ABD ve soykırımcı israilli yetkililer, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş İran uranyumu meselesinin artık Tahran ile yürütülen açık mücadelenin merkezinde yer aldığını gizlemiyor. Son aylarda ABD ve israilde, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ya siyasi anlaşmayla ya da doğrudan askeri operasyonla ülke dışına çıkarılması gerektiğine dair söylemler giderek arttı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran uranyumunun “zorla ya da anlaşmayla alınmasından” birkaç kez söz ederken, soykırımcı israil Başbakanı Binyamin Netanyahu da CBS News kanalındaki “60 Minutes” programında İran’daki zenginleştirilmiş uranyum ülke içinde kaldığı sürece savaşın sona ermeyeceğini söyledi.

Netanyahu, uranyumun güç kullanılarak çıkarılıp çıkarılmayacağı sorusuna doğrudan yanıt vermekten kaçınsa da bunun “son derece önemli bir görev” olduğunu ifade etti.

Bu gelişmeler, özellikle 2025 ve 2026 yıllarında İran’daki nükleer tesisleri hedef alan saldırıların ardından yaşanıyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) 27 Şubat 2026 tarihli raporuna göre ajans artık İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut miktarını ve tam yerini doğrulayamıyor. UAEA, son saldırılardan sonra İran’ın nükleer programına ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybettiğini açıkladı.

Raporda İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş yaklaşık 440,9 kilogram uranyuma sahip olduğunun son doğrulanmış tahmin olduğu belirtildi. Bu oran teknik olarak nükleer silah üretiminde gereken seviyeye oldukça yakın kabul ediliyor.

Uzmanlar ve eski ABD’li yetkililer, askeri seçeneğin yalnızca kısa süreli bir saldırıdan ibaret olmayacağını, aksine İran’ın nükleer programıyla bağlantılı en karmaşık ve tehlikeli operasyonlardan birine dönüşebileceğini söylüyor.

Associated Press’in Nisan 2026 başındaki analizine göre İran’ın uranyum stoklarına güç kullanarak el koyma girişimi; ağır korunan tesislere baskın düzenlenmesini, yer altı tünellerinin açılmasını, geniş savaş alanlarının güvence altına alınmasını ve nükleer, kimyasal ve radyolojik maddelerle çalışabilecek özel ekiplerin kullanılmasını gerektirecek çok aşamalı operasyonlar anlamına geliyor.

Washington Post’un aktardığı bazı Amerikan senaryolarında, 82. Hava İndirme Tümeni ve Ranger birliklerinin yanı sıra ağır kazı ekipmanları ile askeri nakliye uçaklarının kullanılması öngörülüyor.

Eski ABD’li yetkililere göre yalnızca İsfahan tesisinin kontrol altına alınması için yaklaşık bin askere ihtiyaç duyulabilir. Bu da operasyonun sıradan bir hava saldırısından ziyade kapsamlı bir askeri kampanyaya dönüşebileceğini gösteriyor.

Hava saldırıları uranyumu gömebilir

13 Mart 2026’da Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan analizde, yalnızca hava saldırılarına dayalı bir operasyonun nükleer stokların kontrolünü kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırabileceği belirtildi.

Analize göre bombardıman, zenginleştirilmiş uranyumu yok etmek yerine yer altı tünelleri ve korunaklı tesislerin altında gömebilir. Böyle bir durumda operasyon, hava saldırısından çıkıp kara birlikleri, ağır iş makineleri ve uzman ekipler gerektiren uzun soluklu bir askeri harekâta dönüşebilir.

Askeri zorluk yalnızca tesislere ulaşmakla sınırlı değil. UAEA ve Genel Direktör Rafael Grossi’nin Reuters’a yaptığı açıklamalara göre İran’ın yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumunun önemli kısmı İsfahan’daki tünellerde bulunuyor. Natanz, Fordo ve muhtemel gizli tesislerde de ek stoklar olduğu düşünülüyor.

Bu da operasyonun tek bir hedefe yönelik saldırı değil; tünelleri, tesisleri ve çevresindeki alanları aynı anda güvence altına almayı gerektiren çok bölgeli bir savaş anlamına geldiğini gösteriyor.

