Tüm kötülüklerin anası olan zina suç sayılmalıdır.
Evet, yuvaları dağıtan, anaları ağlatan, çocukları yetim, kadınları kimsesiz ve çaresiz bırakan zina illeti suç sayılmalıdır. Aileyi zayıflatan, sosyal çürümeye yol açan, toplumun kökünü kurutan zina suç sayılmalıdır.
Dolayısıyla aileyi korumayan bir hukuk, toplumu koruyamaz.
Zira zina, elindeki helalle yetinmeyip, harama teşvik ettiği için, böyle vahim sonuçlar doğuruyor.
İstatistiklere göre boşanmaların büyük bir kısmının en büyük sebebi yine zinadır.
Zina, aile ve toplum yapısına yerleştirilmiş tahrip gücü nesiller boyu süren büyük bir dinamittir. Zina, toplum ve aile köklerini kurutan zehirdir. Dolayısıyla bu zehrin panzehiri hükmünde olan hukuksal, caydırıcı cezai müeyyideler uygulanması gerekir.
Aksi takdirde şu zina illeti toplumu ve elimizde kalan son kale aileyi de zamanla bitirir.
Bitirmekle kalmaz, bir zaman sonra toplumun tamamı zanilerin elinde kalır, işte o zaman bu toplumun halini varın siz düşünün.
Ayrıca zina boşanma davalarında hukuken suç sayılırken, ceza hukuku bakımından suç sayılmaması sizce de büyük bir çelişki değil mi?
Bazen bir toplum, en büyük yarayı gürültüyle değil; sessizlikle alır. Kapalı kapılar ardında yaşananlar, bir gün bir çocuğun gözlerinde, bir annenin suskunluğunda, bir evin dağılmış eşyalarında karşımıza çıkar. Zina tam da böyledir. Sessiz başlar ama yankısı uzun sürer.
Son günlerde “zina suç sayılmalı mı?” sorusu yeniden gündemde. Tartışma çoğu zaman sloganlara sıkışıyor. Oysa mesele ne ideolojik ne de soyut. Mesele, bir evin ayakta kalıp kalamayacağıdır.
Zina çoğu zaman “iki yetişkin arasındaki özel bir tercih” olarak anlatılır. Ama gerçekte bu tercih, iki kişide kalmaz. Bir çocuk annesinin ağlayışına uyanır, bir baba evine yabancılaşır, bir kadın hayata küser. İşte o an, zina bireysel olmaktan çıkar; toplumsal bir yaraya dönüşür.
Kur’an-ı Kerim bu yüzden sadece fiili değil, ona giden yolu da yasaklar:
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ, 17/32)
Bu uyarı, insanı küçültmek için değil; onu korumak içindir. Çünkü zina, kalbi parçalayan bir ihanettir. Resûlullah ﷺ bu gerçeği şu sözlerle dile getirir:
“Kul zina ettiği sırada imanını zedeler.” (Buhârî, Müslim)
En Sessiz Mağdurlar
Aile mahkemelerinin koridorlarında dolaşan herkes bilir: Zinanın en ağır yükünü taşıyanlar çoğu zaman konuşmayanlardır. Çocuklar…
Bir dosyada yazmayan, ama her satırın arasında hissedilen bir acı vardır. O acı, güveni yıkılmış bir çocuğun kalbinde taşınır.
Hz. Ömer’in (r.a.) asırlar önce söylediği söz bugün hâlâ capcanlıdır:
“Bir toplumda zina yayılırsa, orada bela gizli kalmaz.”
Hukukun Sustuğu Yerde Vicdan Konuşur
Bugün hukuk, zinayı boşanma davalarında “kusur” sayıyor. Yani aileyi yıktığını kabul ediyor. Ama aynı hukuk, ceza kısmında susuyor. İşte burada insanın aklına şu soru geliyor:
Aileyi yıkan bir davranış, toplumu ilgilendirmez mi?
HÜDA PAR’ın gündeme taşıdığı “zina suç sayılmalıdır” çağrısı, bir dayatma değil; bu sessiz çelişkiye tutulmuş bir aynadır. Amaç cezalandırmak değil; daha fazla yuvanın yıkılmasını önlemektir.
Caydırıcılık, intikam değildir. Caydırıcılık, “dur” diyebilmektir. Bir adım atılmadan önce insanı düşünmeye sevk etmektir. Hukuk, bazen sadece kanun değildir; toplumun vicdanıdır.
Bugün “özgürlük” diyerek geçiştirilen her ihanet, yarın telafisi mümkün olmayan yaralar açar. Aile çökerse, toplum ayakta kalamaz. Çünkü toplum, bir araya gelmiş ailelerden başka bir şey değildir.
Bu yüzden mesele sadece bir yasa meselesi değil; insanı, çocuğu ve yarını koruma meselesidir.
Ve belki de en doğru soru şudur:
Bir çocuğun dağılmış bir evde büyümesini önlemek, özgürlüğe müdahale midir; yoksa insanlığa sahip çıkmak mı?