İki grubun da görüşlerinde haklı olduğu noktalar olduğu gibi eleştirilecek noktalar da vardır. Bu görüşlerle ilgili değerlendirmelerin gerçeğe uygun ve tutarlı olması için bazı genel prensiplerin belirlenmesi önemli ve gereklidir.
İlk cevabı verenler grubunda olanların dile getirdikleri, her toplumsal yapının dinamik bir bütün olduğu yaklaşımı doğrudur. Toplumsal yapıların dinamizmini belirleyen temel faktörlerin başında ise, yapıların karşılıklı etkileşimi gelmektedir. Yapılar arasında etkileşimi sağlayan ve etkileşimdeki iki yapının da değişimlerini hızlandıran birçok faktör vardır. Günümüzde bu faktörlerin başında, iletişim ve ulaşım alanında meydana gelen gelişmelere bağlı olarak üretilen sosyal medya içerikleri ile yaşanan göçler ve sayıları artan göçmenler gelmektedir. Yaşadığımız küresel çağda, bu faktörlerin toplumsal yapıların değişim hızına etkisi açık bir şekilde gözlenmektedir.
Günümüzde toplumsal değişimi hızlandıran faktörler, zeitgeisti (zamanın ruhunu) belirlemektedir. Alman filolog Klotz’a göre zamanın ruhunu, belirli bir çağa mahsus olanı anlamayı sağlayacak zaman aşırı ölçütler ve kavramsal araçlardır. Filozof Herder ise, zamanın ruhunu, belirli bir zamana mahsus olan, eski zamanların tecrübelerinden süzülüp gelen, zamanın mahiyetini tayin eden ve insana-topluma gelecek zamanlar için yol gösteren manevî güçtür.
Tanıl Bora’ya göre zamanın ruhunun Türkçesi, belki de devrandır. O, zamanın ruhu kavramıyla bir döneme hâkim olan zihniyet, düşünme ve hissetme tarzını anlar. Kolektif şuura ve şuur dışına kadar yayılabilen bir ruhsal iklim...
Zamanın ruhu yani devran, sabit olmayan, hareket halinde olandır. Hareketin yönü ve amacı elbette önemli, ancak devran ile asıl belirtilmek istenen hareket, değişim, dönüşümdür. İçinde bulunduğu devranda umduğunu bulamayanlar sık sık “Gün gelir devran döner” sözünü söyleyerek umutlarını canlı tutarlar. Değişimin ne getireceğinden emin olunmaması gerektiğini hatırlatanlar da vardır. Onlara göre ise,
Gâh olur devran bize mihr ü vefâlar gösterür
Gâh döner her lûtfuna yüz bin cefâlar gösterür.”
İlk cevabı verenlerin ailede yaşanan değişimle ilgili görüşleri zamanın ruhu yaklaşımı ile açıklanabilir. İkinci cevabı verenler ise, zamanın ruhunun getirdiklerinden memnun olmayanlardır. Bunlar, değişime ve yeniliklere kuşkuyla bakarlar; değişmekte olanın, yeni olanın değil de geçmişte var olanın özlemini çekerler ve olanın korunması gerektiğini büyük bir heyecanla savunurlar. Bunlar, zamanın ruhuna kafa tutan, ters bakanlardır. Ancak bu yöndeki itirazlara rağmen insan tarihi ile yaşıt olan toplumsal değişim, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren olağanüstü bir hız, derinlik ve kapsam kazanmıştır.
Smith’e göre, çağdaş değişmeler etkilidir, yoğundur, hızlıdır ve süreklidir, fakat aynı zamanda çeşitlilik gösterir ve görünüşte önceden belirlenemez. Toplumun her düzeyinde ortaya çıkar, hız ve kapsamda çeşitlilik gösterir, hem niceliksel hem de niteliksel olarak sınıflandırılabilir. Bunun ötesinde değişmeler küreseldir. Çağdaş değişmeyi önceki örneklerden farklı kılan işte budur. … Çağdaş değişme derinlemesine ve uzamsal olarak etki yarattı. İnsanın çevresi ve arkadaşlarıyla ilişkileri her nesille birlikte başkalaşır. Eğilimler, adet ve gelenekler, inanç ve deneyimler, bu başkalaşmaları toplumsal yapıda yansıtıyormuşçasına birbirlerini izlemişlerdir. İletişimde, eğitimde, üretim ve tüketim alışkanlıklarında, savaşta, hak-hukukta, sanatta, yönetimde, aile yaşamında, vergilendirmede, boş zaman değerlendirmesinde, giyside, bireysel davranışta, diğer bir deyişle her alanda her nesille artan ve atalarının omuzlarında yükselerek ağırlıklarını yaygınlaştıran yenilikler ve değişimler görmekteyiz.
Bu genel açıklamalardan sonra, başlıktaki soruya verilen cevaplar için şunu söyleyebiliriz:
İlk cevabı verenler için, ailedeki değişim, zamanın ruhuna uygun olarak gerçekleşmektedir. Bunlara göre, aileye olması gerekenlerin dışında bir şey olmadı ve ailede olanlar için endişe etmeye gerek yoktur.
İkinci cevabı verenlere göre ise, Türkiye’de aile kurumunun yaşadığı değişim doğal mecrasında, kendi seyri içinde gerçekleşmiş bir değişim değildir. Ailenin yaşadığı değişimin hızına ve değişim seyrine müdahale edilmiştir. Bundan dolayı, bugün ailede yaşanan “toplumsal değişim” değil, “kuşaklar arası kopuştur.” Bu kopuş, ailedeki olumsuz gelişmelerin ve çatışmaların en temel nedenlerinden biridir.
Bir soruyla yazıya başladık, ikinci cevapla akla gelen başka bir soru ile bitirelim:
Türkiye’de, aile kurumunun değişim hız ve seyrine, kim/ler, nasıl ve neden müdahale etti?