğru bir şekilde hazırlanamaz hale geldi. Çocuklar efendi oldu, anneler de köle.

Tam da Allah Resulü (SAV)’nün haber verdiği günleri yaşıyoruz. Sahabeler kendisine kıyametin ne zaman kopacağını sorunca Allah Resulü (SAV) “Efendi cariyesini doğurunca” buyuruyor.

Anne-baba, özgürlüğünü kısıtlarım korkusuyla çocuğuna yönlendirmeler yapmayınca, sorumluluk yüklemeyince, sınırlar koymayınca çocuk kendisini efendi ilan ediyor. Evin başköşesine tahtını kuruyor. Böyle yetişen gençler 30 yaşına varsalar da maalesef aile sorumluluklarını kaldıramayacak kadar özgür, bencil ve vurdumduymaz oluyorlar. Sorumluluğunu öğrenememiş, popüler kültürün özgürlük anlayışıyla zihni kirlenmiş gençler bekâr kaldıkça maalesef olgunlaşmayıp; zihinleri daha fazla kirleniyor. Özellikle de zihni en fazla bulandırılanlar genç kızlar oluyor.

Anneleri tarafından sorumluluk bilinci verilmeyen, iş yapmasına kıyılmayan, bir kere bile olsa kardeşinin mamasını yedirmemiş, altını değiştirmemiş, yemek yaptırılmamış, çamaşır serdirilmemiş bir kız çocuğu; yaşı ne olursa olsun bir türlü civciv rolünden çıkmayan tavuğa dönüyor. Bir türlü civciv rolü oynamayı bırakmıyor. Hâlbuki civciv, tavuk olmaya başladığını anlamalıdır. Evlatlarını koruma adına birçok hayvan fedakârlık yapar. En çok bilinenlerden bir tanesi de tavukların civcivlerini koruma mücadelesidir. Dünyanın en korkak hayvanları olarak bilinen tavuklar, birisi civcivlerine yaklaşınca aslan kesilirler. Fakat evlatları olan civcivlerini o kadar sevmelerine rağmen, biraz büyüyünce kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenmeleri için onları kanatlarıyla uzaklaştırmaya başlarlar. Çünkü anne tavuk bunu yapmasa civcivleri tavuk kadar olsa bile civciv gibi davranmayı bırakmaz ve olgunlaşmaz.

Günümüzde anneler kızlarını maalesef yeterince hayata hazırlamıyorlar. Onların yapmadığı yönlendirmeyi feministler ve sistem yapıp tabiatlarını bozuyor. Bu defa genç kızlar evlenince üzerlerine düşen sorumlulukları konusunda civciv gibi aciz davranırken; iş kocaya hürmet, hizmet, nezaket, saygı, tevazu ve itaat gibi meselelere gelip dayandığında özgürlükleri elden gidecek korkusuyla aslan kesiliyorlar. Anneleri tarafından doğru eğitilmeyen kızları sistem işte böyle dengesizleştiriyor.

Eskiden ilkokul çağlarına giden kızların ellerine anneleri çeyizlerine işlemeleri için dantel, oya gibi işler verirdi. Kızların yaptığı bu çeyiz hazırlığı bile onları aşama aşama olgunlaştırır ve evliliğe hazırlardı. Anneler şimdi çeyizleri ya hazır alıyor, ya da parayla bir başkasına işletiyor. Önceden annelerin en başyardımcıları ve yetişemedikleri işlerin tamamlayıcısı kendi kızlarıydı. Şimdilerde annelerini tamamlamayı öğrenemeyen, yardımlaşmayan kızlar; kocalarını da tamamlayamıyorlar. Aksine hatalarından dolayı küçümsüyorlar.

Allah Resulü (SAV) “Kadın ile erkek bir elmanın iki yarısı gibidirler” buyurmuştur. Bu hadiste bir tamamlayıcılık kavramı vardır. Doğru yönlendirilmediği için bireyselleşen, bencilleşen gençler evlenince kocasının eksiklerini tamamlamayı, hatalarını örtmeyi, ayıplarını ve kusurlarını görmezden gelmeyi prensip edinemiyorlar. Bu durumlar aile içi şiddete kapı açıyor. Kadınlar feministleştikçe, bireyselleştikçe, evin merkezine kendi zevklerini oturttukça maalesef dayak yiyorlar. (Tabi her kadın bundan dolayı dayak yemiyor. Ama aile sorunlarını dinlediğimizde genellikle ortaya çıkan sebepler bunlardır.)

