ABD, Orta Doğu’daki askeri varlığını, uçak gemisi USS Gerald R. Ford liderliğindeki bir taarruz grubunu bölgeye gönderdiğini açıklayarak güçlendirdi. Söz konusu grup, halihazırda bölgede bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisine katılacak. Bu adım, Washington’ın devam eden müzakereler sırasında İran üzerinde baskıyı artırma stratejisinin bir parçası mı olduğu yoksa olası bir askeri harekatın hazırlığı mı olduğu yönünde geniş tartışmalara yol açtı.
USS Gerald R. Ford’a verilen yeni talimatlar, Başkan Donald Trump’ın İran liderlerine karşı yürüttüğü yenilenmiş baskı kampanyası çerçevesinde değerlendiriliyor. Uçak gemisinin yılın başlarında Venezuela’ya yönelik operasyona da katıldı.
USS Gerald R. Ford, 2023 yılında hizmete girişinden sonraki ilk muharip konuşlandırmasını, Hamas ile israil arasında savaşın patlak vermesi üzerine gerçekleştirmişti. Geminin görev süresi iki aydan fazla uzatılmış ve Doğu Akdeniz’e yönlendirilmişti. Bu hamle, o dönemde doğrudan askeri destek ve çatışmanın bölgesel ölçekte genişlemesini önlemeye yönelik stratejik caydırıcılık mesajı olarak yorumlanmıştı.
USS Gerald R. Ford’un konuşlandırılması yalnızca güç gösterisi değil, operasyonel anlamda daha ileri seçeneklere hazırlık sinyali taşıyor. Mevcut baskı politikaları siyasi sonuç vermezse İran’a yönelik bir askeri saldırı ihtimali gündeme gelebilir.
ABD’li yetkililer, ikinci uçak gemisi ve beraberindeki taarruz grubunun Nisan sonu ya da Mayıs başına kadar Orta Doğu’da kalmasının planlandığını ifade etti. Bu konuşlandırma, İran’la gerilime bağlı askeri ya da siyasi gelişmelere karşı önlem olarak değerlendiriliyor.
USS Gerald R. Ford, tarihte inşa edilen en büyük savaş gemisi olarak biliniyor. Gemide gemisavar füzeler, RIM hava savunma sistemleri ve üç adet MK-15 Phalanx yakın savunma sistemi bulunuyor.
Trump, yaklaşık bir ay içinde anlaşmaya varılabileceği konusunda iyimser olduğunu dile getirerek İran’ın hızlı hareket etmesi gerektiğini, aksi halde sonuçların “acı verici” olacağını söyledi. Daha önce herhangi bir anlaşmanın balistik füze programı ve bölgesel nüfuz başlıklarını da içermesi gerektiğini savunan Trump, son dönemde yalnızca nükleer programı kapsayan bir anlaşmanın da yeterli olabileceğine işaret etti.
Buna karşın Pentagon, Orta Doğu’daki askeri varlığını kapsamlı bir deniz ve hava yığınağıyla güçlendiriyor. Bu kapsamda iki uçak gemisi, İran balistik füzelerini düşürebilecek kapasitede güdümlü füze sistemlerine sahip 8 destroyer, kara konuşlu hava savunma sistemleri ve İran içindeki hedeflere Tomahawk füzesi fırlatabilen denizaltılar bölgede konuşlandırılıyor. üst düzey ABD’li güvenlik yetkilileri, olası bir hamle öncesinde Pentagon’un kabiliyetlerinin tam olarak hazır hale getirilmesi tavsiyesinde bulundu.
ABD Savunma Bakanlığı’nın eski Orta Doğu’dan sorumlu yardımcı bakan yardımcısı Mike Mulroy, ikinci uçak gemisinin gönderilmesinin İran’a yönelik “yakın olabilecek” askeri saldırı ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Mulroy, “İkinci uçak gemisinin ve üzerindeki saldırı sistemlerinin bölgedeki büyük askeri yığınağa eklenmesi, Washington’ın Tahran’a yönelik olası askeri saldırılara hazırlandığını gösteriyor” dedi.
Daha önce CIA’de görev yapan Mulroy, bu süreci değiştirebilecek tek gelişmenin, ABD’nin ilk Trump döneminde çekildiği anlaşmadan daha iyi olarak kabul edebileceği yeni bir nükleer anlaşmada somut ilerleme sağlanması olduğunu belirtti.
Anlaşmanın İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlerine desteğini kapsayıp kapsamayacağının hala belirsiz olduğunu vurgulayan Mulroy, müzakerelerin doğası gereği taviz gerektirdiğini, asıl sorunun tarafların buna hazır olup olmadığı olduğunu söyledi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın eski komutanı General Joseph Votel ise, “Savunma açısından öncelikle kendi savunma hatlarımızın sağlam olduğundan emin olmalıyız. Böylece Amerikan çıkarlarına ya da ortaklarımıza yönelik kaçınılmaz bir misillemeye karşı hazır oluruz” ifadelerini kullandı.
Washington Nasıl Düşünüyor?
Uluslararası Kriz Grubu’nun ABD programı direktörü Michael Hanna da yaptığı değerlendirmede, henüz askeri güç kullanımına ilişkin kesin bir karar alınmadığını, ancak daha geniş bir kampanyayı destekleyecek hazırlıkların sürdüğünü belirtti. Hanna, “Trump daha önce güç kullanmayı düşündüğünde bu askeri varlıklar mevcut değildi ve askeri liderler ile bölgesel ortaklar o dönemde operasyona karşı tavsiye vermişti. Ancak şu an durum farklı” dedi.
Hanna, askeri varlık artışının İran’a açık bir mesaj olduğunu ve bunun Trump yönetiminin Tahran’a karşı yürüttüğü zorlayıcı diplomasi stratejisinin parçası sayılabileceğini ifade etti. Bununla birlikte Trump’ın henüz savaş yönünde kesin bir karar almış görünmediğini, anlaşma arzusunun sürdüğünü ancak taraflar arasındaki ciddi görüş ayrılıklarının devam ettiğini söyledi.
Hanna’ya göre, anlaşma sağlanamaması halinde savaş riski “son derece gerçek” olmaya devam ediyor.