Aile Reisinin Çocuğuna Namaz Sevgisini Aşılaması

Abone Ol

İslam bir bütündür, parçalanamaz. Namaz bu bütünün içerisinde özel bir konuma sahiptir. Namazın tüm hayatı ve ibadetleri kapsayıcı bir yönü vardır. Namaz, vücuttaki baş gibidir. Başsız vücudun ayakta dolaşması ne kadar anlamsız ise, namazsız dinin ayakta durması da o kadar anlamsız olur. Namaz dini ayakta tutan bir kolon hükmündedir. Bir yapının ağırlığını taşıyan kolon yıkılırsa hayat binamız yıkılır, hayat binamız yıkılınca da küfür enkaz ve moloz yığını altında can çekişiriz.

İbadetin muayyen bir vakti yoktur, ancak farz namazların muayyen vakitlerde kılınmasını Allah Rasulü'nden öğreniyoruz. Allah(c.c)'ın namaz gibi belli ibadetleri farz kılması ise, diğer ibadetlere hazırlık ve onları kontrol içindir. Allah Resulü(s. a. v), Allah'a kulluk noktasında insanların en önde geleniydi. Onun hayatında zikirle kulluk aynı manadaydı. Ümmetine olan her emri ve nehyi Onun Allah'ı tesbih etmesinin nişanesiydi. Sükûtu ve sessizliği dahi zikirdi. Alıp verdiği her nefeste, otururken, yatarken, yürürken, savaşırken verdiği her solukta Allah vardır.

Efendimiz(s. a. v) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Kıyamet gününde kulun ilk sorguya çekileceği amel namazdır. Şayet namazın hesabı doğru çıkarsa diğer hesaplarını Allah tamamlayacaktır. Şayet eksik olursa diğer hesapları da eksik kalacaktır" Kur'an’da birçok ayette tevhidle birlikte namazın emredilmesi bir tesadüf değildir. Namaz, müminler için küfürden imana geçişin ilk ameli tatbikatıdır. Yani bir geçiştir, bir devrim gerçekleştirmedir. Hz. Peygamber (s. a. v)'in, "Müslüman ol kurtul" çağrısını takip eden ilk işin namaz olması bir hikmete mebnidir.

"İman eden kullarıma söyle, namazı gereği gibi yerine getirsinler..." (İbrahim Suresi: 31)

Resulullah(s. a. v) Medine'ye Müslüman olmak için gelen heyetlere Medine'de bir müddet kalmalarını, İslam'ın esası namazı ve Kur'an'ı öğrenmelerini isterdi. Memleketlerine dönmelerine bundan sonra izin verirdi.

Namaz, tevhid akidesinin vazgeçilmez rükünlerindendir. Namaza katılım hem dilimizle hem kalbimizle hem de bedenimizle olmaktadır. Rükûu, secdesi, kıyamı, kırâatı ve bahusus, manasıyla eda edilen bir namaz, kulluk hayatımızı düzenleyen, Rabbimizle olan ilişkilerimizi kontrol eden ve O’nunla rabıta kurmamıza vesile olan azim bir ibadettir. Daha İslam'ın ilk günlerinde, davetin başlangıcında Mekke'de farz kılınan namaz, İslami farzların birincisi olmuştur.

Allah, toplumun ıslahı ve toplum düzeninin emniyeti için bize bir yol gösteriyor. Bu yol, ilk unsur olan Müslüman aile reisinden başlıyor. Aile reisinin ilk önce kendini, sonra da ikinci unsur olan aile bireylerini ve akrabalarını ıslah etmesi gerekir. Çünkü işin merkezinde aile reisi vardır. Aile reisi iyi bir rol model olmayı başarıp kendisini ıslah ettiği zaman ilişkili olduğu aile efradının ıslahı daha kolay olur.

Kur’an’da: "Ailene namazı emret" buyruğu, varlık binasındaki ilk unsurun düzgün olması içindir. Varlık binasındaki ilk unsur olan aile reisi, düzgün olur ve aile bireylerinin her birine namazı emrederse, haliyle varlık binasındaki her bir ferdin hali de düzgün olur. Bu meyanda namazın uykudan daha hayırlı bir amel olduğu hakikatini çocuklarımıza anımsatarak onları sabah namazına uyandırmamak gibi bir gaflete düşmeyelim. Bu gibi vakitlerde uyumak beden için bir rahatlık olsa da sonuçta namazı ikame etmek daha faziletli ve üstün bir harekettir.

Müslüman’ın Allah'ın huzurunda kıyama durması, rükûa varması ve secdeye gitmesi manevi bir ahenk ve harmoni oluşturmaktadır. İçinde müdavemet, muhafaza ve tadil-i erkanı barındıran bir namaz, hırsızlarca çalınmamış bir namazdır; böylesi bir namaz, müminin miracı kılınmıştır. Allah’tan yardım dilemenin bir yolu olan namaz, insana manevi güç bahşeder. Hülasa, kulluk vazifemizin muhafızı ve imanımızın sigortası olan namaz, müminin gönlüne huzur, itminan ve hoşnutluk verir.