ABD’nin ipiyle kuyuya inenler

Abone Ol

“Şeytan da insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır.” (Furkan 29)

1959’da Fidel Castro önderliğinde devrim gerçekleşince, ABD, güya kendine sığınmış Kübalılardan oluşan birlikler kurdu, CIA tarafından eğitilen 1400 savaşçı meşhur “Domuzlar Körfezi Çıkarması”yla Küba’ya harekat düzenledi. ABD de sözde savaş uçaklarıyla destek olacaktı. Ama son dakikada desteğini iptal etti ve hepsini sattı.

1970’lerin başında Sovyetler Birliği ile yakınlaşan Irak’ın Baas yönetimine karşı, o dönem, ABD’nin sıkı müttefiği konumundaki Şahlık rejiminin desteğine kanıp da silahlanan fakat sonunda İran-Irak arasındaki anlaşmayla ortada bırakılanlar da hafızalarda taze. ABD belgelerinde bu dönem, orada Arap olmayan unsurların Irak’ı zayıflatmak için “leverage / baskı aracı” olarak kullanılması diye geçer.

Yine Washington yönetimine tam bağlı olduğu halde 79’daki İslam devriminde o çok güvendiği ABD’nin zerre kadar umursamadığı Şah Muhammed Rıza Pehlevi de başka bir figürdür.

Sonuna kadar güvendikleri ABD, 1975 yılında kendilerini yüzüstü bırakıp gittiğinde, yaklaşık iki milyon Güney Vietnam’lı ülkeyi terk etmeye çalışmış, onbinlercesi denizde boğulmuştu. Politika aynıydı: “Proxy abandonment.” Yani vekil güçlerin, çıkar bitince terk edilmesi..

Ve aynı manzara 2020 yılında Afganistan’da yaşanmış, ABD için çalışan binlerce Afganlı, büyük bir umutla havaalanına doluştukları halde efendileri, uçaklara asılmalarını bile görmezden gelmişlerdi.

Filipinler’de başa getirilen Ferdinand Marcos da, ABD’nin sürekli yanında olacağından son derece emindi. Ta ki, halk, 1986’da kendisini devirene kadar. O güne kadar her türlü desteği veren ABD’den imdat istemesi tabi ki boşunaydı.

1989 yılında Panama’da, ABD’nin başta sıkı dostu ve müttefiki olan Manuel Noriega da sonrasında, uyuşturucu gibi bugün de devreye konulan tanıdık bir ithamla yakalanıp ABD’de yargılandı ve hapsedildi.

ABD’yi kurtarıcı görüp de sonunda hayal kırıklığı yaşayanlarla ilgili daha onlarca örnek verilebilir.

Aslında 2019’da da YPG (SDG), o dönemde yine başkan olan Trump tarafından, büyük ölçüde terk edilmiş ve Rusya ile Soçi’de anlaşan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde operasyonlara başlamıştı.

Peki bugün “bizi neden ortalıkta bırakıyorsunuz” diyerek ABD’ye sitem edenler, ağlayıp sızlayanlar bütün bunları bildikleri halde, neden başka bir tercih yapmadılar?

Çünkü CENTCOM’da ve beyaz sarayda farklı kademelerdeki conicikler, onlara sadece askeri eğitim ve silah vermedi aynı zamanda aşırı fantastik ümitler verdiler. Sürekli inandırdılar.

Olan yine saf taraftarlarına oldu. Kadınları sınırsız ögürleştirme söylemleri ve başlarındaki örtüleri yere çalmaları işe yaramadı. Cinsi sapkınlara sahip çıkarak batıya şirin gözükme taktikleri işe yaramadı. İslamın şiarlarına her fırsatta hakarette bulunmak, en vasat İslami yapıları bile halka kötülemek işe yaramadı.

Hallerini ilk baştan beri şu söz özetliyordu:

Agir berda kayê xwe da ber bayê. (Samanı ateşe verdi, kendini rüzgâra verdi.)

Belli ki ingilizceleri zayıftı:

“Nations have no permanent friends or enemies, only permanent interests.”

(Devletlerin kalıcı dostları ya da düşmanları yoktur; kalıcı çıkarları vardır.)