Allah görünmez ama; iblis her yerde görünüyor

Abone Ol

İslami şiarlar kamusal hayattan silinirken, iblis kamusal düzenin mimarı haline gelmiştir. Savaşlar “demokrasi” adına, sömürü “kürezel düzen” diye, ahlaksızlık “özgürlük” etiketiyle pazarlanır. Böylece iblis, görünmez varlık olmaktan çıkıp görünür bir sistem haline gelir.

Bugün dünyada en sistemli biçimde dışlanan hakikat İslam nizamıdır. En örgütlü biçimde hüküm süren ise iblistir. Üstelik bu artık metafizik bir iddia değil; siyasal, ekonomik ve kültürel bir gerçektir. İslami şiarlar “görünmez” denilerek hayattan, hukuktan ve kamusal alandan kovulurken; iblis görünmez olmaktan çıkmış, anayasalara, piyasalara, medya diline, siyasete ve uluslararası düzene yerleşmiştir. Bugün artık dünyada iblis saklanmıyor. Aksine takım elbise giyiyor, kürsüye çıkıyor, basın açıklaması yapıyor. Küresel düzenin merkezinde duran kurumlar, adalet üretmek yerine zulmü yönetiyor. En başta da insanlığa “barış” vaadiyle sunulan Birleşmiş Milletler geliyor. Kâğıt üzerinde insan haklarının bekçisi, pratikte ise zulmün noteridir.

BM, bugün mazlumun değil güçlünün hukukunu koruyan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Beş ülkenin veto yetkisi, milyarlarca insanın hayatını rehin almıştır. Bir coğrafyada çocuklar bombalar altında can verirken, BM Güvenlik Konseyi “toplanmayı” tartışır. Karar çıkmaz, kınama yapılır, dosya kapanır. Bu sessizlik masum bir bürokratik tıkanıklık değil; bilinçli bir ahlaki çöküştür. İşte bu yüzden BM, çağımızın kurumsallaşmış iblisidir. İblis bugün bir varlık olarak değil, bir sistem olarak karşımızdadır.

Bu sistemin üyeleri ise hakikati bildiği halde konuşmayan, gördüğü zulme rağmen susan “dilsiz şeytanlar”dır. Diplomatik nezaket, vicdanın yerini almıştır. İnsan hakları raporları, raflarda çürürken; silah anlaşmaları jet hızıyla imzalanır. BM salonlarında mazlumların adı anılır, ama çıkarların masasına asla dokunulmaz. İblis burada bağırmaz; usulca gülümser.

Küresel sermaye ise bu düzenin görünmez motorudur. Kan, petrol kadar akışkandır; yeter ki kâr dengeleri bozulmasın. Çok uluslu şirketler için bir savaş, yalnızca “risk analizi”dir. Bir ülkenin yıkımı, yeni bir “yeniden inşa pazarı”dır. Açlık, yoksulluk ve göç; bu sistem için birer insanlık ayıbı değil, yönetilebilir istatistiklerdir. Sermaye kazanırsa, insan kaybetmiş kimin umurunda?

Medya bu karanlık düzenin vaizidir. Kimin öleceğine, kimin görünmeyeceğine o karar verir. Aynı bombalar bir yerde “katliam”, başka bir yerde “meşru savunma” olur. Mazlumun çığlığı sansürlenir, zalimin dili “uzman görüşü” diye parlatılır. Böylece hakikat öldürülür, yalan normalleştirilir. İblis’in sesi artık haber bültenlerinde yankılanır.

Allah görünmezdir; ama adalet, merhamet ve hesap günü gerçektir. İblis ise bugün son derece görünürdür: BM binalarında, finans merkezlerinde, medya stüdyolarında. Asıl felaket, insanların Allah’a inanmayı bırakması değil; Allah’a inandığını söyleyip İblis’in düzenine razı olmasıdır. En acısı ise Müslüman toplumların bile bu düzene itiraz etmek yerine ona eklemlenmenin yollarını arıyor olmasıdır. Faiz “zaruret”, zulüm “jeopolitik gerçek”, ahlaksızlık “çağın ruhu” diye açıklanıyor. İblis artık insanları günaha çağırmıyor; günahı mantıklı gösteriyor. Direnişi değil, uyumu öğütlüyor. İsyanı değil, konforu kutsuyor.

Unutmayınız! Tarihte hiçbir zulüm sistemi, “meşruiyet” kalkanıyla sonsuza kadar ayakta kalmadı. İblis her yerde görünüyor olabilir; ama hesabın sahibi hala görünmeyen Allah’tır. Ve insan, bu iki hakikat arasında tarafsız kalamaz.

Gazze’ye selam, direnişe devam!