Kendi çevremde yaptığım gözlemlerim neticesinde erken evlenen genç kızların (birçoğunun evliliğe hazırlanmamış olmalarını da hesaba katmakla beraber); eşlerine karşı daha uyumlu, daha tamamlayıcı, eksiklerini daha fazla giderici, bilmediklerini öğrenme açısından etraflarını daha fazla gözlemleyici olduklarını gördüm. Eşlerine daha fazla bağlandıklarını, birbirlerine bakarak büyüyüp, olgunlaştıklarını, daha fazla paylaşımcı olduklarını gördüm. Erken evlenen erkekler de; daha çabuk olgunlaşıp, sorumluluk sahibi oluyorlar. İnsanın ruhunda devamlı tatmin olmayı isteyen duygular vardır. Bu duygular tatmin olmayınca boşluğa düşen erkekler kumarın, içki ve kötü alışkanlıkların pençesine erken düşebiliyorlar. Erken evlilik gençleri boşluğa düşmekten koruyor. Üstelik devamlı tahrikten dolayı ruhunda oluşan baskının etkilerini kırıp, psikolojinin bozulmasını da engelliyor.

Ev yönetimini erken üstlenen erkeklerde sorumluluk ve kendine güven duygusu daha fazla gelişirken; kızlarda da kendilerine yaradılıştan verilen sığınma ve güven duyma özlemi giderilmiş oluyor.

25 yaş ve daha üzeri evlenen genç kızlara; zihinleri daha fazla kirletildiği için yöneticilik ruhu ve kalıplaşmış bir ferdiyetçilik hâkim olduğundan; uyum yerine “karşımdaki benim gibi tepkiler versin, benim gibi düşünsün, benim gördüğümü görsün, ben önüne ne indirirsem onu yesin, her şeyime razı gelsin, beni asla eleştirmesin, hiç hata yapmasın” düşünceleri hâkim oluyor. Geç evlenen erkeklerde de daha önce gönlünün düştüğü bir genç kız varsa eşini onunla kıyaslamalar, küçümseyip; kendisine karşı yetersiz görmeler oluyor. Ya da haramla devamlı karşılaştığından psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Üstelik sorumluluk hissiyatı da pek fazla gelişmiyor. Boşanmalar genellikle ileriki yaşlarda evlenenlerde daha sık görülüyor.

Yine 18 yaş altındakileri çocuk olarak görenlere sormak lazım; acaba şuuru, kalbi ve zihni kirletildiği için sevgili edinen, gayrı meşru ilişkilerde bulunmaya meyleden o gençler kendilerini çocuk olarak görüyorlar mı? Hatta zina yapanları çocuk olarak görmek tehlikeli değil midir? Üstelik Allah’ın yasakladıklarını hak olarak görmek ve verdiği hakları yasaklamak insana yapılan en büyük zulüm değil midir?

Aslında 18 yaş altı evlilikleri yasaklamaya çalışanların amacı da zaten nikâhı ortadan kaldırıp, zinayı meşrulaştırmaktır. Onun için; çeşitli filmler çekip, toplumun ekseriyeti kız çocuğunu 12, 13, 14 yaşında evlendiriyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışıyorlar.

Tanıdığım bir abla “Kadın Islah Evleri”nde bir süre görev yaptı. Orada gayrı meşru ilişki sonucu hamile kalınca ailesinden çekinip, evden kaçan, devlete sığınan, babası belki de belli olmayan çocuğu ile kalan genç kızlarla dolu. Şimdi bu hal mi daha iyidir. Yoksa nikâhla kurulan bir yuva ve o yuvanın içinde büyüyen çocuklar mı?

Üstelik “Islahevi”nde büyüyen babasız bir çocuğun hali ne olacak? Nikâh yadırgandıkça, gençlerin önü kapandıkça bu durumların önüne geçilebilecek mi?

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi – Mart 2014 (28. Sayı)