Milli Eğitim Akademi Merkezlerinde eğitim gören öğretmen adayları bugün yalnızca bir meslekî hazırlık sürecinden geçmiyor; aynı zamanda ağır ekonomik şartların, belirsiz idarî uygulamaların ve umutsuz istikbal kaygısının içinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Eğitim sisteminin ağır yükünü omuzlamaya hazırlanan taze eğitim neferleri, daha göreve başlamadan tükenmişlik hissiyle karşı karşıya bırakılıyor.
Akademideki birçok öğretmen adayı, aldığı ücretin barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını ifade etmektedir. Öğretmen adaylarına 2026 itibarıyla yaklaşık 32 bin TL civarında ödeme yapıldığı ifade ediliyor. Ancak barınma, yemek ve ulaşım giderleri düşüldüğünde birçok aday negatif aylıkla hayatın ıstırabını iliklerine kadar yaşamak zorunda kalıyor. Özellikle büyükşehirlerde kira fiyatlarının asgari hayat sınırlarını aşması, ulaşım ve yemek giderlerinin her geçen gün artması, akademi merkezlerindeki adayları ekonomik olarak ciddi bir çıkmaza sürüklemektedir. Devlet, geleceğin öğretmenini yetiştirirken onu geçim derdiyle baş başa bırakamaz. Öğretmen adayının zihni sınıfta, gönlü öğrencide olmalıdır; kira hesabında ve taksitli maişet endişesinde olmamalıdır.
Ekonomik sorunların yanında idarî süreçlerde yaşanan belirsizlikler de ciddi bir problem hâline gelmiştir. Akademi merkezlerinde görev tanımlarının net olmaması, uygulama farklılıkları, şeffaflıktan uzak değerlendirme mekanizmaları ve adayların karar süreçlerine dâhil edilmemesi ciddi huzursuzluk oluşturmaktadır. Bir ilde farklı, başka bir ilde farklı uygulamalar yapılması; liyakat yerine keyfî tutumların konuşulması eğitim sistemine olan güveni zedelemektedir. Derslere giren hocaların, aday öğretmenlere öğrenci muamelesinde bulunmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Eğitim gibi stratejik bir alanda “idare ederiz” anlayışı kabul edilemez. Aksine yöntem, plan ve program belirgin ve objektif olmalıdır.
Meslekî açıdan bakıldığında ise öğretmen adaylarının büyük bölümü teorik yoğunluk altında pratikten uzak bir süreç yaşamaktadır. Sınıf yönetimi, kriz çözümü, öğrenci psikolojisi, teknoloji kullanımı ve sahadaki gerçek problemler konusunda yeterli uygulama imkânı sunulmamaktadır. Oysa öğretmenlik sadece diploma işi değil; aynı zamanda sahayı tanıma, öğrenciye dokunma ve irfanla rehberlik etme mesleğidir. Genç öğretmen adaylarını ezberci seminerlere mahkûm etmek, eğitim sisteminin geleceğini zayıflatmaktır.
Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımızdır:
Öğretmen adayları bir “geçiş dönemi personeli” gibi değil, geleceğin eğitim ordusu ve eğitim öznesi olarak görülmelidir.
Bu nedenle;
-Akademi merkezlerindeki öğretmen adaylarına insanca hayati standartlarını karşılayacak ekonomik destek sağlanmalıdır.
-Barınma ve ulaşım konusunda devlet destekli özel düzenlemeler yapılmalıdır.
-Tüm akademi merkezlerinde standart ve şeffaf idarî uygulamalar hayata geçirilmelidir.
-Değerlendirme süreçleri objektif kriterlere bağlanmalı, adayların itiraz mekanizmaları güçlendirilmelidir.
-Eğitim süreci teorik yükten çıkarılarak sahaya dayalı uygulamalı modele dönüştürülmelidir.
-Öğretmen adayları psikolojik ve sosyal açıdan desteklenerek rehberlik mekanizmaları kurulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki öğretmeni değersizleştiren bir sistem, geleceğini zayıflatır. Çünkü öğretmen sadece ders anlatan kişi değildir; bir milletin hafızasını, ahlakını ve istikbalini inşa eden temel unsurdur. Eğer bugün öğretmen adayları ekonomik sıkıntılarla, idarî karmaşalarla ve meslekî belirsizliklerle baş başa bırakılırsa yarının sınıflarında güçlü nesiller yetiştirmek mümkün olmayacaktır.
Bir ülkenin gerçek kalkınması betonla değil, yetişmiş insanla olur. Yetişmiş insan ise ancak değer verilen öğretmenlerin elinde yetişir.
Gökyüzüne öğrenci, yeryüzüne öğretmen yetiştirme umudu ve temennisiyle…