AİLE REİSİ İSRAF EDEN DEĞİL İKTİSAT EDENDİR

Abone Ol

İslâm nizamı sosyal ve iktisadi dengeleri sağlamak için infakı emrederken israfı da yasaklar. Rabbimiz, helal sınırları içerisinde yiyip içmeye müsaade etmekte, israfa kaçan gösteriş amaçlı tüketimde bulunmaya ise müsaade etmemektedir. Çünkü israf hem kişilerin hem de toplumun sağlıklı gelişmesine engel olmaktadır. Hayat rehberimiz Kur’an tüketimde dengenin esaslarını ortaya koymuştur:

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür” (İsra:26. ve 27. ayet)

Bir Müslüman’ın parasını gerçek ihtiyaçlarından olmayan, faydasız yerlere, yani gösteriş, lüks, günah fiiller ve buna benzer yerlere harcaması, Allah'ın insanlara bahşettiği nimetlere karşı nankörlüktür. Ayet-i Kerime’de bu tür yerlere para harcayanlar şeytanın kardeşleri olarak addedilmişlerdir.

Burada İlahi mesajın vurgusu salt bireye yapılan ahlâkî tavsiye ve emirden ibaret değildir. Vurgu daha çok, İslâm toplumunu ahlâkî eğitim, sosyal baskı ve hukukî sınırlamalarla savurganlıktan korumaya yöneliktir. İslâm Devleti, toplumu savurganlıktan korumak için bazı önlemler alma hakkına sahiptir:

Birincisi, savurganlık ve lüksün birçok çeşidi kanunen yasaktır; yani haramdır.

İkincisi, bunlara karşı hukukî önlemler alabilir.

Üçüncüsü, israfı içeren gelenekleri ortadan kaldırıcı sosyal düzenlemeler yapabilir.

Her şeyin ötesinde devletin, bireylerin yaptıkları israfı engelleme hakkı vardır. İnsanların savurganlıkla cimriliği, cömertlikle hasisliği birbirinden ayırmasını sağlayan bir toplumsal sağduyu seferliğine öncülük edebilir. Geçmişte olduğu gibi bugün de cimri ve savurgan insanların aşağı görüldüğü, cömert insanların ise her yerde saygı gördüğü hakikatini unutmamak gerekir.

Aile Reisinin harcamaları ne gelirinden çok fazla olmalı ne de zenginliklerinin çok altında kalmalıdır. Harcamalarında vasati yani orta bir yol tutmalıdır. Böylece ne servet dolaşımı engellenmiş ne de ekonomik kaynaklar israf edilmiş olur. İdeal bir İslam toplumunda başkalarıyla ilgilenme, diğer insanları kendi nefsine tercih etme, dul, yetim ve hastalara bakma, misafirlere ikram etme ve her türlü sıkıntı anlarında karşılıklı dayanışma bir erdem olarak kabul edilir ve bunlar birer davranış normudur. Ekonomik olarak da Müslüman aile reisi, aile efradı için fedakârlık yapacak şekilde davranmalıdır.

Bu bakımdan maddi imkânları artan ve zenginleşen bir Müslüman, dilediği ve istediği kadar sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Zenginliğinin sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir ve bu sebeple, ona bu zenginliği veren Allah’a karşı, servetini Onun emrettiği biçimde kullanır, sosyal sorumluluklarını yerine getirir, asla gösteriş ve israfa yönelmez. Harcamalarında yalnızca kendi mutluluğunu değil, aile efradı ve başkalarının mutluluğunu da hesaba katar, ona göre hareket eder. Diğer bir ifadeyle kişi mutluluğu sadece kendi tüketiminde değil, aynı zamanda fakir, yoksul ve yetimlerin de ihtiyaçlarını karşılamak için helalinden kazanıp harcamada olduğunu bilir ve ona göre hareket eder.

Efendimiz Muhammed (a.s) buyurdular: "İki haslet vardır ki bir müminde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk. Ademoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemesi gerekli ise, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırsın.”