Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ buyurdu ki: Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de Bana yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim” (Buhârî, Rikâk, 38).
İnsanın Allah’a yakın olması, “kurbiyet” kavramıyla ifade edilir. Allah’a yakın kullar ise “mukarrabûn” olarak isimlendirilir. Bunlar, öncelikle sahâbenin Muhacir ve Ensâr’ı başta olmak üzere, imanlarını ihlâsla yaşayan kullardır. Çünkü Allah’a yakınlığın ilk basamağı, sağlam ve yakîn derecesine ulaşmış bir imandır. İman, yalnızca dilde kalan bir söz değil; kalbe yerleşen, insanın hâline, ahlâkına ve davranışlarına yansıyan bir teslimiyettir.
Hz. Ali (r.a.) bunu “İnsanların Allah’a en yakın olanı, imanı en güzel olanıdır” sözü ile dile getirir.
Allah’a yakınlığın merkezinde ise farz ibadetler vardır. Özellikle namaz, dinin direği ve kulun Rabbiyle en güçlü bağıdır. Nitekim Resûlullah (s.a.s.): “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde hâlidir” (Müslim, Salât, 215) buyurmuştur.
Kul, kıyamı, rükûu ve secdesiyle Allah’a manen yaklaşır. Oruçla nefsini terbiye eder, zekâtla malını ve kalbini arındırır, hac ve kurbanı ile mânevî bir dirilişe ulaşır. Mebrûr bir hac, kul hakkı hariç insanı annesinden doğduğu gün gibi tertemiz hâle getirir.
Farzların ardından gelen sünnet ve nafile ibadetler ise kulun Allah’a olan yakınlığını artırır. Seher vaktinde kılınan teheccüd namazı, kuşluk vaktindeki duha namazı, akşam sonrasındaki evvâbin namazı; insanın ruhunu Allah’a yaklaştıran manevi merdivenlerdir. Nafile oruçlar ve sadakalar da kalbi inceltir, merhameti kuvvetlendirir.
Allah’a yakın kulların vasıflarından biri de güzel ahlâktır. Çünkü ibadet, ahlâkla kemale erer. Ali Zeynelâbidîn’in şu sözü hakikati özetlemektedir: “Allah’a en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.”
Merhamet etmek, affetmek, sabretmek, doğru olmak, tevazu sahibi olmak ve insanlara karşı yumuşak davranmak; Allah’a yakın kulların alametleridir. Kibir insanı Allah’tan uzaklaştırırken, tevazu Allah’a yaklaştırır.
İmanın ve güzel ahlâkın bir gereği de hakkın yanında yer almaktır. Hz. Ali’nin “Kulların Allah’a en yakın olanı, aleyhine bile olsa hakkı söyleyen ve hoşuna gitmese bile hak ile amel edendir” sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Allah’a yakın kulların en büyük gayesi Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Bu sebeple Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah’ın sevdiğini severler. Dünyanın geçici menfaatleri değil, Rablerinin rızası onların asıl hedefidir.
Rivayet edildiğine göre Hz. Îsâ (a.s.) bedenleri zayıflamış üç kişiye hallerinin sebebini sormuş “Cehennem korkusu” cevabını alınca, “Korkan kimseyi Allah’ın güvene kavuşturması O’nun hakkıdır”; hâlleri daha da kötüleşmiş üç kişinin “Cennete olan özlem” cevabına karşılık “Allah’ın umduğunuzu size vermesi O’nun hakkıdır” buyurmuştur. Yüzleri nur gibi parlayan başka bir topluluğa uğrayınca onlar, “Biz Allah’ı seviyoruz” cevabını vermişlerdir. İşte Allah’a yakınlığın zirvesi budur: Allah’ı gerçekten sevmek ve O’nun sevgisini her şeyin üzerinde tutmak.
Dünya, insanı Allah’tan uzaklaştıran sayısız meşguliyetle doludur. Fakat kalbini Rabbine bağlayan kimse için her secde bir yükseliş, her dua bir yakınlık, her gözyaşı bir rahmet vesilesidir.
Mevlâ’m bizleri kendisine yakın olan, sevdiği ve razı olduğu kullarından eylesin. Âmin.