İnsanoğlu imtihan dünyasının zorlu vadilerini aşmaya çalışırken hasbelkader, ayağının taşa takılıp düştüğü zamanlar olur. Dünya, bir Mevlevi misali kendi ekseni etrafında saatte yaklaşık 1.670 km hızla, güneşin yörüngesinde ise saatte ortalama 107.000 km gibi çok daha yüksek bir hızla yol alıp menziline varmaya çalışmaktadır. Bu seferde Dünyayı sırtına alıp dert ve gaye edinenler, dünya ağırlığınca yükleriyle sürüne kaldılar bu handa ve yolda…
Bir değirmendir bu dünya… Gün geçtikçe ve zaman aktıkça un ufak ediyor insanı. Alçalmış, binilmiş, üzerinde canlı/hayat emareleri olan bu gezegen üzerindeki yolculuğumuzun neticelenmesi an meselesi. Sonuçta insanoğlu haris ve bencil yaratılmıştır. Daha cebimizdeki parayı nasıl tüketeceğimizin hesabını hesap gününün sahibine vermeden bir de bakmışsınız ki ömür sermayenizi tüketivermişiz. Rahmetli Cahit Zarifoğlu ne güzel söylemiş; Ey dost! Şu hayatta sana verilen her türlü mal, mülk, güç veya sağlığın geçicidir. Zengin iken yoksul düşebilir; sağlık içindeyken de hastalanabilirsin ancak gücünü, yüceliğini ve kudretini yitirmeyen tek varlık, âlemlerin rabbinin Allah olduğunu unutmamalısın. Netice itibarıyla bu yolda insanın ayağının takılıp düşmesi muhaldir. Atalarımız, bilgeliklerine dayanarak: sözüyle taşı tam da gediğine koymuşlardır.
İnsanın zihnini kemiren ve ruhunu daraltan dünyevileşme hastalığından şifa bulup ruhen ve kalben itminan bulmak isteyen aile reislerinin her birinin, Resulullah(s. a. v)’ın sıradaki manevi reçetesini uygulamalarında fayda vardır: buyurdular. Harcamalarında elini boynuna bağlı olarak asma ya da büsbütün açıp savurma. Mülkün gerçek sahibinin Allah olduğu, haliyle tasarruf yetkisinin de O’na ait olduğu bilinciyle hareket et ki ayağı kayıp gidenler arasına karışmayasın.
Ey aile reisleri! Ailenin huzur atmosferini bozan tartışma, kavga, şiddet ve benzeri olumsuzluklardan aileyi uzak tutmak istiyorsanız israf etmeyiniz, tam aksine iktisat edip iktifa ediniz ki rızkınız bollaşsın. Rabbinizin Rezzak olduğunu unutmayınız. Kaldı ki rızık iktidar ile değil, iktifa iledir. Allah(cc.)’ın sana bahşettiği sonsuz nimetlerine teşekkür etmesini bilmezsen üzerindeki nimeti alır nikmete (yokluğa) çevirir. Hem nankörlük etmeyin; var gününüzde Rabbim deyin ki O, dar gününüzde size kulum desin!
Evet, sözün dönemecine geldik. Allah bizler için sayısız nimetler yaratmıştır; bunları saymakla bitiremezsiniz. Allah herkesin rızkını verir. Ancak şu bir gerçektir ki, insanın sınırsız ihtirasları ve arzuları vardır. İhtiyaçlar-arzu ve istekler sınırsızdır. Buna karşılık yeryüzünde yeraltı ve yer üstü servetleri ihtiyaçlara kıyasla göreceli olarak sınırlıdır. Bizim ihtiyaç ve arzularımızı karşılayacak kadar bol miktarda üretilmiş mal bulunmaz. Dolayısıyla insanlar seçimlerini iktisadî ve ahlaki kurallara uygun olarak yapmaya mecburdurlar. Bu nedenle tüketimde, ölçülere uygun davranış sergilemeli, helal-haram ölçüsü, zaruret derecesine göre ihtiyaçların sıralanması ve her kademede israftan kaçınılması zorunluluğu vardır.
İslâm’da bir yandan tüketimde yapılacak aşırı sınırlamalar kınanırken, diğer yandan haksız veya “göze batan” tüketim eleştirilir. Bu nedenle, Müslüman aile reisinin, parasını harcarken dikkate almak zorunda olduğu şey, sadece kendi kesesi değil, aksine bir bütün olarak toplumun kesesidir de. Çünkü her ne kadar gelir artsa da tüketim alanları Allah’ın emir ve yasaklarıyla tanzim edilmiştir. Meşru alanların dışında tüketim yasaklandığı gibi, meşru alanlarda da “israf etmeme” prensibi konulmuştur. Oysa Allah(c. c) israfın haram olduğunu ve israf edenlerin de şeytanların kardeşi olduğu hakikatini Kur'an'da bildirmiştir.