ABD güçleri ağır kayıplarla karşılaşabilir

Associated Press’in aktardığı tahminlere göre ABD güçleri pusular, bombalı tuzaklar, karşı saldırılar ve aldatma operasyonlarıyla karşılaşabilir.

İran yıllardır nükleer tesislerini yer altında ağır korumalı komplekslere dönüştürdü. Eski Amerikalı yetkililer operasyonun “kesinlikle kayıp vereceğini” belirtiyor.

Tahran’ın, nükleer materyalleri taşımaya, saklamaya ya da önceden tespit edilmesi zor alternatif tüneller kullanmaya çalışabileceği ifade ediliyor.

Operasyon uranyumun çıkarılmasıyla bitmeyecek

Associated Press’e göre operasyonun en karmaşık aşamalarından biri, ele geçirilen uranyumun İran dışına nasıl çıkarılacağı olacak.

En olası senaryoda materyalin özel askeri uçaklarla İran dışındaki tesislere taşınarak yeniden işlenmesi veya zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi planlanıyor. Çünkü savaş sırasında bunun İran içinde yapılması neredeyse imkansız görülüyor.

Bu da ABD’nin güvenli hava koridorlarına, bölgesel üs desteğine ve müttefik ülkelerin onayına ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Ayrıca havaalanları, pistler ve nakliye hatlarının İran saldırılarına karşı korunması gerekecek.

Raporda askeri seçeneğin nükleer silahların yayılmasını önleme hedefinin tersine sonuçlar doğurabileceği uyarısı da yer aldı.

Saldırıların İran’ı geri adım atmaya zorlamak yerine daha sert politikalar izlemeye yöneltebileceği, UAEA ile iş birliğini azaltabileceği ve uranyum zenginleştirme oranını silah seviyesinde kabul edilen yüzde 90’a çıkarabileceği ifade edildi.

UAEA’nın İran stoklarına ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybetmesi nedeniyle operasyon sonrasında ne kadar uranyumun ele geçirildiğinin, yok edildiğinin veya gizlice taşındığının doğrulanmasının da son derece zor olacağı belirtiliyor.

Kimyasal ve radyolojik riskler

Operasyonun en tehlikeli yönlerinden biri de İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu depolamak için kullandığı uranyum hekzaflorür maddesiyle ilgili riskler.

UAEA’ya göre bu madde nemle temas ettiğinde veya zarar gördüğünde son derece zehirli hidrojen florür gibi bileşikler oluşturabiliyor.

Bu nedenle baskın, taşıma veya yeniden paketleme sırasında yapılacak herhangi bir hata ciddi kimyasal ve radyolojik kirlenmeye yol açabilir.

Bu yüzden saldırıyı gerçekleştirecek güçlerin özel koruyucu ekipmanlara ve gelişmiş kimyasal-radyolojik müdahale ekiplerine ihtiyaç duyacağı belirtiliyor.

ABD içinde de ciddi siyasi kriz riski

İç politikada da ABD’de İran’a yönelik geniş çaplı askeri operasyonlara ilişkin ciddi tartışmalar yaşanıyor.

Amerikan Savaş Yetkileri Yasası’na göre uzun süreli “düşmanca operasyonlar” için Kongre onayı gerekiyor. İran içinde kara operasyonu veya nükleer materyal çıkarma girişimi ise büyük çaplı savaş olarak değerlendirilebilir.

Mart-Mayıs 2026 arasında Kongre’de İran’a yönelik askeri operasyonların genişletilmesini kısıtlamaya yönelik çeşitli yasa girişimleri yapıldı ancak bu girişimler az farkla başarısız oldu.

Bu durum Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında İran’a karşı askeri müdahalenin sınırları konusunda derin görüş ayrılıkları bulunduğunu gösterdi.

Uzmanlara göre İran’dan uranyumun zorla çıkarılması; kara birlikleri, ağır ekipmanlar ve uzun süreli güvenlik operasyonları gerektireceği için Irak ve Afganistan savaşlarının yarattığı siyasi ve askeri yorgunluğu yeniden gündeme getirebilir.

Muhabir: Mehmet Yaman