Bir pazar akşamı… Öyle bir gün geçirmiştim ki ve o günün bütün yorgunluğu üstümdeydi. Düşüncelere dalmıştım… Cevaplarını kendime dahi vermekten çekindiğim derin düşüncelere…
 

Karar verdim yazmaya, bir fon rehberliğinde. Bulunduğum ortam gayet sakindi, öyle ki saatin tik tak sesleri fona güzel bir ritim katıyordu. Ve ben… Başbaşaydım, önümde duran saman kağıdını andıran bir boş sayfa ve de kalemimin mürekkebi ile birlikte… Evet, kalem bir tablodaki fırça misali… Sayfaya her dokundurduğumda hüzünlü, ve bana göre anlamlı tablolar ortaya çıkarıyordu düşünce dünyamın köşelerinden. Devam ediyordum düşünce dünyamın hudutlarını tablolaştırmaya…
Bu insanlar… Neden, neden? Soruyordum kendi benliğimin ücra köşelerine. Bu insanlar, Kur’an ve Sünnet’ten berteraf bir halde nereden nereye gidiyordu? Öylesine düşmüşlerdi ki dünyanın içine, zevklerine, dünyanın derdine. Öylesine unutmuşlardı ki gerçek saadeti vereni, gerçek saadet yurdunu…
 

Bakıyordum kadın erkek demeden gençlere… Gördüklerim… Nasıl desem, hani derler ya içler acısı! Herhalde bunu kelimelerle ifade etmenin en anlamlı ve en kısa yolu bu olsa gerek: İçler acısı!
 

Kadınlar… dolaşıyorlardı gündüz gece demeden, helal haram, sevap günah demeden; şehvet tohumları şaçarak arza. Erkekler… O şehvet tohumları saçanların tohumlarını yeşertmek için su döküyorlar o tohumlara…
Şeytan toprak oluyor, nefisleri de gübre… Ne kadar çabuk yeşertebiliriz bu tohumları nidasıyla. Toplum güneş oluyordu haram bataklığında yeşeren tohumlara… Anne babaları ise, haram bataklığını kurutmak için toprak taşıyanları engellemekle meşgul oluyordu…
 

Görebildiklerim göremediklerimin kaçta kaçını oluşturuyor gerçekten merak ediyorum. Ama beni asıl düşündüren bu haram bataklığının nasıl kurutulması gerektiğidir. Kurutmak ama nasıl? Belki de Hz. İbrahim’in atılmak istendiği ateşi söndürmek için ağzıyla su taşıyan karınca misali… Toprak serperek bataklığa, gerekirse bataklığı kurutmak için olmalı bataklığa serpilen toprak. Ama nasıl ve ne zaman? Gelmedi mi bunun zamanı ve bizler daha neyi bekliyoruz?


Muhammed Yasir Çolak / Isparta – Yaş: 19