Armağan Çağlayan, cenazelere ve cami avlularına başı açık gelenlere yönelik tepkisini dile getirerek, kutsal mekanlara girerken o inancın asgari kurallarına riayet edilmesi gerektiğini vurguladı. Çağlayan, “Bir dinin kutsal mekanına giriyorsanız, o dinin gereklerini yerine getirmek zorundasınız” dedi.

Çağlayan’a göre mesele kişisel inanç değil, saygı meselesi. “Sizin inanışınız farklı olabilir ama girdiğiniz kutsal mekanda bulunan diğer inananları rahatsız etmeye kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullanan Çağlayan, cami avlusunun da caminin bir parçası olduğunu hatırlattı.

“Nasıl ki yurt dışında kiliselere şapkayla girilemiyorsa, cami avlusuna da başı açık girilmemeli” diyen Çağlayan, son dönemde özellikle cenazelerin bir gösteri alanına dönüştürüldüğünü ima etti.

Çağlayan'ın açıklamaları “Kendi camiaları bile bu saygısızlığa dayanamıyor” dedirtti.

Son yıllarda özellikle cenazelerde ve cami mekanlarında ortaya çıkan tablo, basit saygı ilkesinin bilinçli biçimde ihlal edildiğini gösteriyor. İlginç olan şu ki; Amerika’dan, Avrupa’dan gelen yabancı bir kadın, camiyi gezmek için bile olsa başını örtme gereği duyarken, bu ülkenin ekran yüzleri, bu toprakların insanı olduklarını söyleyen sözde ünlüler, aynı hassasiyeti kendi halkına ve kendi değerlerine çok görür hale geliyor. Kendi inanç dünyasıyla barışık olmayan, dini yalnızca sosyolojik bir “görüntü” olarak algılayan bu kesim, camiyi saygının mekanı olmaktan çıkarıp görünürlüğün ve poz vermenin alanına dönüştürüyor. Kamera açıları, sosyal medya paylaşımları, “ben de buradayım” gösterileri… Hepsi bilinçli bir sahne performansına dönüşüyor.

Buradaki asıl sorun, başörtüsünün de çok ötesinde; dinin bir aidiyet değil, bir sınıfsal mesafe göstergesi gibi kullanılması. Yabancı bir turistin bile saygı gösterdiği bir değeri, bu ülkenin ekran ünlülerinin kendilerine “yakıştıramaması” düşündürücü. olarak değerlendiriliyor. Başörtüsü, onlar için bir inanç hassasiyeti de değil; ya egzotik bir detay ya da bilinçli olarak uzak durulması gereken bir sembol olarak görülüyor. Kendi inanmasa dahi kendi ülkesinde, kendi halkının kutsalına karşı bu mesafeli ve küçümseyici tavır, aslında bir kültürel yabancılaşmanın açık göstergesi olarak yorumlanıyor.

Daha da çarpıcı olan ise, bu rahatsızlığın artık yalnızca “muhafazakar kesimden” değil, aynı kültürel çevrelerin içinden yükselmesi. Kendi camiaları bile bu gösterişten, bu üstten bakan dilden ve kutsala mesafeli kibirden yorulmuş durumda. Çünkü kutsal mekanlar; ideolojik mesajların, kültürel üstünlük pozlarının ya da “biz sizden farklıyız” vurgusunun sergilendiği alanlar değil.

Muhabir: Mehmet Yaman